• 18 Ağustos 2020, Salı 22:19
SELÇUKBORA

SELÇUK BORA

Ruh ve nefs aynı mı?

Ruh ve Nefs aynı şey midir?

Çok tartışılan, akıl ve mantığın hudutlarını zorlayan bir soru.

Kur’an ayetlerine baktığımızda nefs, kişinin ‘’kendisi’’ olarak takdim edilir. Günah işleyerek kendisini Allah’ın azabına hazırlayan bir kimse için ‘’o nefsine zulmetti’’ veya ‘’onlar kendi nefislerine zulmediyorlar’’ ifadesi kullanılır.

Nefs, insanın arzu, heves ve ihtiyaçları, canı, ruhu, hayatı ve istekleriyle kişinin bizzat kendisi, benlik demektir.

‘’Şurası kesindir ki Allah, insanlara zerre kadar zulmetmez. Ne var ki, insanlar kendi kendilerine zulmedip duruyorlar.’’ (Yunus, 44)

Ruh ise bedeni ayakta tutan hayat enerjisidir. Kişinin ruhu olmadan parmağının ucunu dahi oynatması  mümkün değildir.

Genellikle ruh ve nefsin aynı şey olduğu düşüncesi yaygındır. İkisini birbirinden ayırmak, ayrı düşünmek imkânsız gibi görünür.

Fakat bana göre bu iki kuvvet birbirinden farklıdır. Zira yaratılışları, maksatları, zevk ve hedefleri ayrı ayrıdır.

Şimdi ikisinin neden birbirinden farklı olduklarını anlatmaya çalışalım:

1-) İnsan nefsini ezince (nefs terbiyesi ile meşgul olunca) ruh kuvveti ortaya çıkıyor. Kişi ruhsal yönden gelişiyor, kalp gözü açılıyor, zaman ve mekan kavramları ortadan kalkıyor. Nefs, bu anlamda ruh için kalın ve karanlık bir perdedir. Ruhun kabiliyetlerni gösterebilmesi için bu kalın perdeyi aralaması ve ‘’yükselmesi’’ gerekiyor. İnsan nefse uyduğunda ise ruh perdeleniyor ve köreliyor, maneviyat kalmıyor. Demek ki bu iki kuvvet aynı değil fakat birbirlerine bağlı hareket ediyorlar.

Ruh ile nefsin birbirleriyle çok yakın ilişkisi olduğundandır ki, bazılar bunları aynı şey sanmışlardır. Ama ayrı isimlerinin olması, nefsin bazen kınanmasına karşılık, ruhtan olumsuz olarak söz edilmemesi aynı şeyler olmadıklarını gösterir.

2-) Ruh temiz ve itaatkar, nefs kötü ve isyankardır. Ruh göksel, nefs ise yeryüzü ve zevkleriyle alakalıdır. Nefs, emir verilmesinden, Allah’a itaat etmekten, nasihatten, abdestten, namazdan, zekat vermekten hoşlanmaz. Haset, kıskançlık, isyan, menfaatperestlik, cimrilik, oburluk, şehvet, kin ve nefret nefsin karakteridir.

Ruh hep yüce bir varlık olarak zikredilirken nefsin iyi ve kötü taraflarından söz ediliyor. Sanki ruh bizim müdahale alanımızda değil ama nefsi biz eğitip Allah'tan 'razı' bir nefis haline getirebiliriz.

‘’Size nefislerinizin hoşlanmayacağı bir emirle gelen her peygambere kafa mı tutacaksınız?’’ (Bakara, 87)

‘’Andolsun biz, İsrailoğulları'ndan söz aldık ve onlara peygamberler gönderdik. Fakat ne zaman onlara bir peygamber nefislerinin hoşlanmadığı bir şey getirmişse, bunlardan bir kısmını yalanlamışlar, bir kısmını da öldürmüşlerdir.’’ (Maide, 70)

Cenabı Allah dünyayı ve içindeki varlıkları yaratmadan evvel, öncelikle gelmiş ve gelecek bütün insanların ruhlarını yaratmıştır.

Bunları ruhlar âlemi denilen bir âlemde bir araya getirmiştir. Daha sonra hepsini birden huzurunda toplayarak kendilerine hitaben:

‘’Ben sizin Rabbiniz değil miyim?’’ Diye sormuştur.

Ruhlar da: ‘’Evet, sen bizim Rabbimizsin, ancak sana ibadet eder, senden yardım dileriz’’ demişlerdir.

Cenabı Allah daha sonra insan ruhunun bu sözünde ne derece samimî ve doğru olduğunu ortaya çıkarmak için, şu dünyayı bir imtihan yeri olarak yaratmıştır.

‘’Bir de Rabbin, Âdemoğullarından, bellerindeki zürriyetlerini alıp da onları kendi nefislerine şahit tutarak: ‘Ben sizin Rabbiniz değil miyim?’ dediği vakit, ‘evet Rabbimizsin, şahidiz’ dediler. (Bunu) kıyamet günü ‘Bizim bundan haberimiz yoktu.’ demeyesiniz diye (yapmıştık).’’ (Araf, 172)

Bu da ruhun itaatkar olduğunu, Rabbini tanıdığını, doğruyu yanlıştan ayırabilme özelliğine sahip olduğunu ve nefs gibi herhangi bir tesir altında kalmadığında nerede nasıl davranması gerektiğini bildiğini gösterir.

3-) Ruh ve nefsi aynı saymamızın sebebi nedir?

Her ikisi tek vücutta oldukları için. İki farklı kuvvet bir bedende olunca insan hayata bakışının, duygu ve davranışlarının ruhtan mı yoksa nefsinden mi olduğunu kestiremeyebiliyor. Doğrusu ikisini ayırma gereği de görmüyor.

Fakat bu kuvvetlerin tek vücutta toplanması ve tek başına hareket ediyor görünmesi bizi aldatmamalıdır. Vücut tek olsa da etten kemikten yaratılmış insan vücuduna birçok enerji girip çıkabiliyor. Gerçek şu ki insan vücudu -şuurlu ya da şuursuz- birden fazla kuvvete ev sahipliği yapabilir, bu kuvvetler ona yön verebilir, algılarla oynayıp gerçekleri farklı gösterebilir.

Örneğin cinler…

Cinler insan vücuduna girdikten sonra onları istedikleri gibi yönlendirebilir, tercihlerine müdahale edebilir, yapmak istemedikleri şeyleri insana yaptırabilirler. Bütün bunlardan habersiz insan davranışlarını kendinden bilerek yanılır.

‘’Cinne gelince onu da (insandan) daha önce, (vücudun gözeneklerine) nüfuz eden kavurucu ateşten yarattık.’’ (Hicr, 27)

Ne oldu şimdi? Ruh, nefs, cinler… Üstelik bir vücuda onlarca hatta yüzlerce cin girebiliyor, çünkü cinlerdeki mekan algısı bizdeki gibi değil.

4-) Ruh hakkında çok az şey biliyoruz fakat nefis hakkında geniş malumata sahibiz.  Nefsin istekleri, nasıl dizginlenebileceği vs.

‘’Ey Muhammed! Sana ruhtan soruyorlar. De ki: "Ruh Rabbimin bildiği bir iştir ve size ilimden ancak az bir şey verilmiştir.’’ (İsra, 85)

5-) Ruh, ortada bir vücut yokken de vardır, yaşayabilir fakat nefs ancak ruhun bedene girmesiyle meydana gelebilir:

‘’Sonra onu düzenli bir şekle sokup, içine kendi ruhundan üfürdü. Ve sizin için kulaklar, gözler ve gönüller var etti. Siz pek az şükrediyorsunuz!’’ (Secde, 9)

6-) Allah ayetlerde ‘’Ruhumdan’’ ifadesini kullanıyor. Çünkü ruh Allah’ın Hayy ismiyle yaratılan, hayat ışığıdır. Nefs böyle değildir. O halde ruh Allah'tan gelen ve canlıyı canlı kılan ilahi öz, hayat ışığı. Yani bu manevi hattın Allah'a ulaşan yönü ruh, insanın dünyaya bakan arzularına bulaşmış kısmı ise nefs. Bir ipin iki ucu gibi. Bir ucu insanı Allah'a çekiyor, diğer ucu dünyaya.

İnsan sanki bu tahterevalli çubuğunun tam ortasında ve ondan akıl vasıtasıyla ruhun yolunu izlemesi isteniyor ki Allah'a varabilsin.

Ben, onun yaratılışını tamamladığım ve ona ruhumdan üflediğim zaman, siz hemen onun için secdeye kapanın.’’ (Hicr, 29)

‘’Onu tesviye edip, düzeltip de ruhumdan ona üfledim mi derhal ona secdeye kapanın.’’ (Sad, 72)

‘’Irzını korumuş olan, İmrân kızı Meryem'i de Allah örnek gösterdi. Biz, ona ruhumuzdan üfledik ve Rabbinin sözlerini ve kitaplarını tasdik etti. O, gönülden itaat edenlerdendi.’’ (Tahrim, 12)

7-) Nefs şeytanın en büyük yardımcısıdır. Şeytan, insanın ancak nefsine uymasıyla harekete geçerek ona yaklaşabilir. Ruh böyle değildir. Aslında şeytan tek başına çok büyük işler yapacak güçte değil. Allah bunu açıkça söylüyor:

‘’İblisin benim has kullarım üzerinde bir gücü yok’’ diyor. (Sebe, 21)

Her ne olursa olsun, işte şeytanın araç olarak kullandığı ve işlerini ancak onunla gördüğü şey nefstir. Şeytan ilk atamıza ve anamıza da bu damardan girdi.

Ruhun gıdası ibadet, nefsin gıdası ise hoşlandığı işleri yapmak ve günahlardır:

‘’Şunu iyi bilin ki kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.’’ (Rad, 28)

‘’Andolsun ki insanı biz yarattık. Ona nefsinin ne fısıldadığını da biliriz. Biz ona şah damarından daha yakınız.’’ (Kaf, 16)

9-) Ruhun maddi cisim ve zevklere, birlikte olmak isteyeceği karşı cinsten bir bedene ihtiyacı yoktur (ruhun cinsiyeti var mıdır?) fakat nefsin vardır:

‘’Sizi bir tek nefisten yaratan, onunla sükûnet bulsun diye eşini de ondan yaratan Allah'tır. O, eşini kucaklayıp sarılınca (ona yaklaşınca), eşi hafif bir yük yüklendi (hâmile kaldı). Bir müddet böyle geçti, derken yükü ağırlaştı. O vakit ikisi birden Rableri olan Allah'a şöyle dua ettiler: "Eğer bize salih bir evlat verirsen, biz muhakkak şükredenlerden olacağız.’’ (Araf, 189)

‘’Yine O'nun âyetlerindendir ki, sizin için nefislerinizden kendilerine ısınırsınız diye eşler yaratmış, aranıza bir sevgi ve merhamet koymuştur. Şüphesiz ki bunda düşünecek bir kavim için nice ibretler vardır.’’ (Rum 21)

10-) Nefsin temize çıkarılması yasaklanmıştır, çünkü o kötülüğü emreder:

‘’Ben yine de nefsimi temize çıkarmıyorum. Çünkü nefis şiddetle kötülüğü emreder. Ancak Rabbimin rahmetiyle bağışladığı müstesna. Muhakkak ki, Rabbim bağışlayıcı ve merhametlidir.’’ (Yusuf, 53)

11-) Nefs ölümlü ruh ölümsüzdür.

‘’Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak kötülük ve iyilikle deneyeceğiz. Hepiniz de sonunda bize döndürüleceksiniz.’’ (Enbiya, 35)

12-) Pekiyi, madem ki ruh başka nefs başka, o halde ruh nerede nefs nerede yani ne zaman sahneye çıkıyor?

         Ruh bedene girince şuur hali başlıyor. Kişi duyu organlarından faydalanmaya, etrafındaki dünyayı tanımaya ve isimlendirmeye başlıyor. Nefs bu aşamadan sonra vücutta harekete geçerek vücudu beslemeye, isteklerine cevap vermeye başlıyor. Vücut olgunlaşarak ergenlik evresine geldiğinde ise bu istekler artıyor ve genişliyor.

        Ruh vücuda girince bedenin yiyip içebilmesi, soyunun devam edebilmesi için nefs gibi dünyaya düşkün, dünya nimetlerinin kendisine süslendiği, sevdirildiği bir yiyiciye ihtiyaç oluyor. Vücudun, yaşadığı dünya aleminde hayatta kalabilmesi için fiziksel koşullara ayak uydurması gerekiyor. Bu da nefsle mümkün oluyor.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık