• 10 Aralık 2017, Pazar 10:37
SELÇUKBORA

SELÇUK BORA

YENİ SAPKINLIK: ÖLÜMSÜZ SÜPER İNSAN!

İnsan olmak ne demektir? Çeşitli bilim dalları insanı sosyolojik veya psikolojik davranışlarına göre değerlendirebilir, ama biz yine de insan olmanın düşünce ve davranışların toplamından çok daha fazlası olduğunu biliriz. İnsan, son derece kompleks, fiziki ve manevi bir yapısı olan karışık ve kusursuz bir varlıktır. Yüce Allah’ın Kur’anda en güzel şekilde yarattığını beyan ettiği, ruh, vücut, zeka, hareket ve duygulardan oluşan kusursuz bir makine.

Trans: Ötesinde, ilerisinde, 
Hümanizm; İnsana değer veren, insancılık. ''Her şey insanın hak ettiği hayatı yaşaması içindir'' felsefesini taşır.

Transhümanistler ise insanca yaşamak yetmez derler. İnsan doğası gereği evrim basamaklarında taşı yontmaktan atomu parçalamaya kadar yükselmiştir ve bu noktadan sonra durmak anlamsızdır.

Transhümanizm, insanı daha uzun yaşatmak, gelişen teknoloji ile insan duygularını, aklını ve fiziksel kapasitesini geliştirip daha süper bir insan oluşturmak ateşiyle yanıp tutuşan ve bu konunun, daha insan kapasitesini geliştiren teknolojiler gelişmeden önce tüm insanlıkça tartışılıp konuşulması gerektiğine inanan bir grup insanın çevresinde toplandığı bir akımdır.

Sadece bir düşünce topluluğu olarak faaliyet gösterdiğini bildiğimiz (ya da öyle sandığımız) bu felsefi görüş son yıllarda giderek bilimsel alanda ve popüler kültürde yer bulmaya başladı.

İnsanlığın, hem fiziksel, hem zihinsel, hem de sosyal açıdan çok daha üst seviyelere ulaşabileceğine inanan ve hatta buna ulaşmasında insana yardımcı olacak bir felsefedir.

Transhümanistler, bilim ve teknolojinin yardımıyla, insan hayatını olumsuz kılmaktan ve tüm hastalıklara ve ölüme meydan okumaktan! tutun da, zihnimizin içinde bulunan her şeyi bir bilgisayara yükleyebileceklerine; beyin, düşünceler ve duygular bütünüyle bunların klonlanması/ kopyalanması yada insan zihnine istenilen düşüncelerin yüklenebilmesi gibi şeyleri zamanla mümkün kılacaklarına inanıyorlar. Evet, transhümanist düşüncenin arkasındaki temel konsept; genetik mühendisliği, nanoteknoloji, klonlama ve diğer teknolojiler ile ölümsüz bir hayat yaratmanın mümkün olduğu ve bunun yapılması gerektiğidir.

Transhümanizm, bireysel gelişimin yanında teknolojik alanda da ne kadar yenilmez ve alt edilmez bir konuma geleceğimizi, hatta evrende ne zamana kadar var olacağımız gibi konulara kadar kapsamlı ve geniş bir alanda araştırma ve geliştirme boyutuna sahip!

Kültürel ve entellektüel bir harekettir. İleri teknoloji ile insanları geliştirebileceğimizi ve bunu yapmak zorunda olduğumuzu ileri sürer. Transhümanistler fiziksel, entellektüel ve psikolojik olarak insanları geliştirebilecek ve insanüstü sınırlara taşıyabilecek her teknoloji ve bilim ile yakından ilgilenirler.

Transhümanizm teknolojilerinden bir tanesini örnek vermek gerekirse; Amerika Transkraniyel Doğru Akım Uyarımı (tDCS) (beyine verilen zayıf bir elektrik akımıyla beyindeki reaksiyonları hızlandıran bir sistem) tekniğini kullanarak ordu nişancılarını eğitmiştir. Daha da ileri gidersek, transhümanistler şu anda bilgisayara bilinç yükleme ile uğraşıyor ve insan zekasından daha zeki bir bilgisayar üretince sonrasında ne olacağı merakıyla ilerliyor.

İlk etapta genetik mühendisliği transhümanizmin tetikleyicisi olarak görülüyor. İnsan genom haritası projesi kapsamında insan gen haritasının neredeyse tamamı çıkartıldı. Bugün yapay organ yapılabiliyor ve sorunsuz vücutta çalışabiliyor. Bir sonraki aşamayı tahmin etmek güç değil. Komple bir insan bedeni üretilebilir ve eğer bilincin bedenden bedene aktarımı sağlanabilirse insan ölümsüzlüğe erişebilir.

Bu akımın ilk hedefi ölümsüzlük! Bir sonraki hedefi insan bilincini makinelere aktarmak.

Ölümsüz süper insan kulağa hoş gelebilir, fakat aynı zamanda, insan popülasyonu artışının bütün potansiyel tehlikelerini ve ahlaki tuzakları da göz önünde bulundurmak gerekir. Dünya’daki herkesin sonsuz bir hayat yaşaması aşırı nüfus problemi yaratır ve bu durum dramatik ve hızlı bir sosyoekonomik felaketin başlangıcı olur. Bütün bu transhümanist hareketleri gerçekleştirip, bu felaketi engellemenin tek yolu ise ‘kısırlıktır’.

İşte, tam burada başka bir soru doğar: “Doğumlar ve ölümler olmadan, toplum ve insanlık daha ileriye mi gider; yoksa hiç ölmeyecek entellektüellerin ve demagogların ego savaşlarıyla tıkanır ve bir çıkmaza mı girer?” Ayni şekilde, eğer sadece zengin insanlar zekaya ve sonsuz yaşama, ilaçlara ve teknolojiye erişebilirlerse, topluma ne olur? Herkese zekasını geliştirme hakkı verilmeli midir? Herkesin IQ‘sunun 300 olduğu ve 5 doktoralarının olduğu bir toplumu yönetebilmek mümkün müdür?

Bu düşünceler Kur’andan tamamen uzak ve sapkın düşüncelerdir. Allah, kur’anda her canlının mutlaka ölümü tadacağını ve hiç kimsenin dünyada ebediyen kalamayacağını açıkça bildirmiştir. Bir canlı isterse Dünya oluştuğundan beri var olsun. Kıyamet günü o da ölümü tadacak. Kopacak olan kıyamet nihayetinde canlı cansız her şeyi önüne katıp yok edecektir.

Kıyamet Günü’ne inanmayanlarınız olabilir. Ama Dünya’nın da belirli bir ömrü var. Bilim bize Güneş’imizin bile bir gün söneceğini haber veriyor. Hatta başlangıcı olan evrenimizin de belli bir ömrü olduğunu biz bilim sayesinde artık biliyoruz.

İnsan her zaman uzun yaşamak, hatta hiç ölmemek ister. Ölümsüzlük suyunu arayan kahramanların serüveni, en eski efsanelerde geçer. Hazret-i Hızır'ın bu sudan içtiği söylenir.

‘’Ey Muhammed! Senden önce de hiçbir insanı ölümsüz kılmadık, sen ölürsün de onlar baki kalır mı? Her can ölümü tadacaktır; şu da var ki, Biz sizi seçip ayırmak için hayır ve şer ile sınava tabi tutuyoruz: zaten sonunda Bize döneceksiniz.” (Enbiya, 34-35)

“Yeryüzündeki her canlı yok olacak. Baki kalacak olan azamet ve ihtişam sahibi Rabbinin zatıdır.” (Rahman, 26-27)

“Her can ölümü tadar. Ve Kıyamet Gününde, karşılıklarınız size tam olarak ödenir. Ve kim ateşten uzaklaştırılır da cennete alınırsa, işte o murada ermiş olur. Bu dünya hayatıysa , aldatıcı bir tatmin aracından başka bir şey değildir” (Ali İmran, 185)

Yüce Allah’ın insandan istediği ölümsüzlük için değil ahiret için çalışıp vaktini heba etmemesidir.

Gördüğünüz gibi transhümanist fikirlerin ardından gelen sorular hayli kafa karıştırıcı; içinden çıkılması adeta imkansız görünüyor. Ancak teknoloji çok hızlı bir şekilde ilerliyor ve yepyeni alt yapılar kuruyor. Son yıllarda, akıllı telefonların çıkması ve inanılmaz bir hızla mobil ağlar oluşturulması sonucunda artık insanlarla ve dünyayla olan iletişim şeklimiz değişiyor.

Transhümanizmi en çok endişelendiren, insanların ve toplumun evriminin tarihsel yavaşlığı ile tehlikeli boyutta hızlı modern teknoloji arasındaki uçurumun her geçen gün büyümesi. Önceden de belirttiğim gibi, transhümanizm doğal olmayanı benimser ve destekler. Ve buna bağlı olarak, teknolojinin hızına yetişmesi gerekenin insan olduğunu ileri sürerek, insanın teknoloji yolu ile geliştirilmesi gerektiğini savunur!

Biz yıllardır ‘robotik varlıklara döndük, maneviyatımız kalmadı!’’ diye şikayette bulunurken Transhümanistler insanlığı gerçek birer ‘robot’ yapmanın peşinde olduğunu söylüyorlar!

Transhümanizmi biraz garip bulmakta çok haklısınız. Fakat unutmayalım ki, transhümanizm ancak yeni bir teknolojinin doğumu kadar gariptir. Büyük büyük anneannelerinizin ilk televizyon setini gördüğünde garipsemedi mi sanıyorsunuz? İlk buhar treninde seyahat eden yolcuların heyecanını düşünebiliyor musunuz?

Dolayııyla, böylesine bir hıza uyum sağlamak, alışabilmek ve kabullenmek çok da kolay değildir. 500 yıl önce doğmuş olsaydınız, yaşadığınız süre boyunca değişen herhangi bir teknolojiye tanık olmayacaktınız. Fakat bugün 40 yaşında olan bir insan sırasıyla; bilgisayarın icadına, internetin icadına, akıllı telefonların icadına, beyin implantlarının yapılmasına tanık olmuştur. Bu kadar hızlı ilerlemekte olan teknolojinin hayatı çok büyük boyutlarda etkilediği ve kişinin ayaklarının altından yer kayıyormuş gibi hissetmesine yol açması normaldir. Bilgisayar icat edildiğinde ne kadar çok kişinin fabrikalardaki işlerinden olduğunu hatırlayın. Bütün bunları göz önünde bulundurarak transhümanist teknolojilerin hayatı ne kadar çok değiştireceğini bir düşünün.

Bizler, bizim kuşağımız, hafızalarımızı bilgisayarlara yükleyebileceğimiz, hatta Matrix filmindeki gibi yeni hafızalar oluşturabileceğimiz beyin-bilgisayar ara bağına inatla karşı çıkarken, belki de çocuklarımız -24 aylıkken akıllı telefonlar kullanabilen çocuklarımız- bunun hakkında herhangi bir endişe duymayacaklar.

Bütün bunları toparlamamız gerekirse eğer; aslında tarih öncesinden beri insanlık yaşamını, aklını ve empati yeteneğini çeşitli araçlarla (kimi zaman teknoloji, kimi zaman ateşin icadı gibi) sürekli olarak geliştiriyor. Yani aslında transhümanizm felsefesi teknoloji var olduğundan beri süregelen ve kendiliğinden ortaya çıkan bir felsefe; fakat transhümanizm terimi yeni bir terim.

Bugünün çocuklarına bakın. Bilgisayarlaştırılmış veya dokunmatik olmayan her şey onlara yapay geliyor. Akıllı telefonlar, artık onların beyinlerinin bir parçası ve gelecekte de hafıza yükleme, biyonik implantlar, güçlendirilmiş exoskeletonlar ve diğer tum gelişmeler onların hayatının birer parçası olacak. Onlar transhümanizmi sadece teknolojik evrimin bir parcası olarak görecek ve buna uyum sağlamayanları insan olarak nitelendirmeyecekler.

www.ruhsaldestek.com


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık