• 22 Ocak 2019, Salı 9:57
VELİKARADENİZ

VELİ KARADENİZ

Kaç ‘face’ bir kestane kebabı eder abi?

Son zamanlarda yazdıklarıma şöyle bir baktım, hep siyaseti konu etmişiz. İyi de hep siyaset mi yazacağız kardeşim!

Aslında spor da yazabilirim, ekonomi de… Kültür-sanat (gerçi şimdi kalmadı) ve hatta magazin bile kaptırıveririz icabında. Dört başı mamur bir gazeteciyiz ama kimin umurunda… Arkamız yok arkamız.

Ben size bir itirafta bulunayım mı? Dostça, kardeşçe…

Hani o anlı şanlı köşe yazarları var ya… İşte onların hepsinin bir yerlerde amcası-dayısı var. Bunu çekememezlik anlamında söylüyor değilim. Evet, yetenekleri var, tamam. Ve fakat her şey yetenekle olmuyor!

Her şey yetenekle olmuyor dedim de aklıma Medyamit Genel Yayın Yönetmeni Murat Başaran geldi.

Adamda her şey var. Edebiyatsa, edebiyat… Kültürse kültür. On numara entelektüel… Bugünün burnundan kıl aldırmayan yazarları eline su dökemez. En baba yere koy, döktürsün.

Peki neden hiçbir yerde göremiyoruz? Çünkü, yanlışa “Doğru” değil; yanlışa “Yanlış”, doğruya “Doğru” diyor. Gri tarafı yok Başaran’ın.

Yazmaya başladığında, “Şu amca kızar, şu dayı darılır” demiyor Başaran.  

Yine hafiften siyasete mi girdik yahu!

★★★

Hadi gelin 90’lara gidelim!

Siyasetten biraz uzaklaşalım.

Gerçi biz, 78 kuşağıyız… Hani gençliğine Kenan Evren tarafından soğan doğranan kuşak…

90’lar daha iyiydi. Milenyumdan hemen öncesi. Ne face vardı, ne sosyal medya. Tivit, mivit, hak getire…

Bir walkman’imiz vardı. Koy kaseti, tak kulağına, uçuşa geç!

Uçuşa geç dediysek, yanlış anlamayın. O dönemde insanlık daha bir iyiydi sanki. Daha samimiydik be.

Bugünkü gibi, ne sahte sevgiler vardı, ne sahte dostluklar.

Misal benim bir Engin Aslan’ım vardı. Allahü Teala gani gani rahmet eylesin. Dostluğu ve arkadaşlığı ben Engin’de yaşadım.

Bir de Necati vardı. Necati hâlâ var. İyi ki var.

Engin ve Necati’yle yaşadığım arkadaşlığın tadını sonraki senelerde kimsede bulamadım.

Sonraki senelerde hep yamuklar mı çıktı karşıma? Kesinlikle hayır.

Aksine, çok değerli ve hayatıma yön verenler oldu. Bir Ömer abi var ki esas… Beni FETÖ’ye yem olmaktan kurtardı. Ciddiyim… Bana Büyükleri tanıtmasaydı, belki de şimdi “Hain” damgası yiyecektim.

Asker arkadaşım, dostum ve hocam Dr. İlhami Fındıkçı var bir de. Bakın, İlhami de yazarlıkta hak ettiği noktalara gelemeyenler arasında. Çünkü, onun da dayısı yok!

Son yıllarda tanıdığım Bayram abi var. En öne gelenlerden. Şimdi Mersin’e yerleşti. Ilıman insana, ılıman mekân… Özlediklerimiz arasında.

Şurada üç-beş isim saydım diye “Veli Karadeniz’in kimsesi de yokmuş” demeyin ha…

Beylik cümle olsun diye söylemiyorum. Ben, ömrü hayatımda gerçekten insan biriktirdim. Saymaya başlasam, bu yazıyı okumazsınız ki… Yoksa, her dalkavuğa, her ipte oynayana “Dostum” deseydim, şimdi beni de o yerlerde görürdünüz!     

Ben “Öncekiler iyi şimdikiler kötü” de demiyorum. Dediğim şu… Çocuklukta başlayıp, gençlikle alevlenen ve halen devam eden dostlukların tadı hiçbir kavunda olmuyor be kardeşim. Onlar farklı…

Tıpkı 90’lar gibi.

Geçenlerde Üsküdar Ferah Mahallesi’nde şirin bir mekân ilişti gözüme…

Tabelasında “90’lar hatırası” yazıyor.

Dikkatimi çekti, gittim, kimse yoktu. Araştırdım, bizim Ahmet Yaman’ın işi çıktı. Aradım, randevulaştık.

Bu defa gittiğimde Ahmet, odun sobasını yakmış. İçerisi nasıl bir sıcak, sizin kaloriferinize mi benziyor. Şirin mi şirin bir oda… Oh, mis…

Tam bir 90’lar dekoru… Çekyatından, büfesine, dantel örtülü televizyonuna kadar… Walkman bile var.

Ahmet ile sohbetin dibine vurduk. Ahmet’e önce “90’lar hatırası”nın hikayesini sordum. “Özlüyoruz be abi o günleri” dedi. “Her şeyi geçtim, sobanın üstünde pişirdiğimiz kestane bile bir başkaydı. Bisikletimiz vardı… Babamızın zar-zor aldığı, binmelere doyamadığımız bisikletimiz. Şimdiki çocuklara üzülüyorum” diye devam etti Ahmet…

“İyi ama şimdiki çocukların face’si, tivitırı var” dedim.

“Kaç face, bir kestane kebabı eder abi?” dedi.  

Eskimeyen dostlarınızla (Fazla değil, beş kişiyi geçmesin) mutlaka gidin, bir görün. Eski günlere döneceğinizin garantisini verebilirim. Önce Ahmet’ten (0 542 311 60 60) randevu alın.

Bunları niye mi yazdım?

Hep o sobanın üstünde demlenen çayın suçu!

Bir-kaç saat daha kalsaydım, roman yazardım roman.  

Ve günün birinde Veli Karadeniz imzalı bir roman görürseniz, bilin ki onu “90’lar Hatırası”nda yazmışımdır.

Hadi yazıyı bir daha okuyun. Özellikle de ★★★’dan sonrasını rica ediyorum…


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


Cemalettin Gürsoy Cemalettin Gürsoy 22.01.2019 21:53

Hepsini tabi ki yazarsın. Ama siyasete parmak atmayınca da yapamayız biz...

Menşure kaba Menşure kaba 23.01.2019 01:04

Eline koluna kalemine sağlık çok güzel bir makale evet 90 yıllar hatırasını görmek lazım kaç sefer gittiğimi hatırlamıyorum ama sohbet muhabbet sobanın üzerinde kestane muhteşem Ahmet arkadaşımızın emeğine sağlık

Son Osmanlı Son Osmanlı 04.02.2019 14:37

Yazıyı sonuna kadar okudum fakat ismime rastlamadım.Bende Veli abi beni çok seviyor,en iyi dostuyum diyordum?Küstüm.

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık