• 03 Ekim 2014, Cuma 2:34
SAKİNREİS

SAKİN REİS

Elektromanyetikte Geri Kalan Ülkelere, Sadece Kölelik Düşer!

Mutlaka farkındasınız, tabiatta bir takım gariplikler var.

Kurak havada aniden başlayan yağmur 15 dakikada sele dönüşüp afet oluyor.

Coğrafyamızda görmeye alışmadığımız türde fırtınalar, hortumlar peydah olup, ortalığı birbirine katıyor.

Sıcaklar mevsim normallerinin dışında seyrediyor; bakıyorsunuz günlerce kavrulan bir ülkenin komşu toprakları aynı tarihlerde baharı yaşıyor. Yüzyıllardır benzer iklimi yaşayan komşu coğrafyalar arasında izah edilemez şekilde 15-20 derecelik sıcaklık farkları oluşuyor.

Bazı afetler öncesi atmosferde meydana gelen ışımalar, yansımalar, patlamalar v.s. insanları korkutuyor; öbür taraftan “ozon tabakası inceldi” muhabbetleri yüreklerimiz ağzımıza getiriyor.

Diğer tarafta ardı arkası kesilmeyen depremler ve yanardağ patlamaları …

Sahi yaşlı dünyamıza neler oluyor?

Tabiatta yaşanan bu rutin dışı olaylar hepimizi şaşkına çevirmiş durumda.

Bütün bunlar kendiliğinden mi oluyor; yoksa gizli bir elin müdahalesi ile yapay olarak mı gerçekleşiyor?

Son on yılda birçok bilim adamı ve siyasetçi, bu olağandışı aktivitelerin insan yapımı olması ihtimalinden ciddi endişe duyduklarını beyan ettiler.

Peki böyle bir şey mümkün mü?

Sorunun cevabını vermeden önce, ele alacağımız etkileri oluşturabilen teknolojilerin kâşifi dahi fizikçi Nikola Tesla’dan bahsetmemiz gerekir.

GÖRMEZLİKTEN GELİNEN BİR DEHA: NİKOLA TESLA

Amerikan vatandaşı Nikola Tesla, 1856-1943 yılları arasında yaşamış Sırp asıllı bir elektro fizik dehası. Bugün elektrik üzerine bilinen ne varsa hemen hemen tamamı onun keşfi. Zamanından 100 yıl ileride yaşamış, ancak ne sağlığında ne ölümünden sonra hak ettiği ilgi ve değeri görememiş biri Tesla. Elektrik üzerine yaptığı sayısız deney ve buluşları ile de 700’ün üzerinde patentin sahibi.

Pek çok kişi onun buluşlarını aşırarak para ve şöhret sahibi olmuş. Örneğin, radyoyu Marconi’nin geliştirdiği, X ışınlarını Röntgen'in keşfettiği, Vakum tüp amplifikatörünü Forest'in keşfettiği sanılır. Ancak tamamı Nikola Tesla’nın buluşlarıdır. Florasan lambayı, neon ışıklarını, hızölçeri, otomobillerdeki ateşleme sistemini, radarın temellerini, elektron mikroskobunu ve mikrodalga fırını Nikola Tesla'nın keşfettiğini bilen insan sayısı azdır. Alternatif akım jenaratörleri ve motorları, MRI, laser teknolojisi, robot teknolojisi, … hep Nikola Tesla'nın imzasını taşıyan projelerdir.

Nikola Tesla, yüksek gerilim ve yüksek frekansın bilinmeyen alanlarında önemli çalışmalar yapmış. O zaman yararlanılmamış olmasına rağmen yüksek frekans ve yüksek gerilim alanındaki keşifleriyle bugünkü modern elektroniğin temellerini atan kişi olmuştur.

Öyle ki, aradan 100 yıl geçtikten sonra bile hala sırrı çözülememiş çalışmaların sahibidir Tesla.

Örneğin, dünya üzerinde ilk defa elektriğin sınırsız miktarda her yerde mevcut olduğunu, kömür, petrol, gaz veya herhangi bir diğer yakıta gerek kalmadan dünyanın tüm ihtiyacını karşılayabileceğini”  o söylemiştir. Ama kendisine “buyur, gereken çalışmayı yap” denilerek yeterli imkan verilmemiştir.

Yine bu sınırsız elektriğin bir yerden bir yere kablosuz ve çok yüksek miktarlarda iletilebileceğini söylemiş, üstelik bunu ispat ederek patentini de almıştır. (Bir jeneratörle ürettiği gücü, telsiz olarak 26 mil uzağa iletmiş ve toplam 10 kw'lık 200 ampulü yakmayı başarmıştır.) Bugün aradan 100 yıl geçtikten sonra bile hala bu teknolojiye ulaşılabilmiş değildir.

Her yerde sınırsız miktarda elektrik enerjisi bulunması ve bunun kablo v.s. hiçbir aracı materyale ihtiyaç duymadan uzak bir noktaya iletilebilmesi, herhalde dünya üzerinde yaşayabileceğimiz en büyük devrimlerden biri olurdu…

Peki bu büyük keşif niçin hayatiyet kazanamadı?

Tesla, 1900 yılında J. Pierpont Morgan adında bir finansörün 150 bin dolarlık desteğiyle, Long Island'da, kablosuz iletişim amacına yönelik 54 metre yüksekliğindeki dev bir kule inşa etti. Tesla'nın bu desteği alabilmesini sağlayan, onun bu kule vasıtasıyla çok uzaklara resim, mesaj, ses ve her türden veriyi gönderebileceğine dair iddiasıdır. Halbuki Tesla'nın, Morgan’a söylemediği, bunları aşan daha büyük bir amacı vardı. Sürekli olarak aşağı gördüğü hertz dalgaları yerine, 'teta4-dalgaları' (4-8 Hz değerinde, yüksek voltajlı, düşük frekanstaki dalgalar) olarak anılacak elektrik dalgalarıyla enerjinin kablosuz aktarımını sağlamaya çabalamaktaydı. Amaç tüm insanlığa bedava enerji sağlamak!

Bu arada Marconi, Tesla’nın patentlerini kullanarak Atlantik'i aşan ilk mesajı yollamayı başarır ve birdenbire ilgi odağı olur. Tesla ise “Marconi'nin yaptığını kendisinin hâlihazırda zaten yapabildiğini, bunun önemsiz ve basit bir iş olduğunu” söyleyerek asıl amacının kablosuz enerji aktarımı olduğunu açıklama gafletinde bulunur. İşte bu sefer çok ileri gitmiştir. Bu, kapitalist sistemin kâr mantığını kökünden zedeleyebilecek “çok kötü” bir fikirdir. 1903'deki bu açıklamasından sonra Tesla’ya sponsorluk yapmakta olan zamanının en büyük elektrik işletmecisi General Electric’in arkasındaki güç J. Pierpont Morgan, enerjinin ücretsiz ve kablosuz olarak doğal ortamlar üzerinden iletilmesi durumunda para kazanamayacağını anlar anlamaz projeye finansman desteğini kesmiş ve Tesla’nın bu çalışmasını akim bırakmıştır.

Bu olaydan sonra herkes Tesla’ya deli nazarıyla bakmaya başlar. 1904 yılında Colorado Springs'deki elektrik şirketi, kendisini zarara uğrattığı gerekçesiyle Tesla’yı mahkemeye verir, 180 dolarlık mahkeme parasının tahsil edilebilmesi için laboratuarı satılır. Yaptığı icatlarla zengin ettiği George Westinghouse ise Tesla'nın kablosuz enerji iletimi önerisini geri çevirmiştir.

O kadar buluşuna rağmen hiçbir ticari kabiliyeti olmayan Tesla bu aşamada tıkanıp kalmış ve maalesef projesini endüstrileştirme imkanı bulamamıştır. Eğer J.P. Morgan bu ihaneti yapmamış olsaydı bugün dünyanın her yerinde insanlar elektriği son derece ucuz veya ücretsiz ve yine kablosuz olarak kullanabiliyor olacaktı... Bundan da öte bunun getirdiği ivme ile insanlık belki 100-200 yıl daha ilerideki bir hayatı yaşıyor olacaktı. (Yeri gelmişken hatırlatalım ki, dünyayı fesada boğan sayılı ailelerden biri olan Morgan ailesi, Yahudi kökenli Rockofeller ile beraber Rothschild ailesinin ABD'deki en büyük ortağıdır. Morgan ailesi, 1900'lü yılların başında Rothschildlerden sonra dünyanın en büyük bankacılık devlerinden biri idi. Bugün ABD'nin çok uluslu dev şirketlerinden General Electrics, U.S Steel Corporation, International Harvester Company ve kredi notu dağıtan Morgan&Stanley isimli dev finans şirketleri J.P. Morgan’ın yönettiği firmalardan sadece bir kaçıdır.

Yine Amerikan Patent Ofisi’nin, Tesla’dan çalınan “kablosuz iletişim tekniği” patentini Guglielmö Marconi adına onaylamasında Yahudilerin parmağı vardır. Nitekim Amerikan Yüksek Mahkemesi, aradan 30 küsur yıl geçtikten (ve Tesla'nın ölümünden 5 ay sonra) Marconi adına yapılan tescili geçersiz sayıp, patent hakkının Nikola Tesla'ya ait olduğuna karar vermiştir.

Marconi o güne kadar kablolu olarak yapılan telgraf sistemini Tesla’nın buluşlarını kullanarak telsiz telgrafa evriltmiş, üstelik bu buluşuyla kendisine bir de Nobel ödülü verilmiştir. O dönem İngiltere Başbakanı H. H. Asquith (ki kendisi tam bir Rothschild yardakçısıydı)  idaresindeki  Liberal Hükümet'in kıdemli Siyonist üyeleri, devletin Marconi Company'le “kablosuz telgraf sistemi anlaşması” yapması için Rothschild'den rüşvet almış; Rothschild de bu girişimi karşılığı Marconi Company’e ortak olmuştur.

Niçin?

Elbette ki hem yeni teknolojiye hükmetmek, hem de istihbarat için. Böylece Rotschildler İngiltere’nin bütün telgraf haberleşmesini kontrolleri altına almıştır.)

Tesla 1. Dünya Savaşı’ndan itibaren izole bir yaşam sürdü. Sadece, ara sıra yeni fikir ve buluşlarını açıklamak için kamu huzuruna çıktı. Bütün çalışma ve keşiflerinde, doğanın enerjisini insanlık yararına kullanmayı amaçladığını söylüyordu.

7 Ocak 1943′de bir otel odasında yokluk içinde ve yalnız olarak ölürken arkasında pek çok radikal keşif ve fikir bıraktı.

Ölümünden hemen sonra kasasına askeri yöneticilerce el konulmuş ve bilinmeyen bir yere götürülen belgelerin mahiyeti halen de açıklanmamıştır. Ancak Tesla’nın projelerinin ABD yönetimleri tarafından gizlice devam ettirilip geliştirildiğinden şüphe yoktur.

***

Yaşarken yaptığı her buluşla gazetelerde ve bilim dünyasında gündem olan Tesla bir daha hiç anılmamış, sanki ölümü beklenerek ismi yeryüzünden silinmek istenmiştir...

Peki, Tesla bir Yahudi veya en azından bir Yahudi muhibbi olsaydı sonuç böyle mi olurdu?

Asla!

Yahudi olsaydı, yaşadığı dönemde her yıl bütün Nobel ödüllerini toplar, dünyadaki tüm insanlar daha ilköğretim yıllarından itibaren ismini ve hayat hikayesini ezberlerlerdi.

Kanaatimce, sekreterine söylediği “bir Yahudiye asla güvenme!” sözü ve Yahudilere karşı bu çizgide olan tavrının bilinmesi, bu büyük dehaya “hiç yaşamamış” muamelesi yapılmasının ana sebebidir.

Bilim ve teknolojiye meraklı okurlara Tesla’yı daha yakından tanımalarını öneririm.

***

İYONOSFERİ TANIMAYAN, ÜLKESİNİ KAYBEDER!

Asıl konumuza gelirsek…

Önce lise fizik bilgilerimizin bir kısmını tazelememiz gerekecek.

Atomun üç bileşeni olduğunu, bunların proton ve nötron ile etrafında dolanan elektronlar olduğunu zaten biliyoruz. Malum, elektronlar elektrik yükü taşıyan en küçük taneciklerin adı. Bütün atomların dış çevresi de bu elektron tabakalarından oluşuyor.

***

Katı bir cisimde, cismi oluşturan moleküllerin hareketi çok azdır. Moleküllerin ortalama kinetik enerjisi herhangi bir yöntemle (örneğin ısıtarak) arttırıldığında, cisim ilk önce sıvıya, sonra da gaza dönüşür. Her ilerleyen aşamada elektronlar daha hızlı hareket etmeye başlar.

Eğer gaz halinden sonra da ısı verilmeye devam edilirse bu sefer iyonlaşma başlar. İyonlaşma, bir atom veya atom grubunda, bir veya daha çok elektronun çekirdek çekiminden kurtularak serbest kalması demektir. Yeterince ısıtılmış gaz içinde iyonlaşma olayı defalarca tekrarlanır ve serbest elektron ve iyon bulutları oluşmaya başlar. Bazı atomlar ise hala nötr kalmaya devam eder. Oluşan bu iyon, elektron ve nötr atom karışımı ise plazma olarak adlandırılır.

Kısaca maddenin katı, sıvı ve gaz halinden ayrı olarak bir de bu plazma hali vardır.

Bu bilgiler, ele aldığımız bütün hikayenin üzerinde döndüğü iyonosferi anlayabilmemiz için lazım olacak.

***

Bilim adamları atmosferin sırlarını çözebilmek için onu yedi tabakaya ayırmış. Bu yedi tabaka bazı değerler ve içinde cereyan eden olaylar bakımından birbirinden farklı. Yeryüzünden uzaya doğru yükselmeye başladığımızda, sırasıyla troposfer, stratosfer, ozonosfer, mezosfer, termosfer, iyonosfer ve ekzosfer tabakalarından geçer, yaklaşık 3 bin km de yol kat ederiz.

***

Üzerinde duracağımız kısım, atmosferin altıncı kat tabakası iyonosferdir.

İyonosfer, yeryüzünden yaklaşık 60 km ile 1100 km kadar yüksektedir. Bu katmandaki gazlar güneşten gelen radyasyonun tesiriyle iyonize olarak, elektrik yüklü parçacıklar hâline dönüşmüştür. Bu katmanın karakteristik özelliği yüksek elektrik yükü nedeniyle bazı radyo dalgalarını çok iyi yansıtmasıdır. Telsiz ve radyo vericilerinden uzaya doğru gönderilen elektromanyetik dalgalar, elektrik yüklü bu gaz tabakaya çarpıp yansır ve tekrar yeryüzüne dönerek daha uzak bölgelere ulaşır. Böylece radyo ve telsiz yayınlarını rahatça takip etmek mümkün hâle gelir.

***

İYONOSFER ÜZERİNDEN İKLİM ve DEPREMSELLİĞE MÜDAHALE

19. yüzyılda keşfedilen iyonosfer tabakasının insanlığın yararına kullanılabileceğini ilk söyleyen ve bunu da kanıtlayan bilim adamı -yukarıda hayat hikayesinden kesitler sunduğumuz- Nikola Tesla’dır.

Tesla, atmosfere bir manyetik dalga göndermiş ve bunun çok daha güçlü bir enerji olarak geri döndüğünü görmüştür. İyonosferle ilgili birçok çalışma yaparak dünyada yine bir ilke imza atmış ve bu amaçla 1901-1905 yılları arasında dünyadaki ilk radyo yayın merkezi ve kablosuz elektrik taşıma merkezini inşa etmiştir.

Tesla’nın çalışmalarına göre elektromanyetik dalgalar ile çok yüksek miktarlarda elektrik enerjisi kablosuz olarak bir yerden bir yere transfer edilebilir, yine bu dalgalar sayesinde yeryüzünde çeşitli iklim değişiklikleri ve depremler meydana getirilebilirdi. Nitekim elektriği kablosuz olarak uzaklara nasıl naklettiğini yukarıda anlattık.

Tesla yaptığı deneyler sonucu suni bir deprem de oluşturmuştur. Frekans aralığının alt ve üst kısımlarında denemeler yapan Tesla, mekanik ve fiziksel titreşimlerle çalışırken, Houston Caddesi'ndeki laboratuarının etrafında hakiki bir deprem meydana getirmiştir. Binanın doğal rezonans(1) frekansına yaklaşan Nikola Tesla'nın mekanik osilatörü (elektrik sinyalleri veren elektronik düzenek), meydana getirdiği sarsıntı ile laboratuarın kurulu bulunduğu bölgeyi tehdit etmiştir.

Tesla’nın bu deneyleri ve öne sürdüğü fikirler, günümüzde birçok doğa olaylarının suni müdahalelerle oluşturulduğu iddialarının kaynağını teşkil etmiştir.

***

HAARP [YÜKSEK FREKANSLI AKTİF AURORAL (kutuplardaki ışımalar) ARAŞTIRMA PROGRAMI]

SSCB ve ABD, Birleşmiş Milletler’in çevreye zarar veren çalışmaların durdurulması yönünde aldığı kararlara imza atmalarına rağmen, bilimsel araştırma kisvesi altında İyonosfer üzerindeki çalışmalarını devam ettirmişlerdir.

ABD ilk defa 1970 yılında 'Tesla Elektromanyetik Cihazı' kullanmaya başladığını açıklamıştır. Ancak çalışmalar hakkında bilgi vermemiştir. Hepsi gizli yürütülmüş, nerede kullanıldığı ve mahiyeti hakkında açıklamada bulunulmamıştır.

Tesla’nın esaslarını koyduğu İyonosfere yönelik çalışmaları ilk hayata geçiren SSCB olmuştur. Ukrayna’da 1976 yılında kurulan tesisin tamamının zamanında Nikola Tesla tarafından projelendirme esas alınarak yapıldığı belirtiliyor. O tarihte ABD bu teknoloji üzerinde çalışmalarını sürdürmesine rağmen henüz bir tesise çevirebilmiş değildi. Sebebi de ihtiyaç duyulan çok yüksek miktardaki enerjinin istenen yerde (Alaska) tedarik edilememesi idi.

1986 yılında meydana gelen Çernobil nükleer kazası Rusya’nın İyonosfere yönelik çalışmalarını durdurmuştur. Tesisler Çernobil’in 50 km kuzeyinde bulunuyor ve muazzam düzeyde olan enerji ihtiyacını da bu santralden karşılıyordu. Kazada bölge kullanılamaz hale gelince, santralle birlikte HAARP tesisleri de kapatılmak zorunda kalınmış ve tesis çürümeye terk edilmiştir. Ardından Sovyetlerin çöküşüne giden kriz döneminde Ruslar bu teknolojiyle ilgilenme fırsatı bulamamıştır.  Ancak Putin yönetime geldikten bir süre sonra bu teknolojinin geliştirilmesine yönelik çalışmaların tekrar başlatıldığı tahmin ediliyor.

Bu arada Moscow News gazetesi 1996 Aralık ayından yayınladığı bir haberde, Rusya'nın tektonik silah geliştirmek yolunda bir araştırma programı yürüttüğünü ve "Mercury" ve "Volcano" başlıklı bu programların 1987 yılında başlayıp 1992 yılında sonlandırıldığını yazmıştır.

Aynı şekilde Leeds Üniversitesi'nin jeofizikçi öğretim üyesi Roger Clark, 1996 yılında “Nature” dergisinde Sovyetlerin "Mercury" ve "Volcano" adında iki gizli programı olduğunu, bunlarla elektromanyetizmanın manipüle edilerek bir "tektonik silah" geliştirilmesinin amaçlandığını belirtmektedir. Clark, böyle uzak mesafeden depremlerin oluşturulmasını, "İmkansız, ya da yanlış olduğunu düşünmüyorum, geçmiş deneyimler bunun çok olası olduğunu göstermektedir" diyor. 

Merkür programı 1987 yılında başlamış ve bu çerçevede Kırgızistan'da üç test yapılmış. Volcano’nun en son testi ise 1992 yılında yapılmış.

***

Yine 1990'ların ortalarında Rusya Devlet Duması’ndan 90 milletvekili tarafından imzalanan bir basın açıklaması ile ABD'nin "HAARP üzerinden yüksek frekanslı radyo dalgaları ile dünya coğrafyasını etkileyebilecek yeni bir silah geliştirme peşinde olduğu” ifade edilmiştir.

***

Çok geçmeden 18 Ekim 1993′de ABD Savunma Bakanlığı Pentagon, kısa adı “HAARP” [High Frequency Active Auroral Research Program / Yüksek Frekanslı Aktif Auroral (Kutup ışıması) Araştırma Programı] olarak bilinen projenin Gakona/Alaska yerleşkesinde kurulumunun başlatıldığını duyurmuştur.

1997 yılında faaliyete geçen HAARP kompleksi, 3 gigawatt (sonraları 100 gigawatt) güçten fazla (3 milyar watt /sonraları 100 milyar watt), 2,5 ila 10 megahertz frekans aralığında enerjiyi atmosferin üst katmanlarına yayan 22 metre yüksekliğindeki 180 kule ve müştemilatından oluşuyordu.

HAARP tesisleri, dünyanın çekim alanının en yoğun olduğu yerlerden biri Kuzey Kutbu’na yakın olması ve elektrik yükünü iyonosfer tabakasına yüksek yoğunlukta yayabilme özelliğine sahip olması sebebiyle Alaska’ya kurulmuştu.

İnsanlık tarafından yapılmış en güçlü ELF (Yüksek Frekans Vericisi)’lerle 100 Gigawat (100 milyar Watt) civarındaki bir güç burada kurulu “180 kuleden oluşan geniş alanlı anten ve vericiler vasıtasıyla” 200 km yüksekliğe, iyonosferin ‘‘F’’ tabakasına gönderilmekte;  bu elektrik yükü iyonosferde absorbe edildikten sonra bu sefer ELF (çok düşük frekanslı) dalgalar olarak geriye döndüğünde bu elektromanyetik dalgalarla yeryüzü ve canlı sistemler üzerinde yukarıda sıraladığımız gibi bir takım etkiler oluşturulabilmektedir.

HAARP’in bir saat boyunca çalıştırılması durumunda Hiroşima'ya atılan atom bombası kadar enerji ortaya çıkaracağı hesaplanmaktadır!

*** 

HAARP kamuoyuna, bilimsel ve akademik bir araştırma programı olarak sunuluyor. Ancak belgeler HAARP'ın kamuoyuna sunulduğu gibi sadece bir araştırma programı olmadığını göstermektedir.

Pentagon sonraları, HAARP düzeninin 1999 yılı sonlarından beri faaliyette olmadığını iddia etmeye başladı.

2014’ün Mayıs ayında Anchoarage Daily News’de yer alan habere göre partnerlerden Alaska Üniversitesi, HAARP’ın yıllık gideri olan 5 milyon dolarlık kaynağın temin edilemediği için çalışmaların durduğunu belirtirken; bilim ve teknoloji araştırmalarını denetlemekle görevlendirilen ABD Hava Kuvvetleri yetkilisi David Walker ise ABD Meclisi’ne yaptığı açıklamada, “HAARP’e gelecekte herhangi bir şekilde ihtiyaçları olmadığını” söyledi. Walker, “HAARP bu amaçla tasarlanmış olsa da, iyonosferi yönetmenin diğer yollarını bulmaya başladıklarını belirtti.

Trilyon dolarlık bütçelere sahip ABD’nin, HAARP için gerekli olan yıllık 5 milyon dolarlık kaynağı tahsis edemediği için kapatıldığının söylenmesi tam bir komedidir. 

Bu haberden anlamamız gereken, HAARP’in bilinen hantal ve geniş alana yayılmış  çalışma sisteminin geliştirilerek daha kompakt ve fonksiyonel hale getirildiğidir.

Yani, HAARP projesi isim, boyut ve yer değiştirmiş olarak aktiftir.

HAARP İLE NELER YAPILABİLİR?

HAARP kamuoyuna, bilimsel ve akademik bir araştırma programı olarak sunuluyor. Ancak belgeler HAARP'ın kamuoyuna sunulduğu gibi sadece bir araştırma programı olmadığını gözler önüne sermektedir.

HAARP teknolojisi ile iklimlerin yönetilebileceği, deprem oluşturulabileceği, kutupların eritilebileceği veya yerinden oynatılabileceği, ozon tabakası ile oynanabileceği, okyanus dalgalarının kontrol edilebileceği, en gelişmiş uçakların ve füzelerin sahip olduğu yön sistemlerinin karışıklığa uğratılabileceği, dünyanın enerji kuşakları ile oynanarak insan biyolojisinin ve beyninin etkilenebileceği, Ultra Kısa Dalga ve ELF dalgalı cihazlarla 2 bin km öteden insanların etkilenebileceği (mide bulantısı, kusma, yön tayini duygularını yitirme gibi), yerkürenin kilometrelerce altının röntgeninin çekilebileceği ve yer altı askeri tesisler ile petrol ve doğalgaz yatakları gibi doğal kaynakların saptanabileceği, bilgisayar sistemleri, diskler ve donanımların uzaktan tahribinin mümkün olabileceği, biyolojik olarak hayvanların iletişim, üreme ve oryantasyon mekanizmalarının etkilenebileceği, canlıların temel DNA kopyalanmasının etkilenmesinin mümkün olabileceği, radyasyon yaymadan termonükleer patlama oluşturulabileceği, iyonosferin yapısı değiştiğinde yansıtma özelliğinde de değişiklikler olacağından düşman görülen ülkelerin iletişiminin tamamen kesilebileceği, bu icadı bilen birinin ise bunu yeni bir haberleşme ağı olarak kullanılabileceği, atmosferin geniş bölgelerini beklenmedik yüksek irtifalara kaldırarak füze veya uçakların yön sistemlerinin sekteye uğratılabileceği, odaklama aygıtı olarak görev yaparak bir veya birden çok partikül öbeği oluşturup atmosferin üst tabakalarındaki rüzgar düzeniyle oynayarak hava değişikliği yapılabileceği,… belirtilmektedir.

Nitekim bu etkilerin pek çoğu, beklenmedik bölgelerde, beklenmedik zamanlarda ortaya çıkmaktadır. İklimler fark edilir şekilde değişiyor, kutuplar eriyor, ozon tabakasındaki yırtık kritik eşiğe ulaşırken, okyanuslarda hortumlar, tsunamiler can alıyor, dev dalgalar yerleşim birimlerini yutuyor, yanardağlar aktive oluyor, insanlar radyasyona maruz kalıyor, akşam sağlıklı yatıp sabahları hasta uyanılıyor, depremlerin ardı arkası bir türlü kesilmiyor.

Sıradan birinin “birilerinin, insanlığı çok büyük felaketlere sürüklediklerini” söylemesi belki çok inandırıcı gelmeyebilir; ancak bunu söyleyen kişi ABD Savunma Bakanı olursa konunun tartışılacak bir tarafı kalmaz. ABD Savunma Bakanı genel sekreteri William Cohen, 28 Nisan 1997 tarihinde Georgia Üniversitesi’nde verdiği “Terörizm, Kitle İmha Silahları, Kitlesel İmha ve ABD Stratejisi” üzerine başlıklı konferansta,“Bazılarının; elektromanyetik dalgalar yolu ile iklimleri değiştirme, depremler yaratabilme, volkanları harekete geçirebilme yeteneğine sahip silahlar geliştirdiğini biliyoruz…’’ diyerek bu alandaki çalışmaları en yetkili ağız olarak doğrulamıştır.

***

İKLİMLER DEĞİŞTİRİLEBİLİYOR

1981 yılında, nükleer mühendis ve Amerika'daki önde gelen Tesla araştırmacısı Albay Thomas Bearden, Amerikan Psikotronik Derneği'nde verdiği konferansın bir bölümünde Tesla vericileri tarafından üretilen kalıcı dalgalardan bahsetti. Albay aslında dinleyicilere HAARP'ın nasıl çalıştığını anlatıyordu:

"Yaptığınız şey frekansı değiştirmektir. Eğer frekansı bir yönde değiştirirseniz, enerjiyi dünyanın diğer bölümünde hedeflediğiniz yerin ilerisindeki atmosfere boşaltırsınız. Havayı iyonize etmeye başladıkça, hava akış seyrini, jet gidişlerini vb. şeyleri değiştirebilirsiniz. Bu mükemmel bir hava makinesidir. Eğer ani bir şekilde boşaltırsanız, bu sefer bunun gibi küçük iyonizasyon elde etmezsiniz; bu kez kıvılcımlar ve ateş topları (plasma) dünyanın yüzeyine boşalacaktır. Bu aletle ileri geri oynayarak, dünya çapında dev hava değişikliklerine yol açabilirsiniz."

 ABD Hava Kuvvetleri AF 2025 Nihai Raporu’nda yer alan şu sözler de yapılmak istenenin resmi bir itirafıdır: “Hava modifikasyonu, bize düşmanı yenilgiye uğratmak veya zorlamak için daha geniş bir yelpazede seçenekler sunar... Hava modifikasyonu yurtiçi ve uluslararası güvenliğin bir parçasıdır ve tek taraflı olarak da yapılabilir... Saldırı ve savunma uygulamaları için ve hatta caydırma amaçlı olarak da kullanılabilir. Bu bize hava olaylarını değiştirme, yağış, sis ve yeryüzünde fırtınalar oluşturma yeteneği kazandırır. Yapay hava üretimi, askeri teknolojinin bir parçasıdır."

HAARP ile dünya üzerinde seçilmiş bir alana, güneşten bin misli daha kuvvetli enerji gönderilerek o bölgede “mikrodalga fırın” etkisi oluşturulabilmekte, bölge suni olarak ısıtılabilmektedir.

Nitekim 30/07/2010 Cuma günü Türkiye’deki bütün ulusal gazetelerde yer alan haberde, hava sıcaklığının 40 derecede seyrettiği Rusya’da, HAARP Teknolojisini iyi bilen bilim adamlarının, ABD’nin HAARP sistemiyle iyonosferden güçlü dalga göndererek Rusya’yı kavurduğunu iddia ettikleri yazıyordu.

Sahra çölünü aratmayan Rusya’daki sıcak dalgasının sebebini araştıran Komsomolskaya Pravda gazetesi, bir dizi uzmandan görüş alarak böyle bir ihtimalin bulunduğu sonucuna varmış. En büyük şüphe ise Pentagon’un kontrolünde 1997 yılından beri Alaska’da çalıştırılan yüksek frekans dalga yayıcı HAARP istasyonu üzerinde toplanmıştı.

Moskova Devlet Üniversitesi MGU Fizik Fakültesi hocalarından Georgiy Vasilyev, HAARP çalıştırıldığı günden bu yana, dünyanın değişik bölgelerinde iklim anomalileri gözlenmeye başlandığını, kar yağması gereken yerleri güneş kavururken, Afrika’da kar yağışları gözlendiğini belirterek, “Bu tuhaf olgular genelde küresel ısınmaya fatura ediliyor. Ama bize göre anomalilerin asıl sorumlusu Pentagon’un HAARP sistemidir.” diyordu.

Rusların iklim değişikliğinden ABD’yi suçlaması, geçmişte kendilerinin de haşır neşir oldukları teknolojinin sonuçlarını çok iyi bilmesinden kaynaklanıyor tabii ki.

Rusya Silahlı Kuvvetleri’nde iklim uzmanı olarak çalışan Nikolay Karavayev ise Rusya’ya bu yaz iklim silahıyla saldırı düzenlendiğine yüzde 100 emin olduğunu söylüyor. Karavayev, “ABD Hava Kuvvetleri raporunda net bir dille ‘2025 yılına kadar iklimi müttefikimiz yapmalıyız’ ifadesi yer alıyor. Hatta Pentagon, günümüzde sadece sivil kuruluşların araştırma yapmaya yetkili olduğu uluslararası iklim anlaşmasından çıkmayı da düşünüyor. Bana göre ABD, iklim silahı konusunda öylesine ileri gitti ki yakında bunu gizlemeden dünyaya sergilemeye başlayacak” diyor.

Rus uzman Karavayev’e göre, Moskova’nın 40 dereceyle kavrulduğu sırada Avrupa ülkelerinde yaz nispeten daha serin geçiyor. Berlin 18, Varşova 25, Viyana 20, Paris 20 derece. Batıda Ukrayna sınırında etkisini kaybeden yüksek basınç cephesi, Karadeniz kıyılarından kuzeyde Murmansk kutup bölgesine kadar uzanıyor. Ülke sınırlarını takip eden yüksek basınç cephesi onu besleyecek ortam bulunmamasına rağmen dağılmıyor.

DEPREMLER

Nikola Tesla’nın sayısız patenti arasında en büyük buluşlarından biri “karasal sabit dalgalar/ terrestrial stationery waves”dır. Bu buluşu ile ‘yeryüzünün belirli frekanslardaki elektrik titreşimlerine duyarlı olduğunu ve yeryüzünün bir iletken/iletici (conductor) olarak kullanılabileceğini’ kanıtladı. Tesla’nın, deneyleriyle dünyaya elektrik vererek deprem meydana getirdiği, çevredeki tarlaların renklerini değiştirdiği biliniyor.

'Future Times'da yayınlanan bir araştırma dizisinde, ABD’nin, San Andreas fay hattında meydana gelebilecek büyük bir depremin Amerikan ekonomisine çok büyük zarar vereceği düşüncesiyle, daha deprem oluşmadan tektonik katmanlar arasında artan basıncı değişik noktalardan patlatıp boşaltarak, büyük depremi küçük depremlere dönüştürdüğü belirtilmektedir.

ABD’nin saygın eğitim kurumlarından Stanford Üniversitesi de “Deprem uzmanları, elektromanyetik dalgaları yansıtacak miktarda iyonların bulunduğu iyonosferdeki frekansları incelemeli”  diyerek, depremler ile enerji değişimleri arasındaki bağlantıyı ortaya koymuştur.

ABD’nin önde gelen eğitim kuruluşlarından MIT’e göre ise iyonosfere gönderilen dalgalar bir ısınmaya neden oluyor ve fay hattından radyoaktif radon gazının çıkmasını sağlayarak deprem tetikleniyor. Yani yapay bir deprem oluşturmaktan ziyade, sınıra dayanmış denge bozularak, var olan fay hatları tetikleniyor.

SUNİ DEPREMLER

Dünyada tektonik ve elektromanyetik silah teknolojisinin en az yüzyıl öncesinden konuşulmaya başlandığı ve Gürcistan dahil bir çok ülkenin bu teknoloji üzerinde çalışmalar yaptığı biliniyor.

Dünya üzerinde suni olarak tetiklendiği düşünülen depremlerden bazıları şöyle sıralanıyor.

7 ARALIK 1988 ERMENİSTAN DEPREMİ
1988 yılı 7 Aralık’ta Ermenistan'ın Spitak şehrinde bir deprem meydana geldi.  Ermenistan'daki depremden hemen önce, 6 Aralığı 7 Aralığa bağlayan gece Ukrayna'nın Lvov kentinden Ermenistan'ın başkenti Erivan'a Sovyetlerin özel kuvvetlerinden 400 kişilik bir tim getirildi. Stratejik noktaları korumakla görevli bu tim 7 Aralıkta depremin gerçekleşmesinden tam 45 dakika sonra Spitak'daydı ve hassas bölgeleri ve devlet binalarını korumaya aldı. Ermeniler, özel kuvvet askerlerine ne zaman intikal ettiklerini sorduklarında şu cevabı aldılar: "Depremden bir gün önce Erivan'dayken bize yarın Spitak'a geçeceğimiz söylendi."

Bu sözler depremin Moskova yönetimi tarafından tetiklendiğini açıkça ortaya koymaktadır.

Diğer bir ilginçlik sismograf kayıtları ile ilgilidir. Depremden bir saat sonra, güvenlik görevlileri ilgili merkezlerden sismograf kayıtlarını topladılar ve Ermeni Televizyonu, "Bütün sismograf kayıtlarının depremin şiddeti ile paramparça olduğunu" duyurdu.

Deprem sırasında dikkatleri çeken diğer bir şey de Erivan'dan bile duyulan güçlü patlama sesi oldu. Bilindiği gibi normal depremlerde bu tür patlama sesi olmaz.

Ermenistan depremi, Karabağ’ın işgali ile Sovyetlere karşı kontrol dışı bir ayaklanmaya dönüşmek üzere olan gelişmeyi etkisiz hale getirerek, kontrolsüz bir şekle girmek üzere olan Sovyet çözülme sürecini yeniden rayına oturtmuştur.

1995 KOBE DEPREMİ

1995 Tokyo kimyasal gaz saldırısının faili olduğu iddia edilen Aum Tarikatı'ndan bir ekip 1990'lı yılların başında Tesla teknolojisini incelemek için Belgrad'ı ziyaret eder. Aynı tarihlerde Rusya ile Japonya arasında barış rüzgarları esmeye başlar ve Aum Tarikatı lideri, eski Sovyet Başkanı Gorbaçov ve KGB şefi arasında Moskova'da bir görüşme gerçekleşir. İddialara göre, toplantıda Sovyetlerin elindeki "tektonik silah teknolojisine" karşılık, Japonların elindeki "süper bilgisayar teknolojisi"nin değiş tokuşu görüşülür. Bu görüşmenin hemen sonrasında; Moskova'da Rus-Japon Üniversitesi kurulur ve Aum tarikatının yönettiği bu üniversitede Rus ve Japon fizikçiler çalışmaya başlar.

1993 yılının başında Aum tarikatı liderinin yardımcılarından biri Avustralya'ya gitmeden önce Rusya'ya uğrar. Daha sonra Avustralya'ya geçen başkan yardımcısı Batı Avustralya'da Banjawarn bölgesinde 200.000 (ikiyüz bin) hektarlık devasa bir koyun çiftliği alır. Bir iddia Aum tarikatının bu çiftlikte sarin gazını denediği yolundaydı.

28 Mayıs 1993 tarihinde, merkezi Banjawarn'deki koyun çiftliğine çok yakın olan 3.7 şiddetinde bir deprem meydana gelir. İşin ilginci, bu depremin Avustralya'nın o bölgesinin tarihinde kaydedilen tek deprem olması. Görgü tanıkları, deprem öncesinde, gökyüzünde bir ışık çizgisinin/topunun ilerlediğini ve daha sonra yere doğru mavi bir şimşek olarak çakmasını müteakip depremin meydana geldiğini belirttiler. Patlamanın olduğu bölgenin üzerinde daha sonra turuncu yarımküre şeklinde bir ışıma belirdi. Tanıkların ifadelerine göre yarımküre şeklinde bu ışık havada iki saat asılı kaldı ve daha sonra "birinin düğmeyi kapaması gibi" ortadan kayboluverdi.

8 Ocak 1995'te Aum tarikatının lideri Asahara radyoda yayınlanan bir röportajda aynen şöyle dedi : "Japonya 1995 yılında bir deprem saldırısına maruz kalacak. Büyük ihtimalle hedef Kobe olacak." 17 Ocak 1995'te, yani Aum liderinin uyarısından tam 9 gün sonra Kobe'yi yerle bir eden deprem meydana geldi.

7 Nisan 1995'te; Aum tarikatının Bilim ve Teknoloji "Bakanı" Hideo Murai Yabancı Muhabirler Kulübü’nde düzenlediği basın toplantısında sorulan sorulara cevap verirken aynen şöyle dedi : "Bu depremin elektromanyetik güç yoluyla tetiklendiğine yönelik güçlü bir olasılık mevcut ya da birileri yerkabuğu üzerine böyle bir gücü uygulayan cihaz kullanmış olabilir."

1995 Kobe depremi sonrasında Tokyo Borsası’nın çöküşü ile başlayan ve Asya'da Barings bankasının çöküşü ile devam eden finans depremi Japonya'yı uzun yıllar içinden çıkamayacağı bir ekonomik krizin içine sokmuştur.

Aum tarikatına yüklenen Tokyo sarin gazı saldırısı sonrasında Rusya ile yakınlaşmaları başlatan hükümet istifa etmek zorunda kaldı ve tarihin makro seyri içerisinde kurulmaya çalışılan Rusya - Japonya - Almanya ekseni fay hattı ile birlikte kırıldı. Japonya 1990'ların sonlarına doğru yaklaşılırken, ABD'nin uzaydan sağlayacağını söylediği "güvenlik şemsiyesi" altına girmeye zorlanmış, ABD'nin koalisyon ortaklığına daha uyumlu bir müttefik haline getirilmiştir.

17 TEMMUZ 1998 PAPUA YENİ GİNE'DE TSUNAMİ

17 Temmuz 1998'de Papua Yeni Gine'de gerçekleşen ve on binlerin ölümü ile sonuçlanan Tsunami felaketinden kurtulanlar, üzerlerine gelen denizin ve üzerindeki havanın "alevler" içinde olduğunu söylediler.

Tsunami ile "ateş"'in görüldüğü ilk defa olmaktadır ve felaket sonrasında yanmış cesetlerin varlığı, "kayalara sürterek yandılar" gibi garip açıklamalarla geçiştirilmeye çalışılmıştır. Bu yanma olayına bilim adamları hiç bir mantıklı açıklama getiremediler. Bu yanmaların iyonosferden yapılan elektromanyetik enerji transferlerinin bir sonucu olduğundan şüphe yoktur.

Tsunami ile ilgili olarak Tesla'nın prensipleri üzerine geliştirilen bir proje de MagnetoHydroDynamics (MHD) dir. Bu proje "iletken bir sıvı ile manyetik alanın" etkileşiminin incelenmesi olarak özetlenebilir. Magnetohydrodynamics (MHD), basitçe, çok güçlü bir mıknatıs kullanılarak iyonize deniz suyu moleküllerini bile itebilecek bir manyetik alan oluşturabilmek demektir. Yani bu yolla dev dalgalar oluşturulup istenen bölgeye yönlendirilebilir.

İRAN KÖRFEZİNDEKİ KAVRULMUŞ YUNUSLAR.

Dikkat çeken bir yanma olayı da Basra körfezinde meydana gelmiştir. Kasım 2007’de Basra Körfezi kıyılarında küçük bir İran kasabası olan Bandar Leng’de meydana gelen olayda önce kentte Richter ölçeğine göre yaklaşık 3 büyüklüğünde bir deprem olur. Deprem aralıklarla yaklaşık iki hafta sürer. O tarihlerde, okyanusun renginde değişmeler meydana geldiği, parlak kırmızı tonlarda bir renge büründüğü gözlemlenir. Bu arada pek çok balık da ölmüş ve hatta yanmış olarak suyun yüzüne vurur. Kavrulan yunus balıklarının sayısı 152’dir. Bilahare denizden ağır bir kanalizasyon kokusu gelir. Yerel haber kaynakları bunu denizde çürüyen yosunlara bağlar. Bu arada kent halkı balık yememeleri için uyarılır.

Bu tablolar HAARP ile ilişkili midir?

Biz bir şey demesek de bağımsız bilim adamları “evet ilişkilidir” diyor. Bu yanıkların iyonosferden yapılan müdahale harici meydana getirilmesi zordur.

HAARP sistemini daha anlaşılır kılan şu videoya göz atmakta fayda var:  http://www.youtube.com/watch?v=RvPu0sxDKSQ

17 AĞUSTOS 1999 GÖLCÜK DEPREMİ

17 Ağustos 1999 sabahı yerel saatle 03.02'de, Richter ölçeğine göre 7,5 Mw büyüklüğünde gerçekleşen Kocaeli/Gölcük merkezli deprem büyük çapta can ve mal kaybına neden oldu. Deprem tüm Marmara Bölgesi'nde, Ankara'dan İzmir'e kadar geniş bir alanda hissedildi. Resmi raporlara göre 17.480 kişi öldü, 23.781 kişi yaralandı, 505 kişi de sakat kaldı. Resmi olmayan bilgilere göre ise yaklaşık 50.000 ölüm, ağır-hafif 100.000'e yakın da yaralı oldu. Ayrıca 133.683 bina da çöktü.

Depremle ilgili şüphelerimizi HAARP’a yoğunlaştıran not ve gözlemler ise şöyle:

- Depremden iki gün önce Büyükada semalarında mavi bir ışık topu gözükür.

- O gece Gölcük donanma üssünde devir teslim töreni ile ilgili bir eğlence programı vardır. Bu eğlenceyi düzenleyen kuruluşun bütün elektronik sistemleri depremden önce saat 11.00 civarında bozulurken, havai fişekleri kontrol eden mekanizmalar da kendiliğinden ateş alır. Benzer şekilde bölgede yaşayanlardan radyosu açık olanlar da radyolarının kendiliğinden kanal değiştirdiğini söylüyorlar. Bu olanlar, bölgede depremden çok önce ciddi bir elektro manyetik alanın varlığının kanıtıdır.

- Deprem sırasında Marmara'nın öte yakasından işitilen bir patlama sesi meydana gelir.

- Söz konusu eğlence gecesinin organizasyon hizmetlerini sunan şirketin elinde o gecenin videosu bulunuyordu. Bir gazeteci o videoyu almak için şirkete başvurduğunda şirket bunu kabul etti ve ertesi gün videoyu vermek için gazeteci ile sözleşti. Fakat nedense ertesi gün şirket bu kararından vazgeçti ve gazeteci ile yaptığı konuşmayı bile inkâr etme noktasına geldi.

- Donanma üssünün yanında oturanlar; deprem sırasında, gemilerin üzerinde bir elektrik arkının oluştuğunu, yıldırım ışığına benzeyen bu ışığın göğü yarar gibi "dizel motor" sesine benzer bir ses çıkararak bir süre ilerledikten sonra gemilerin tam üstünde denize doğru büyük bir gürültü ile boşaldığını gördüklerini söylüyorlar.

- Ayrıca alışılmadık bir şekilde beyaz, berrak sarı, kırmızı ve mavi renkte, yuvarlak veya üçgen şeklinde ışıkların 5 ila 20 dakika gökyüzünde asılı kaldığı belirtiliyor.

- Ayrıca, hiçbir sualtı volkan aktivitesi olmadığı halde İzmit’te deniz kırmızı renge dönüşürken, su sıcaklığı 40-45 santigrat derece yükselir.

- Deprem sonrası bölge balıkçıları denizden çektikleri ağlarının yanmış olduğunu tespit ederler.

- Deprem öncesinde bölgede yapılan tatbikata İngilizler ve İsrailliler de katılır. Tatbikat için bölgeye bu devletlerin denizaltıları da gelmiş. Bu tatbikatın konusu ve tatbikat sırasında özel bir teknolojinin denenip denenmediği merak ediliyor.

- Depremden iki saat sonra bölgeye İsrail'in ordu bağlantılı kurtarma ekipleri geliyor. Hükümetin ancak 3 gün sonra; Trakya'daki birliklerin bile 24 saat sonra bölgeye intikal edebildiği bir durumda, İsrailli kurtarma ekiplerinin olay yerine bu kadar hızla intikalinin arkasında bilmediğimiz bir ön hazırlık olup olmadığını düşündürüyor.

- 7 Nisan 2001'de ABD'de yayın yapan bir radyo programının konuğu "Yerküre Değişiklikleri" isimli kitabın yazarı Alfred Webre idi. Programın konusu ise; "Doğa silahları ve 28 Temmuz 1976 Çin ve 17 Ağustos 1999 Türkiye depremleri gibi elektromanyetik olarak tetiklenmiş (kaza ile veya kasten) depremler" idi.

Gölcük'te yaşadığımız felaketin tetikleyici unsurunu bulmak bir yana; bu depremin yukarıda dikkat çektiğimiz bazı depremlerle benzerliği, olasılıkla açıklanamayacak kadar ilginçtir. İlginç olan; Gölcük depremi ile benzerlik gösteren bütün depremlerin kendilerini tetikleyen kesin olarak bilinmese de; bu depremlerin kendilerinin başka jeopolitik süreçleri tetikledikleridir.

Deprem sonrasında; Türkiye'nin ekonomik ve sosyal olarak girdiği ve bir türlü içinden çıkamadığı istikrarsızlık girdabı biraz daha derinleşmiştir.

MART 2002 AFGANİSTAN

Rusya, Afganistan'da Mart 2002'deki 7.2lik yıkıcı depremi tetiklemek için HAARP cihazını kullandığı gerekçesiyle ABD ordusunu suçlamıştır.

12 OCAK 2010 HAİTİ

12 Ocak 2010’da Haiti’deki 7 büyüklüğündeki deprem öncesinde, HAARP’ın frekansları yayınlayan sisteminde yaklaşık 2 Hz’lik bir hareketlenme yaşandı. DEMETER uzay aracından alınan veriler, Haiti depreminden önce ultra-düşük frekanslı radyo sinyallerinde önemli artış olduğunu gösteriyor.

Venezuela Devlet Başkanı Chavez, ABD’yi eko–türde felaketlere neden olabilen “tektonik silah” testinin parçası olarak Haiti’deki 7.0 büyüklükteki depreme neden olmakla suçladı.

11 MART 2011 JAPONYA

11 Mart 2011’de Japonya’da yaşanan 9 büyüklüğündeki depremden birkaç saat önce Japonya üzerindeki atmosfer hızla ısınmış, HAARP’ın frekans ölçme sisteminde 2.5 Hz’lik bir değişim ortaya çıkmıştır. Bilim insanları Japonya’daki çok büyük depremden önceki günlerde deprem merkez üssünün üzerindeki kızılötesi emisyonların dramatik şekilde arttığını söylüyor.

NASA Goddard Uzay Uçuş Merkezinde Dimitar Ouzounov ve birkaç arkadaşı, 11 Mart’ta Japonya’yı harap eden Büyük Tohoku depreminden alınan verileri sunuyor ki, sonuçları şaşırtıcı.

Japonya’daki 9 büyüklüğündeki depremden önce iyonosferin toplam elektron içeriğinin deprem merkez üssü üzerinde dramatik şekilde arttığı, deprem olmadan üç gün önce maksimuma ulaştığı belirtiliyor.

Aynı zamanda, uydu gözlemleri merkez üssünün üzerindeki kızılötesi emisyonlarda büyük artış gösterdi, bu emisyonlar depremden önceki saatlerde zirveye ulaştı. Başka bir deyişle, atmosfer ısınmaktaydı.

23 EKİM 2011 VAN DEPREMİ

Van Gölü’nü ve Van’dan geçen fay hatlarını senelerdir araştıran bilim adamlarına göre bu beklenmedik bir depremdi. Bu depremin karakteristik özelliğinde bir mağma ve yeraltı yapısı mevcut değil.

Peki bu bir suni bir deprem miydi?

23 Ekim 2011’de Van’da meydana gelen deprem için aynı verilere bakıldığında, deprem öncesi 21 Ekim saat 08.00’de ABD deprem makinası (HAARP) çalışıyordu ve dalga yaklaşık 1.8 Hz büyüklüğünde idi.

Rusların hazırladığı rapora göre, Karadeniz’deki ve civarındaki Rus monitor istasyonları depremden önceki son 36 saatte iyonosferde “hızlı” bir ısınma gözlemeye başladı. Bu ısınma doğu Türkiye’yi vuran 7.3 büyüklüğündeki depremden birkaç saat önce zirveye ulaştı.

Rus Donanma İstihbaratı subayları bu saldırının amacının Iraklı Kürt asilerin 4 gün önce 26 Türk askerini öldürmesine karşılık olarak, Türkiye’nin Kuzey Irak’a girmesine “ciddi şekilde engel olmak” olduğunu söylüyor.

2.5 Hertz’deki ELF (ekstra düşük frekans) dalgalarının depremlerle ilişkili bir armonik olduğu biliniyor. Zirve sıcaklıkta HAARP manyetometre okumaları 2.5 Hertz bandında çok aktif idi.

***

Jeologların uzun zamandır büyük depremlerden önceki günlerde garip atmosferik fenomenlerin kişisel ayrıntılara dayalı raporları üzerine kafaları karışık. Ancak son yıllarda çeşitli ekipler deprem bölgelerinde atmosferik izleme istasyonları kurdular ve uydular bir deprem sırasında üst atmosferin ve iyonosferin durumu hakkında verileri geri gönderebiliyor.

Konuyla ilgili bu videoyu ilginç bulacaksınız:  http://www.youtube.com/watch?v=oTvvkvl1oR0

SONUÇ

HAARP iyonosfer üzerinde çalışan, tüm dünyayı ve insanlarını tehdit eden bir silah. HAARP en gelişmiş haline ulaştığında bu teknolojiye hükmeden ülke (ki muhtemelen ABD olacaktır) diğer ülkelerin tamamını kontrol altına alabilecektir. Direnen ülkeler iyonosfer üzerinden yapılacak çeşitli müdahalelerle teslim olma noktasına getirilecektir. Bu süreçler teslimden yok oluşa kadar pek çok seçeneği içermektedir.

İyonosfer üzerinde yapılan çalışmaların Milli Güvenlik Belgesi'nde yer alması, ulusal güvenlik politikasının bir parçası haline getirilmesi ve yakından takip edilmesi şarttır. Devletin bu konuyu aşırı şekilde ciddiye alıp mutlaka bu alana yatırım yapması, yurt dışında konuyla ilişkili okullara öğrenci göndererek üst düzeyde kadrolar ve uzmanlar yetiştirmesi ve yeni savunma konseptleri geliştirmesi bugünün en elzem konusudur.


[1] Periyodik bir etkinin altında olan sistemlerde salınım vardır. Salınımlar esnasında sistemin normal durumuna göre yaptığı yer değiştirme miktarına genlik denir. Bu salınımlar eğer sistemin doğal frekansına eşit olursa, sistemin genliği sonsuza dek artma eğilimi gösterir ki bu olaya rezonans denir.

Deprem dalgaları nedeniyle oluşan salınım etkisi altındaki bir bina veya alternatif gerilim etkisi altındaki elektriksel bir sistem rezonansa uğrayabilir. Depremlerde binaların yıkılmasının sebebi de bu rezonans olayıdır. Salınımlar binanın doğal frekansına eşit olduğunda, bina artan genliğe ve bunun neden olduğu gerilime dayanamayarak yıkılır. Rezonansa uğrayan bir nesnenin zarar görmemesi mümkün değildir.

KAYNAKÇA:

- Nikola Tesla, http://tr.wikipedia.org/wiki/Nikola_Tesla

- Aydoğan Vatandaş, HAARP, Aydoğan Vatandaş, Timaş Yayınları, İstanbul-2000

- Bilim ve Ütopya / Tesla / Mart 2000/Sayı 69 Sayfa:7

- Dünyayı Yöneten Para Baronu On Üç Seçkin Aile,http://turktarihivegercekler.blogcu.com

- Ajıt Vadakayıl, Jagadısh Chandra Bose , Nobel Prıze And Racısm,  http://www.phoenixhollo.com/fr/Jagadish_8.html

- Prof. Dr. İsmail SÖKMEN, Doç. Dr. Muhammed Deniz, Yüksek Enerji ve Plazma Fiziği, http://deufizik.org/tr/kadro/akademik-kadro/yuksek-enerji-ve-plazma-fizigi

- Mehmet Camalan, Radyo Haberleşmesinde İyonosferin Önemi, Sızıntı, Haziran 2004, Sayı:305

- İyonosfer, http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0yonosfer

- Özlem Kılıç Ekici,Hayal mi yoksa Gerçek mi? Kablosuz Elektrik, Bilim ve Teknik, Aralık-2011,Sayı: 529

- Nikola Tesla: Zamanı Döndüren Mühendis, http://yunus.hacettepe.edu.tr/~akilli07/Nikola_Tesla_Website/icatlari.html

- Rezonans, http://tr.wikipedia.org/wiki/Rezonans_%28fizik%29

- Van Depremi Özel Dosya, http://www.meteoquake.org/haiti.html

- Nogah Han, Haarp silahı ile deprem yaratıyor, insan beynini kontrol ediyor vs... http://www.odatv.com/n.php?n=deprem-yaratiyor-insan-beynini-kontrol-ediyor-vs...-2012121200

- The Bulletin, Januarry-February-1997, Vol:53, No:1)

- ABD silah denedi, Haiti'de deprem oldu, http://www.habername.com/haber/abd-iran-silah-deprem-rapor-haiti-depremi-chavez-33338.htm

- Aydoğan Vatandaş, Haarp kıyamet teknolojisi, Aksiyon, 11 Mart 2000

- Nikola Tesla, http://www.dunyavegercekler.com/haber/835-nikola-tesla.html

- Ali KÜLEBİ, Nikola TESLA ve TESLA Silahları, http://www.sonsuz.us/node/431?q=node/2158

- Dermot Cole, Air Force prepares to dismantle HAARP ahead of summer shutdown, http://www.adn.com/article/20140514/air-force-prepares-dismantle-haarp-ahead-summer-shutdown

- ”Dört Yaz Önce Ne Yaptığınızı Biliyoruz” [1], http://www.acikistihbarat.com/haberler.asp?haber=24

- Dr. Cahit Karakuş, Elektronik Harp Yönlendirilmiş Enerji Kaynakları Ve Stratejik Savunma Girişimi, http://www.ckk.com.tr/harp/directed_energy.html

- Dr. Grant T. Hammond, Paths to Extinction:The US Air Force in 2025,  http://www.bibliotecapleyades.net/archivos_pdf/2025_volume4.pdf

- Nerdun Hacıoğlu, ABD, Rusya’ya HAARP açtı,Hürriyet, 30 Temmuz 2010, http://www.hurriyet.com.tr/dunya/15447529.asp

- Nikola Tesla ve H.A.A.R.P,  http://www.haarpprojesi.com/2012/06/nikola-tesla-ve-haarp.html

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık