• 01 Mayıs 2014, Perşembe 1:03
SAKİNREİS

SAKİN REİS

Sanat Alemindeki Masonik Hegemonya

Kitleler kendi bulundukları durumları anlamasınlar diye

biz onları ayrıca zevkler, oyunlar, eğlenceler, tutkular, 

halka mahsus eglence yerleri ile de baska yönlere çekecegiz.

(Siyon Liderlerinin Protokolleri, 13. Protokol’den)

 

Bazı ilişkileri ve draje tanımları bilirsek, çevremizde gelişen olayları anlamamız ve anlamlandırmamız kolay olur. Örneğin, masonların nihai hedefinin  ”dinsiz devlet, dinsiz toplum” olduğunu ve mason örgütlerinin siyonistlerin kontrolünde yapılar olduğunu bilmek gibi...

Masonlar, bütün dini otoritelere karşı mücadeleyi masonluğun gereği kabul eder. Masonların "biz Allah'a inanıyoruz" derken kast ettikleri Allah, kendi felsefeleri içinde ilahlaştırdıkları hümanizm, evrim, tabiat gibi materyalist kavramların hülasasıdır.

Üst derecelere ulaşmış bir mason hiçbir inanç taşımamasına rağmen, hangi inanç sahibiyle muhatap olursa olsun, samimi olarak o inancın yanlısıymış gibi davranır; yani takıyye yapar.

18. yüzyılda ortaya çıkan –ve Fransız devrimini de doğuran- masonların öncülük ettiği “aydınlanma çağı”, başta tanrı olmak üzere toplumun hemen tüm değerlerini “yok edilmesi gereken ilkel kalıplar” olarak görüp yerine koyduğu “aklı” putlaştırırken gözettiği tek hedef buydu: “Dinsiz devlet, dinsiz toplum.”

Masonlar bu hedeflere ulaşabilmek için insanlara “materyalizm”, “hümanizm”, “evrim”… gibi kendi felsefelerinin koçbaşı kavramlarını empoze ederek, ulusal ve dini değerlerinden koparmaya, dünyayı kendi değerleri ekseninde formatlamaya çalışırlar.

Masonluk, bu yöndeki propagandalarla ilahi dinleri tedricen ortadan kaldırarak tüm insanlığı kendi felsefesinde birleştirmek ister.

***

Bu hedeflerin Türkiye için projelendirilmiş şekli İslamsız ve batılılaşmış bir toplumdur.

Bunun için de yoğun olarak kullandıkları iki araç var: “Bilim” ve “Sanat”.

Günümüzde daha rahat görülüyor ki, dünyada bilim ve sanat alanlarında hakimiyeti olanlar, global kararlarda da etkili oluyorlar.

Biz bu yazımızda, mason localarının kontrolünde olan ülkemiz sanat alemine kısaca bir göz atacağız.

***

Sanat “duygu ve düşüncelerin estetik şekilde ifade edilmesi” olarak tanımlanıyor; misyonu da “yaşamımızı güzelleştirmek” olarak ifade ediliyor... Ancak bu misyon, sektörü ele geçiren güçler tarafından “masonik değerleri topluma yerleştirmek” olarak değiştirilmiş durumda.

Sanatın sahip olduğu insanları etkileme gücünü erken keşfeden Siyonistler, doğrudan ve taşeronları localar aracılığıyla bu gücü kontrolleri altında tutmaya büyük önem vermişlerdir. Sanatçılar üzerinde hasıl olan sempatiyi, batıl felsefelerini yaymak için vasıta yapmışlardır. Bunun için sanat dünyasında hegemonya kurarak farklı fikirlerdeki kişi ve kurumları bu alana sokmamışlardır. Bu sebepledir ki, sanatçı olmak için “yetenek” yeter bir kriter olmaktan çıkmış,  “kullanışlılık” ve “biat” esas kriter haline gelmiştir. Seçilenler veya onaylananlar dışında da kimse bu alana girememektedir.

***

Peki bunu nasıl başarıyorlar?

Elbette ki sermaye gücü ile.

Elbette ki bu alana yatırım yaparak…

Sermaye, sanat dünyasını fonluyarak kontrol altında tutuyor. Çünkü sanat aleminin varlığını devam ettirebilmesi için mutlaka sermaye tarafından desteklenmesi gerekiyor. Bu destek sayesindedir ki sermaye sanat alemine istediği ayarı vermekte, onaylamadığı kişi ve eserlere bu alanda hayat hakkı tanımamaktadır. 

Örneğin, günümüzde bu camianın içinde kalabilmenin olmazsa olmaz şartı Recep Tayyip Erdoğan ve AK Parti düşmanlığıdır. Buna ayak uyduramayanlar aşağılanmakta, camiadan dışlanmaktadır.

Yakın geçmişte gezi olayları ve sonrasında bu berleme sanatçıların milli değerlere ve milli değerlere sahip çıkan insanlara karşı nasıl nefret kustuğunu hep beraber görmüştük.

Gezi olaylarından sonra “Sanatçılar Girişimi” isimli grubun yayınladığı bildiri, sanat aleminin kimlerin elinde olduğunu ortaya koyan önemli bir belgedir. Bakın nasıl bir üslup kullanıyor bildirisinde “Sanatçılar Girişimi” isimli grup:

“- Taksim Gezi Parkındaki barışçıl gösterilere karşı uygulanan şiddet, despotizm, canilik, Erdoğan dinci faşizminin, AKP despotizminin son çırpınışlarıdır.

- Erdoğan dinci faşizmini lanetliyoruz.

- Sömürücü neo liberal soygunculuğun Türkiye’deki uzantıları efendileriyle birlikte defolup gidecektir.

- Sanatçılar Girişimi bu direnişte halkımızla omuz omuza, bu direnişin en ön saflarında olmaktan onur duymaktadır.”

***

Yine seküler çizgide bir sinema yönetmeni olan Kutluğ Ataman’ın, Gezi Olayları sonrası elini vicdanına koyarak verdiği sağduyulu demeçlerin ardından tüm sanat camiası tarafından aforoz edilmesi de bu tezimizi doğrular niteliktedir. Ataman, hükümeti yeterince suçlamadığı gerekçesiyle sanat ve iş dünyasının yekvücut hücumuna uğramış ve sahibi olduğu Galeri Mana’ya sponsorluk desteği veren Koç Grubu anında bu desteği kesmiştir.

Bu tavırla verilen mesaj çok nettir: “Ya bizim çizgimizdesiniz; ya da yoksunuz!”

***

Sanat dünyasındaki masonik hegemonyayı deşifre edenlerden biri de müzisyen ve ses sanatçısı Özdemir Erdoğan’dır.

Sabataycı bir ailenin damadı olan, kayınvalidesinin yönlendirmesiyle mason locasına giren, ancak huzursuz olarak masonlar ve Sabataycılar hakkında araştırmalara yönelmesinin ardından masonluktan ayrılan ve bilahare eşinden de boşanan Özdemir Erdoğan, bunun sonrasında masonların kendisini sanat camiasından sildiğini söylüyor.

“Her yerde masonlarla karşılaşmak mümkün” diyen Erdoğan şöyle devam ediyor: ” Mesela bir otelde çalışıyorum, tak bir mason geliyor, ‘Niye bu adamı buraya aldın?’ diyor ve sen işinden oluyorsun.

Bir liste gidiyor belediye başkanının masasına ‘Falan falan sanatçılar çıkacak’ diye. Benim ismimi gördüklerinde ‘Aman Özdemir Erdoğan gelmesin’ diyorlar.

Eğer masonluktan istifa etmeseydim, Amerika'daki tüm kapılar bana açılırdı. Fakat şimdi ağzımla kuş tutsam bu olmuyor“ diyor.

Masonik şebekenin, kendilerinin çizdiği rotadan ayrılanlara karşı takındığı tavır bu. Yani yalnızlaştırma, itibarsızlaştırma ve parasal kaynaklarını kesme... 

Öbür yandan Fazıl Say ve yeteneksizliği malum Memet Ali Alabora gibi masonik sistemin parçası olan sanatçılara ise her şartta sahiplenilmekte ve değişik vesilelerle sık sık ödüllendirilmektedirler.

***

Sözü uzatmayıp sadede gelirsek…

Ülke zenginleştikçe toplumda sanat faaliyetlerine yönelim ve bağlantılı olarak sanatçılara olan ilgi artmaktadır. Sanatçılar, yaşam tarzları ve tercihleri ile geniş toplum kesimlerine rol model olmaktadır.

Bu sebeple sanat dünyasındaki, toplumu karanlık odakların öngördüğü idealler doğrultusunda dönüştürmeyi misyon edinmiş bu masonik hegemonya mutlaka kırılmak zorundadır.

Öncelikle bu odakların devlette yuvalanması ve devlet kaynaklarından beslenmesi engellenmelidir. Buralarda oluşturdukları klanlar mutlaka dağıtılmalıdır.

Bu konuda özellikle işbirlikçi olmayan sermaye sahiplerine büyük görevler düşmektedir. Onlar da, masonik yönetimlerin elinde bulunan Koç, Eczacıbaşı, Borusan v.b. sermaye gruplarının sanata ve sanatçıya ayırdığı fonlar kadar bütçelerinden ödenekler ayırabilmeli ve toplumuyla barışık yeteneklere sanatlarını icra edebilecekleri desteği ve özgür vasatı sunmayı misyon edinmelidirler.

Edinmeliler ki, mevcut sanatçı kisveli devşirilmiş güruhun her toplumsal meselede ortaya çıkıp acı armut gibi ülkenin boğazına durmasından artık kurtulabilelim.

 

(YAZARIN DİĞER MAKALELERİ)


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık