• 30 Temmuz 2017, Pazar 18:57
SAKİNREİS

SAKİN REİS

ÇİPİMİZ KAPATILMADAN SON UYARI!

Aaron Russo ABD'li bir işadamı, film yapımcısı ve yönetmen.

Nicholas Rockefeller’in 11 Eylül saldırıları gerçekleşmeden 11 ay önce kendisine anlattıklarını 2007 yılında çekilen bir belgeselde ifşa etmiş ve bu açıklamasından 6 ay sonra da şüpheli bir şekilde ölmüştür. Neler anlatmıştı Aaron Russo önce onu bir okuyalım:

“Tanıdığım bir avukat bir gün beni aradı ve şöyle dedi:

-‘Rockefeller ailesinden biriyle tanışmak ister misin?’

Ben de,

- “Olur çok sevinirim” dedim.

Böylece Nicholas Rockfeller’le tanıştık ve sonra da dost olduk. Bana birçok şey anlatmaya başladı. Bir gece şöyle dedi:

- “Bir olay olacak Aaron ve o olaydan sonra Afganistan’a gireceğiz. Bu sayede Hazar Denizi’ne boru hattı döşeyebileceğiz. Irak’a girip petrolü alacağız ve Ortadoğu’da bir üs inşa edeceğiz. Oradan da Venezuella’ya gidip Chavez’den kurtulacağız.”

İlk ikisini bitirdiler, Chavez’i daha bitirmediler. (Aaron’un 2007 yılındaki ifadesidir.)

Ve şöyle devam etti:

- “Asla bulamayacakları biri için mağaraları araştıran bir sürü adam göreceksin.”

Teröre karşı verdiğimiz savaşta, aslında karşımızda gerçek bir düşman olmaması konusunda konuşup gülüyordu. Bu savaşın nasıl asla kazanılmayacak bir savaş haline getirildiğini anlatıyordu. Bunun sonu olmayan savaş olduğunu, bu şekilde insanların özgürlüklerinin ellerinden alındığını söylüyordu.

Ben de şöyle dedim:

- “İnsanları bu savaşın gerçek olduğuna nasıl inandıracaksın?”

- “Medyayla… Medya herkesi bunun gerçek olduğuna inandırabilir. Bir şeyler hakkında konuşmaya devam edersen ve aynı şeyleri tekrar tekrar söylersen insanlar buna inanacaktır.”

Biliyorsunuz, 1913 yılında Federal Rezervi yalanlar ile kurdular. Sonra 11 Eylül sayesinde teröre karşı savaş başladı ve birden Irak’a girdik. Bu da başka bir yalandı ve şimdi aynı şeyi İran’a yapacaklar. Oradan oraya, oradan oraya geçip duruyorlar. Ben de sordum:

- “Bunu neden yapıyorsunuz? Amaç nedir? Dünyadaki bütün paraya sahipsiniz, hem de istemeyeceğiniz kadar, bütün güce sahipsiniz. İnsanların canını yakıyorsunuz, bu kötü bir şey.”

Bana şöyle dedi:

- “İnsanları neden umursuyorsun ki? Kendini ve aileni düşün yeter.”

- “Tamam da asıl amaç ne?”

-  “Asıl amaç dünyadaki herkese çip takmak, RFID ÇİPİ[1] yerleştirmek. Herkesin parası ve sahip oldukları herşey o çiplerde olacak ve eğer birileri bizi protesto ederse ya da yaptıklarımızı eleştirir ise çiplerini kapatacağız.”

Aaron Russo’nun söylediklerini şu linkten dinleyebilirsiniz: https://www.youtube.com/watch?v=d7TMhOmHbjg
 

***

Buradan gelelim Türkiye’ye…

Pilot uygulamanın son bulmasıyla 2 Ocak 2017 tarihi itibariyle yeni kimlik kartlarının dağıtımına başlandı.

TÜBİTAK BİLGEM Ulusal Elektronik ve Kriptoloji Araştırma Enstitüsü (UEKAE)’ne ait Elektronik Kimlik Doğrulama Sistemi (EKDS) sayfasında verilen bilgilere göre yeni kimlik kartları üzerinde temaslı ve temassız olmak üzere iki adet yonga (çip) bulunuyor. Temaslı yongada sertifikalar, nüfus bilgileri, kart sahibinin elektronik imzalı fotoğrafı ve biyometrik bilgiler (parmak izi, parmak damarı izi ve el ayası damarı izi); temassız yongada, kartın seyahat belgesi olarak kullanılmasını sağlayan kişiye ve karta özgü bilgiler bulunuyor. Kimlik doğrulama işlemi, kart şifresinin (PIN) girilmesi ve/veya biyometrik doğrulama gerektireceği için kartın başkası tarafından kullanılması mümkün olmayacak deniliyor. (Gerçi benzer özelliklere sahip kredi kartları pekalâ kopyalanabiliyor ve çeşitli dolandırıcılık faaliyetlerinde kullanılabiliyor ama...)

Kamu ve özel sektörün bu kartlarla entegrasyonu sağlandığında pek çok hizmete hızlı ve güvenli şekilde ulaşabilecekmişiz. Teorik olarak böyle.

Bunlar olumlu şeyler tabii.

Ama hiç bir şey göründüğü gibi değildir, bir de şüphe penceresinden bakmak gerekir ki sistemin zaafları varsa ortaya çıksın ve gerekli tedbirler alınabilsin.

İşte bu perspektiften bakınca bir taraftan da her şeyimizle tam bir denetim altına girmiş olduğumuzu görüyoruz.

Örneğin temassız yonganın 10 cm mesafeden çalışabilir olması nedeniyle kişilerin devamlı üzerinde taşıdıkları bu kartlarla izlenme ihtimali; ya da bazı yerlere kart okuyucular konularak orada bulunup bulunmadığının belirlenmesi ihtimali akla geliyor ve haklı olarak endişeleniyorsunuz. Bu kart okuyucuların nerelere yerleştirileceği,  buralarda log bilgilerinin tutulup tutulmayacağından emin değiliz. Bu log bilgilerinin kişilerin online takibini mümkün kılması nedeniyle yönetimi elinde tutanların istedikleri an ülkeyi BBG evine çevirebileceklerini düşünmek korkunç bir şey.

Ayrıca temaslı yonga üzerinde tutulacak kişisel bilgi arşivinin çalınıp çalınamayacağına ilişkin de bir garanti yok. Çünkü hiçbir yazılım sistemi asla tam güvenilir değildir.

Bir de, yeni kimlik kartları aracılığıyla işlem yapacak birimlerin hangi bilgileri elde edebileceği, bu bilgilerin hangi amaçlarla kullanılabileceği ve buna karşı hangi sorumlulukları üstleneceği de belirsiz.

***

Bunları yazmaktaki maksadımız, hayatımızı kolaylaştıran teknolojilerin, özgürlüğümüzü pranga altına vuran araçlara dönüşme ihtimalini hatırlatmak, vatandaş duyarlılığını artırarak bunu yönetime hissettirmektir.

Ama asıl işkillenme sebebimiz sadece bunlar da değil. Bu kimliklerin yenilenme projesinin hiçbir hassasiyet göstermeden “safça” yürütülüyor olmasıdır. Bütün ülke insanına ait stratejik bilgilerin topluca bir takım merkezlerin eline geçme ihtimalinin “sırıtıyor” olmasıdır.

***

Bilindiği gibi Kimlik Kartları Projesinin ihaleye açıldığı 29 Mart 2012’de Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü’nün bağlı olduğu İçişleri Bakanlığı koltuğunu Pensilvanya’ya intisaplı İdris Naim Şahin dolduruyordu. Yedi entegratör firma ihaleye davet edilmişti. İki firma yeterliliği geçmiş, açık eksiltme ile yapılan pazarlık sonucu ihale Gate Elektronik’e verilmişti.

Gate Elektronik’in sahiplerinin mason ve firmanın da İsrail’le içli dışlı olduğunun ortaya çıkması yoğun tepkilere neden olmuştu.

Üstelik sözleşmeye göre Gate Elektronik’in Ağustos 2013'te ilk kimlik kartlarını vermesi öngörülüyordu ama bunu uzun süre yapamadı.

Enteresan olan şu ki, firma bu yükümlülüğünü yerine getiremezken Nüfus ve Vatandaşlık İşleri (NVİ) Genel Müdürlüğü, 'Kimlik kartı ve sarf malzemeleri ile ilave donanım alımı' altında 10 milyon adetlik yeni bir kimlik kartı ihalesini daha açıyor ve bunu da Gate Elektronik'e  veriyordu (İhalenin o günkü tutarı 200 milyon TL’dir).

Gazeteci Ferhat Ünlü o günlerde Sabah gazetesinde bu konuyu işleyerek şunları yazmıştı:

“Gate Elektronik paralel yapıya yakın ve İsrail menşeli şirketlerle gizli ve açık işbirliği bulunuyor. Firma, özellikle TSK Kimlik Kartı, Kıbrıs Kimlik Kartı ve T.C. Kimlik Kartı gibi kimlik projelerine özel olarak ilgi duyuyor ve ihalelere katılıyor. Hatta firma, TSK Kimlik Kartı projesini çok büyük fiyat indirimi ile alıyor.

Gate Elektronik'in sahibi Turgay Maleri.

Yavuz Bacacı da projedeki önemli isimlerden biri.

Projenin danışman kadrosunda ise tanıdık bir isim var. Önder Aytaç'ın kardeşi Ali Özgür Aytaç.

Diğer danışman da yine Özgür Aytaç gibi Abdülkadir Aksu'nun İçişleri Bakanlığı döneminde danışman olarak atanmış bir isim olan Nevzat Büküm.

Projede yer alan bir diğer isim ise 4S Bilgi Teknoloji'den Kürşad Badem.

Ulaştığım bilgi ve belgelere göre Gate Elektronik, kimlik ihalesini aldıktan sonra Sina adında yeni bir şirket kurdu. Bu şirketle ön çalışma koşulu olarak Türkiye Cumhuriyeti'nde yapılacak olan diğer projelerin (Ehliyet, Polis Kimlik Kartı, Pasaport vb.) tamamında tedarikçilerden yüzde 20 pay isteniyor. Bu anlaşmayı kabul etmeyen hiçbir firmayla çalışılmıyor. Böylelikle gelecek 10 yıl içinde tüm güvenli doküman projelerine Gate Elektronik ve altında yer alan ekip tarafından ipotek konulmuş oluyor.

İhale öncesinde TÜBİTAK tarafından, temin edilecek bazı yazılımlar için firmalardan teklif alınmış ve ihalede bu teklif kullanılmış. Ancak NVİ Genel Müdürü Ahmet Sarıcan, Genel Müdür Yardımcısı Etem Acar ve TÜBİTAK Bilgem eski Başkanı Hasan Palaz'ın etkisiyle TÜBİTAK, ihale sonrası fiyatlarında indirime gitmek zorunda bırakılmış. Ve TÜBİTAK giderek by-pass edilmiş.

Proje kapsamında NVI Genel Müdürlüğü, TÜBİTAK ve Darphane tarafından Bolu'da pilot uygulama yapıldı ve çalışma grubu oluşturuldu. Ancak ihale şartnamesinin hazırlanması aşamasında TÜBİTAK ve Darphane kasıtlı olarak proje dışında bırakıldı. Darphane Genel Müdürü Sadettin Parmaksız, başında olduğu kurum by-pass edilirken sessiz kaldı. Dolayısıyla şartname, ulusal güvenliği ve milli çıkarları gözeten bir şartname olmaktan çıktı. Hatta kanunen kimlik kartlarını üretmekle yükümlü olan Darphane'nin görevi yok sayılarak kimlik kartı tedariki, ihaleyi kazanacak firmanın sorumluluğuna verildi.

Olayın, Görevimiz Tehlike benzeri, dolayısıyla daha heyecan verici boyutlarına gelelim yavaş yavaş: TC Kimlik Kartı ihalesi kapsamında şimdiye kadar örneği görülmemiş şekilde her vatandaşın üç ayrı biyometrik verisinin (parmak izi, parmak damar izi ve avuç içi damar izi) toplanmasına karar verildi.

Biyometrik verilerin toplanması, saklanması, işlenmesi konularının her biri ulusal bilgi güvenliğinin unsurları. Bu verilere, güvenilirliği tescillenmemiş firma ve şahıslarca erişilmesi ulusal güvenlik tehdidi doğuruyor. Bu durum aşağıdaki tehditleri beraberinde getiriyor:

- Tüm biyometrik verilere erişim olanağı. Bu verilerin izinsiz kullanımı/kullandırımı, depolanması.

- Biyogenetik algoritmalarla ülke nüfusu hakkında kritik bilgilere ulaşılması.

- Veri manipülasyonu ile mükerrer kimlik kartı verilmesine olanak tanınması.

- Boş kimlik kartlarına sahip olunması ve dolayısıyla izinsiz, yetkisiz kimlik kartı düzenlenmesi.

Bu güvenlik açıklarının dışında firmanın ihale sözleşmesine uymadığı da görülüyor.

Ancak biyometrik güvenlikte asıl tehdit Okyanus Ötesi'nden. Zira TC Kimlik Kartı projesinde altyapı hizmetini küçük bir Amerikan şirketi sağlıyor.

Haber kaynaklarıma göre TC Kimlik Kartı ihalesiyle, hem firma üzerinden paralel yapıya kaynak aktarımı sağlanıyor, hem de her vatandaşa ait üç farklı biyometri verisinin arşivlenmesi nedeniyle yabancı istihbarat servislerinin iştahını kabartan bir ulusal güvenlik açığı ortaya çıkıyor.”

***

Ferhat Ünlü’nün 2014 yılında anlattığı bu sürecin Fetö’yle entegre ayakları -bilinebildiği kadarıyla- kesildi ve yeniden ihaleye gidildi.

Kimlik Kartları Projesi'nin ikinci fazını yürütmek amacıyla Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü tarafından Eylül 2016’da açılan bu yeni ihaleyi bir devlet kurumu olan Savunma Teknolojileri Mühendislik ve Ticaret AŞ (STM) kazandı. Şirket, otomasyonun güncellemelerini yapıp ilave kimlik kartlarının teminini sağlayacak.

Şirketin Yönetim Kurulu Başkanı Savunma Sanayii Müsteşarı İsmail Demir… Savunma Sanayi Müsteşarı demek işi başından aşkın adam demek. Şirketteki temsiliyeti fiili değil mecburen sembolik olacaktır.

Peki o zaman şirket işlerinin yakın takibini kim yapacak?

Tabii ki Yönetim Kurulu Başkan Vekili.

Peki Yönetim Kurulu Başkan Vekili kim?

B. Sıddık Binboğa Yarman.

Yani?

Yanisi Sabataycıların kurduğu Feyziye Mektepleri Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi,

Feyziye Mektepleri’ne bağlı Işık Üniversitesi’nin Kurucu Rektörü,

Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Locası üyesi Sıddık Binboğa Yarman…

Kimse kusura bakmasın bu beni de vatandaşı da işkillendirir.

Ulusal güvenliğimiz için stratejik değerdeki bir merkezin başına bir Sabataycı masonun getirilmesi büyük bir firasetsizlik, majör bir hatadır.

Kurumlarımız bir kripto cemaatten kurtarılıp, başka bir kripto cemaate mi teslim ediliyor?

***

Hadi bunu da geçtik…

Bence bu projenin en zayıf tarafı yongaların -devresi UEKAE tarafından tasarlansa da- yurt dışında üretiliyor olmasıdır.

Bu can sıkıcı bir husus.

Kendi çipini yapamayan bir ülke ulusal güvenliğinden nasıl emin olabilir ki? Bir de ülke vatandaşlarının tüm bilgilerini bu çipe yükleyeceksiniz. Bahsi geçen çip otomatik kapı açma kapama çipi değil; bir ülkenin vatandaşlarının tüm özlük bilgileri, biyolojik bilgileri, ticari bilgileri, hatta siyasi tercihlerinin bilgileri ve navigasyon bilgilerinin toplanacağı bir çip... Ve sonrasında daha neler yükleneceğini ise henüz bilmiyoruz.

Bu çiplere “arka kapı kodları” konularak dışarıya veri sızdırılmayacağını bilebilir misiniz?

Bilemezsiniz.

O zaman ince ince dünyaya hükmetme hesapları yapan Rockefeller çetesinin gelip çipinizi kapatacağı güne hazır olun.


[1] RFID (Radio Frequency Identification-Radyo Frekanslı Tanıma) genel olarak; canlıları ya da nesneleri radyo dalgaları ile tanımlamak için kullanılan teknolojilere verilen isimdir.  RFID teknolojisi, kablosuz veri alışverişini sağlayan en temel teknolojilerden biridir.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık