• 17 Eylül 2020, Perşembe 15:18
SELÇUKBORA

SELÇUK BORA

Şeytanın tahtı nerede?

Peygamberimizin (Sav.) ‘’gölge ile güneş arasına oturmayı yasaklayan’’ hadisi neye işaret ediyor? Şeytanın Tahtı Nerede? Yardımcılarının Sarayları Nerede?

‘’Su Engeli’’ Bölgeleri

Dünyanın birçok yerinde, üzerinde yaşanan korkutucu, esrarengiz ve açıklanamayan olaylar, gemi, tekne ve uçak kayıplarının çok yüksek oranda yer alması sebebiyle ŞEYTAN ÜÇGENİ adıyla anılan ve SICAK SU AKIMLARIYLA SOĞUK SU AKIMLARININ BİRLEŞTİĞİ bölgeler vardır.

Bu bölgelerin sayıları 12 olarak bilinir. Ortak özellikleri okyanus akıntılarının içine bulunduğu denizin özelliklerini kazanmak için değişime uğradığı veya yer değiştirdiği yerler olmalarıdır.

Bunlardan en çok bilineni Atlantik Okyanusundaki ‘’Bermuda Şeytan Üçgeni’’ adıyla tanınan bölgedir.

Diğer en çok tanınan şeytan üçgeni (Formoza) ise adını Çin kıyılarından 145 km. uzaklıkta bulunan Formoza adasından alan ‘’Formoza Şeytan Üçgeni’’ veya ‘’Şeytan Çukuru’’dur.

Bu üçgende de Bermuda Şeytan Üçgeninden aşağı kalmayan esrarengiz kaybolma hadiseleri yaşanmıştır.

Amerikalı bilim adamı Ivan Sanderson, Bermuda Şeytan Üçgeniyle Formoza Şeytan Üçgenini harita üzerinde görmeyi denedi ve yeryüzünde buna benzer altısı kuzey yarım kürede, altısı da güney yarım kürede olmak üzere toplam 12 bölge olduğunu öğrendi.

Bu bölgelerden on tanesi denizlerde, ikisi de karalar üzerinde bulunuyordu.

SANDERSON, KUŞKULU OLAN BU BÖLGELERİN ÇOĞUNUN OKYANUSLARDAKİ SICAK VE SOĞUK SU AKINTILARININ BİRBİRLERİYLE KARŞILAŞTIĞI YERLERDE BULUNDUĞUNU GÖRDÜ.

Bu bölgeler, üstten ve alttan gelen suların değişik yerlere yöneldiği ‘’düğüm noktaları’’ydı!

Sanderson, bu birbirine zıt ve ısı farkından etkilenen güçlü su akıntısı hareketlerinin bütün bu esrarengiz olaylara neden olan ‘’manyetik dalgalar’’ oluşturduğuna karar verdi.

Şimdi bu hakikate işaret eden ayetlere bakalım:

‘’O, iki denizi birbirine salmıştır. Bu tatlı, susuzluğu giderici; bu tuzlu ve acıdır. Ve ikisinin arasına birbirine kavuşmalarına engel olan bir perde koymuştur (hiç birbirine kavuşmazlar).’’ (Furkan, 53)

‘’İki denizi birbiriyle kavuşsun diye salıvermiştir. Fakat aralarında birbirine karışmasına engel olan bir perde vardır.’’ (Rahman, 19-20)

Rahman suresinde adı geçen engelle Furkan suresinde adı geçen su engeli aynı değildir.

Rahman suresinde adı geçen engel bir denizle bir başka denizin birleştikleri yerde bulunur.

‘’İkisinden de inci ve mercan çıkar.’’ (Rahman, 22) ayetinde de görüleceği üzere inci ve mercan denizlerden çıkar.

Furkan suresinde adı geçen engel ise, bir nehirle bir denizin birleştiği yerde bulunur.

Birinci tip engelin ne olduğu konusundaki bilgiye, ancak şu günlerde ulaşılabilmiştir.

Bir nehirle bir denizin birleştiği yerde bulunan engel, eski çağlardan bu yana bilinen bir olgudur.

Yüzey Gerilimi

Gözlem ve deneylerin verilerine göre, sıvıları bağlayıcı olan ve ‘’Yüzey Gerilimi’’ adını alan fizik yasası iki sıvıyı birbirinden ayırır.

Çünkü her sıvının molekülleri birbirini farklı şekilde çekerler.

Bu nedenle her sıvı kendi içinde bütünlüğünü korur.

Çağdaş bilim, Kur’an’ın ‘’aralarında bir engel vardır, birbirine geçip karışmıyorlar’’ cümlesiyle açıkladığı bu fizik yasasından çok yararlanmıştır.

‘’Berzah’’ sözcüğü burada iki farklı su arasında bulunan ve bunları birbirinden ayıran Yüzey Gerilimini anlatmaktadır.

Bir bardağa su doldurun.

Bu su ancak bardağın üzerinden belirli bir yüksekliğe çıkınca taşar.

Bunun nedeni, sıvı moleküllerinin bardağın yüzeyi üzerinde tutunacakları bir şey bulamadıklarında altlarında olan moleküllere doğru dönmeleridir.

Bu sırada, suyun yüzeyinde elastik bir zar oluşur ve bu zar, belirli bir yüksekliğe kadar suyun taşmasını engeller.

Söz konusu zar, üzerine koyacağınız bir iğnenin suya batmasını engelleyecek kadar güçlüdür.

Suyla yağın, tatlı suyla tuzlu suyun birbirine karışmasını önleyen bu olguya ‘’Yüzey Gerilimi’’ adı verilir.

Zıtlıklar Nerede Birleşiyor İse Şeytanlar da Orada!

Şeytanların, zıtların bir araya geldiği yerlerde bulunduklarına dair pek çok hadis vardır:

1-) Resulullah (Sav.) buyurdu ki: ‘’İçinizden biri otururken, gölge ondan çekilince vücudunun bir kısmı gölgede, bir kısmı güneşte kalacak olursa oradan kalsın. Öyle yer, şeytanın oturduğu yerdir.’’ (Ebu Davud)

Büreyde İbnu'l-Husayb (Ra.) anlatıyor: ‘’Resulullah (As.) gölge ile güneş arasında oturmayı yasakladı.’’ (İbni Mace)

Herhangi bir şeytanın tercih ettiği oturma şekli, bedeninin yarısının güneşte, diğer yarısının ise gölgede veya bedeninin bir kısmı sıcakta bir kısmı soğukta kalacağı oturma şeklidir.

Bu hadis bize şeytanların nerelerde oturmaktan ve zaman geçirmekten hoşlandıklarını gösteriyor fakat İblis’in tahtının ve sarayının nerede olduğu hakkında bize net bir bilgi vermiyor.

Bunu anlayabilmek için yine İblis’in nereye yerleştiği ile ilgili başka bir hadisi inceleyelim.

2-) Resulullah (Sav.) buyurdu ki: ‘’İblis tahtını SU ÜZERİNE KURAR. Sonra yapacakları kötülükleri yapmak üzere adamlarını sağa sola gönderir. Makam ve mevkice ona en yakın olan, fitnenin en büyüğünü yapandır. Sonra şeytanların hepsi insanlara yaptıklarını anlatmak üzere İblis’in yanına gelir ve içlerinden birisi: ‘Ben şunu, şunu yaptım.’ der. Ancak İblis ona: ‘Senin yaptığın da bir şey mi?’ der. Sonra bir başkası gelir ve ‘Falan adamı, karısından boşayıncaya kadar onun yakasını bırakmadım.’ der. İblis bundan o kadar memnun olur ki, hemen onu yanına çağırır ve ‘Sen ne kadar şirinsin!’ diyerek ona iltifat eder.” (Müslim, Münafıkûn 67; Müsned, 3/314)

İblisin krallığını ve ordularını yönetmek için kullandığı birçok sarayı vardır.

İblisin sarayı iki denizin birleştiği fakat sularının birbirine karışmadığı yerdedir.

Bu saraylar, yani iki denizin birleşerek sıcak su akıntılarıyla soğuk su akıntılarının karşılaşmış olduğu bütün ‘’su engeli’’ bölgeleri, İblise hizmet eden, insanoğlunu bozmak ve saptırmak üzere çalışan İblis ve onun devletini yönetmek üzere atadığı erkek ve kız çocukları için yapılmışlardır.

Şeytan, gölge ile güneş arasına uzandığına, zıtların birleştiği yerlerde barındığına göre İblis’in, iki denizin birleştiği yerde yaşaması muhtemeldir.

Bilindiği üzere maddenin molekülleri ve bu arada elektronlar da sıcaktan soğuğa doğru hareket ederler. Bu sırada, o ortamda bir elektron akımı ve buna bağlı olarak da elektromanyetizma meydana gelir.

Anlaşıldığı kadarıyla, meydana gelen bu elektromanyetizmadan şeytanlar bir şekilde güç almaktadır.

Muhtemel ki İblis ve ordusu da bu ilme vakıf olup manyetik dalgaların yaydığı enerjiden faydalanmaktadırlar ve insanların buradaki tehlikeyi görerek bu noktalara yaklaşmaktan ve zarara uğramaktan korkacaklarını düşünerek saraylarını bu bölgelere inşa etmişlerdir.

(Müslüman cinlerden alınan istihbarat da bunu gösteriyor. Bunların içinde o bölgeye gidip İblisi bizzat yerinde görenler vardır.)

Tuvaletimizi yaptığımız yerde abdest almamızın vesveseye sebebiyet vereceğini ifade eden hadis de bunlardan biridir:

Resulullah (Sav.) buyurdu ki: ‘’Sizden biri yıkanacağı yerde idrarını yapıp da sonra gusül veya abdest almasın. Zira bütün vesveseler bundandır.’’ (Ramuz el-Ehadis)

Hava karardığında şeytanların yeryüzüne dağıldıklarını ve özellikle çocukların bu vakitlerde dışarıya bırakılmamasını öğütleyen ve gece bitip hava aydınlanırken şeytanların geri çekildiklerini ifade eden hadislere dikkat edelim:

Cabir (Ra.) anlatıyor: Peygamberimiz (Sav.) şöyle buyurdu:

‘’Güneş batıp gece karanlığı bastığında, yahut akşamladığınız zaman, çocuklarınızı dışarı çıkmaktan men ediniz. Çünkü, şeytanlar o sırada etrafa dağılırlar, faaliyete geçerler. Gecenin bir bölümü geçti mi o takdirde onları bırakabilirsiniz.’’

Sabah ve akşam namazları tam da bu vakitlere konularak şeytanların yeryüzüne yayıldığı ve geri çekildiği vakitlerde yani aydınlık ve karanlığın birleştiği/ yer değiştirdiği vakitlerde Allah’ı zikrederek adeta korunmamız hedeflenmiştir.

Şeytanın, ölmeye yakın bir kimseye görünmesiyle ilgili hadisler de aslında diğer bir boyuta geçiş anında yani ne tam yaşayan ne de ruhunu teslim etmiş bir kimseye iki zıddın (yaşam ve ölüm) bir araya geldiği anda geldiğine işaret eder.

Şeytanın, yeni doğan bir bebeğe dünyaya gelir gelmez dokunması da buna işaret ediyor olabilir:

Ebu Hureyre anlatıyor: Peygamberimiz (Sav.) buyurdu ki: ‘’Doğan hiçbir çocuk yok ki, doğduğu anda şeytan ona dokunmuş olmasın. Onun doğar doğmaz çığlık atarak ağlaması, bu dokunmanın sonucudur. Tek istisnası Meryem ve onun oğludur.’’

Sanal(gölge) ile gerçek(güneş) arasındaki belirgin çizginin kaybolduğunu düşünün. İkisinin arasında kalan bir dünya.

Biraz gerçek biraz sanal.

Şeytan adeta geçiş yollarını (gri alanları) tutmuştur.

Mason mabetlerinde zeminin siyah beyaz karolarla döşenmesi zıtları bir araya getirmek ve şeytani enerjiyi ortaya çıkarmak için olabilir mi?

Zıtlıklar ve bereketsizlik

Yemekten sonra ağzımızı çalkaladığımızda kanalizasyona giden yiyecek kırıntıları bereketi yok eder.

Bunun nedeni bir araya gelmemesi gereken iki maddenin (nimet ve necasetin yani pisliğin) karışmasıdır.

Yemekten sonra eller yıkanmadan taharet alınması da aynı sonucu doğurur.

Tüm bu yerler şeytanlar için birer yerleşim alanıdır.

Mekan sahipleri için de bereketsizlik kaynağıdır.

Şeytanın olduğu yerde bereket olmaz.

İçin Dışın Bir Olsun

‘’Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol!’’ veya ‘’İçin dışın bir olsun, riyakar olma!’’ türünden tavsiyeler imani yönden tam bir birlik haline işaret eder.

İçi başka dışı başka olan bir kimse, aslında bünyesinde, yan yana gelmesi son derece tehlikeli bir zıtlığı barındırır.

Müslüman gibi görünüp dinine yakışmayacak işler yapar. 

Bu sebeple münafıklardan olur ve şeytanların musallatına uğrar.  

Kişi ya iman ederek Allah’ın emir ve yasaklarına uyar ya da inançsız bir hayat sürer. Bunun ortası yoktur.

İman ettiklerini söyledikleri halde kendilerine farz olan ibadetleri yerine getirmeyen, günah işlemekte ısrar eden, kalplerinin temizliği ve Allah’ın rahmetinin çokluğuyla gönül avutanlar, farkında bile olmadan bünyelerinde meydana getirdikleri zıtlık ile vücutlarını şeytanların yuvaları haline getirirler.

Kısaca insanda zıtlar bir arada bulunabildiği ve imanla küfür yan yana olamayacağı için insanoğlu şeytanların musallatına uğruyor. İman ile yalanın, iman ile zinanın, iman ile şirkin bir arada bulunamayacağı hakkındaki hadisleri okursak sanıyorum mesele daha da aydınlanmış olacaktır.

Sonuç olarak…

1-) Peygamber efendimizin İslam’ı anlatırken kullandığı önemli metodlardan biri, birçok mahzuru bulunan veya mahzuru zamanla anlaşılacak olan pek çok meseleyi şeytana nispet ederek, şeytana veya şeytanın davranışlarına benzeterek yasaklamaktır.

1450 yıl evvel yaşayan insanlara bazı hakikatler ancak bu şekilde izah edilebilirdi. Mesela yemek yerken tuzluyla tatlıyı birlikte yemenin vücuda vereceği zarardan ‘’şeytan’’ diye bahsetmek olasıdır.

2-) Bedenin bir kısmı gölgede bir kısmı da güneşte olduğu halde oturmanın sağlık açısından zararlı olduğu söylenmiştir.

İnsan vücudunun bir kısmı gölgede iken bir kısmının güneşte kalması vücudunun birbirine zıt iki etkinin etkisinde kalmasına sebep olur. Vücut iki zıt tesir altında kalınca mizacı bozulur. Bu bozulma neticesinde vücut sıhhatini kaybeder.

İslam alimleri arasında, gölge ile güneş arasında oturmak ‘’bedenin afetleri’’nden sayılmıştır.

3-) Şeytanlar, tatlı-tuzlu, karanlık-aydınlık, sıcak-soğuk benzeri zıtlıkların bir arada bulunduğu yerlerde oluşan manyetik dalgalardan besleniyor.

4-) Biz bu bölgelerdeki uçak ve gemilere şeytanların müdahale ettiğini, onları şeytanların batırdıklarını iddia etmiyoruz. Sadece şeytanların zıt kutupların bir araya geldiği bölgelerde yaşadıklarını ifade etmeye çalışıyoruz.

Zira şeytanların böyle bir kuvvete sahip olduklarını söylemek doğru olmaz.

Böyle bir durum bu nesnelere fiziksel temasta bulunup onları suya düşürmek ve batırmakla değil, ancak uçak ve gemileri kullanan görevlilerin zihinlerine müdahale etmekle mümkün olabilirdi.

Biz şeytanların, zıtlıkların bir araya geldiği ve bu tür felaketlere yol açtığı bölgelerde yaşamayı seçtiklerini söylüyoruz.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık