• 10 Mart 2018, Cumartesi 20:38
SELÇUKBORA

SELÇUK BORA

Işınlanmak mümkün mü?

İnsanoğlunun binlerce yıldır hayalini kurduğu, varlığını, merakla insanüstü gibi görünen esrarengiz yapılarıyla dikkat çeken kadim uygarlıkların yapılarında aradığı, romanlar ve bilim kurgu filmleriyle işlemekten vazgeçemediği konulardan biri olan ‘’Işınlanma’’ meselesi, belki de cinlerin binlerce yıldır bildikleri ve uyguladıkları sıradan bir hadisedir.

Günümüzün bilim adamları, bir insanı atomlarına ayırıp, başka bir yerde birleştirebilmenin hiç bir zaman mümkün olamayacağını söylüyorlar. İnsanı gideceği yerde birleştirebilmek için, toparlanamayacak kadar çok bilgi gerekiyor. Ancak elimize ulaşan bilgilerden, yapıları müsait olduğu için cinlerin bunu yapabildiklerini biliyor veya şimdilik öyle zannediyoruz.

Hz. Süleyman'ın huzurunda Belkıs’ın tahtını getirmek için bekleyen ele avuca sığmaz, son derece enerjik ve atılgan ifrit bunun bir kanıtıdır. Konunun geçtiği ayetlerde bu ışınlanmayı sağlayan cinin ‘İfrit’lerden olması, bizlere, belki bu hadisenin cinler arasında yalnızca belli kuvvet ve kabiliyetlere sahip cinlerle sınırlı olduğunu veya sadece cinlerin bazı türlerinin bu tür özelliklerle donatıldığını düşündürebilir. Burada asıl önemli olan her ne olursa olsun cinlerin bu hadiseyi bir şekilde gerçekleştirebildikleridir.

‘’Cinlerden ifrit: "Sen, makamından kalkmadan önce onu sana getiririm. Muhakkak ki ben, ona (onu gerçekleştirebileceğime) kuvvetle eminim." dedi.
Kitaptan ilmi olan kişi: “Ben onu, sen gözünü açıp kapamadan önce sana getiririm.” dedi. (Süleyman A.S) böylece onun yanında (önünde) durduğunu görünce: “Bu Rabbimin bir fazlıdır (lütfudur), ben şükredecek miyim yoksa küfür (nankörlük) mü edeceğim diye beni imtihan etmek için.” dedi. Ve kim şükrederse sadece kendi nefsi için şükreder. Ve kim küfrederse o taktirde muhakkak ki benim Rabbim Gani'dir, Kerim'dir.’’
(Neml suresi, 39-40)

(Bu ayetleri okuyan bir kimse -neden bilinmez-, ister istemez sanki bir cinin elinden tuttuğunda cinin, kendisini, kendi hızında çok uzak bir mesafeye çok kısa bir zamanda götürebileceği hissine kapılıyor.)

"Kitaptan bir ilme sahip olan kimse"nin cin olmadığı açık. Bu kişi, semavi kitaplardaki gizli ilimlere sahip bir insandır. Demek ki ışınlanma olgusu cinlere has bir özellik değil. Ancak bu meçhul şahsın kullandığı ilmin mahiyeti de bilinmiyor. Bu işi bilimden ziyade gizli bir manevi bir ilimle yaptığı ortada. Umalım ki bu ilmi ondan başka bilen ve yeri geldiğinde kullanacak birileri de olsun.

İfrit burada kibri ve/ veya yetenekleriyle bir gösteri mi yapmak istemiştir? İfrit bu işi tek başına mı yoksa cinlerden ordusuyla mı yapacaktı?

Hz. Süleyman, ona bu görevi vermeyeceği halde sırf ondaki bu yeteneği ortaya çıkarmak, insanlara ve hatta bizlere göstermek adına ona tuzak bir soru mu sormuştu?

Kur’an, binlerce yıldan beri ışınlanmanın peşinde olan insanlara, bunun çok eskiden bir peygambere mucize olarak verildiğini anlatarak bir mucize ve meydan okumayı mı ortaya koyuyor?

Veya Hz. Süleyman’a verilen mucizelerin ne kadar geniş ve bugün bile ulaşılamaz seviyede olduğunu mu anlatmaya çalışıyor bizlere?

İyi ama Kur’anda ışınlandığı anlatılan nesne, fiziki, cansız bir cisim, peki insan veya hayvan gibi canlı bir varlığın bir yerden bir yere ışınlanabilmesi mümkün müdür?

Hz. Süleyman, neden tahtla birlikte Belkıs’ı da getirmelerini istememişti? Bu daha büyük bir mucize ve Belkıs’ı daha fazla şaşırtacak bir hadise olmaz mıydı?

Belki buna izni yoktu, belki de ona verilen vazife bu şekilde hareket etmesini gerektiriyordu. Bizim burada asıl merak ettiğimiz husus, tahtla birlikte Belkıs’ın da gelmesi mümkün müydü?

Meseleye mucizeler cihetinden bakılacak olursa elbette her şey mümkün, peki bu durum fiziki olarak mümkün müdür?

Cinler alemine geçen yani bir cin tarafından elle tutulan fiziki bir nesne, onların boyutuna geçtiğinde artık cinlerin hızına ulaştığından insanlar tarafından görünmez olur. Yani ışınlanacak hıza ulaşır. Muhammed İsa Davud, Müslüman Bir Cinle Sohbetler kitabında bu meseleyi sorduğu müslüman bir cinden de aynı cevabı alır. Mustafa Kençur isimli Hindistan doğumlu cin, ayakkabı kullanıp kullanmadıklarının sorulması üzerine ayakkabı olarak papirüs yaprağı kullandıklarını ve bu yaprakları ayaklarına giydikleri andan itibaren insanlar tarafından görünmediklerini itiraf etmişti.

Cinlerin kemik ve tezekle beslendiklerine dair hadis-i şerifi de burada hatırlatmak isterim. Cinlerin nasıl olup da üzerinde tek lokma et kalmayan bir kemik parçasıyla doyduklarını (ve buna neden tenezzül ettiklerini) araştırırken cinlerle yaptığımız bazı sohbetlerde bu kemiklerin onların boyutuna geçtiği anda bolca etlendiğini söylemişlerdi. Bu durum, boyutlar arasındaki farklara ve nesnelerin farklı boyutlarda farklı şekillere bürünmelerine güzel bir örnektir. Bizim bitti dediğimiz maddelerin zannettiğimiz gibi bitmediklerini ve nesneler üzerindeki göremediğimiz enerjilerin farklı boyutlarda ortaya çıktığını öğrenmiş olduk böylece.

Cinlerle çalışan bir çok kişinin uzak yerlerdeki çeşitli eşyayı çok kısa bir sürede getirtebildiklerine şahid olmuş, görgü tanıklarından duymuş, bizzat dinlemişizdir. Kimi cinlerin bazı evlerdeki çeşitli eşyaları alıp kaçırdıklarını da burada hatırlatalım. Bu da ellerine bir imkan geçtiğinde eşyaya nasıl hükmettiklerine ayrı bir delildir. Ya da taşıması için hastaya muska/ cevşen veren kimi hocaların bir kaç gün sonra bunu geri almak için cinleri hastanın evine gönderip muskayı nasıl uçurduklarını anımsayalım.

Büyücülerle anlaşan şeytanların, büyü malzemelerini kurbanın evine taşıdıklarını ve hatta bir kimsenin vücuduna sokabildiklerini de çeşitli çalışmalarımızdan biliyoruz. Aslında elle tutulur gözle görülür, son derece katı ve fiziksel nesneler (muskalar) olmalarına rağmen vücuda sokuldukları ve cin-şeytanları tarafından kurbanın çeşitli organlarına yerleştirildikleri halde bu büyülerin hasta tarafından fark edilememesinin en büyük nedeni, elbette bu malzemelerin cinler tarafından yüksek hızla vücuda yerleştirilmesidir. Cinler büyü malzemesini, kurbanın ruhu bile duymadan ağızdan, burun deliklerinden, kulaklardan, anüs veya vajinadan içeri sokmaktadırlar.

Yakın gelecekte, çok zor ve hatta imkansız oluğunu düşündüğümüz ışınlanma hadisesinin sandığımızdan çok daha basit bir şey olduğunu da görebiliriz. Işınlanma teorik değil, deneylerle kanıtlanmış bilimsel bir gerçek.

Ve bunun yanında hem mikro hem de makro boyutta mümkün!
Çünkü madde, küçük bilye gibi katı maddelerden değil, su dalgaları gibi enerji dalgalarından oluşur.

PHİLADELPHİA DENEYİ

28 Mart 1943 tarihinde ABD tarafından yapıldığı iddia edilen bir ışınlanma deneyi vardır. Bu deneyin amacı ABD'nin, Deniz Kuvvetleri gemilerinin düşman radarları tarafından tespit edilemez hale getirilerek 2. Dünya Savaşı sırasında üstün duruma geçmek istemesidir. Bu deneyler ve sonuçları kamuoyuna hiç bir zaman açıklanmamıştır. 104 mürettebatlı geminin deneyden sonra 640 km. ileride ortaya çıktığı iddia edilir.

ÇİN VE IŞINLANMA

Çin, 2017 yılında Micius adlı uydu aracılığıyla 1200 kilometre uzaklığa foton (Işığın temel birimi olan partiküllere foton adı veriliyor. Boşlukta 300 bin km/sn’lik bir hızla yayılan ışık taneciği veya enerji kuantumu) göndermeyi başardı. Bu zamana kadarki en uzak ışını gönderen Çinliler, mesajı Dünya’nın yörünge altına ulaştırdı. Böylece ilk kez bir madde Dünya’nın yörüngesine ışınlanmış oldu. (Ya da biz öyle sanıyoruz.) Kuantum ışınlaması maddenin enerjiye dönüştürülerek uzay-zamanda hareket ettirilmesi olarak tanımlanıyor.

Büyük devletlerin buna benzer çalışmaları hızla devam ediyor, biz neler yaptık, bundan sonra ne yaparız buna bakmamız lazım…


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık