• 01 Temmuz 2019, Pazartesi 1:36
SAKİNREİS

SAKİN REİS

800 Bin Oy Farkta Bir Dümen Var!

Akşam saatiydi. Uzun süredir göremediğim bir arkadaşımla otobüs durağında karşılaştık. Kendisi öğretmenlikten emekli ve eşini birkaç yıl önce kaybetmişti. Geçim şartları tekrar mesleğine döndürmüş ve şimdi de okuldan geliyordu. Hoş-beşten sonra çocuklarını sordum; çocuk dediysem ikisi de 30 yaşının üzerinde gençler.

- “Ne yapsınlar, evde oturuyorlar işte” dedi.

- “Nasıl yani, çalışmıyorlar mı?”

- “Yok çalışmıyorlar.”

- “Evde ne yapıyorlar peki?”

- “Bütün gün bilgisayar, tablet, telefon. Malum...”

- “Allah Allah… Öğrenciliği devam eden var mı?”

- “Yok. Birisi yüksek lisans yaptı, diğeri ikinci üniversiteyi bitirdi. İkisi de ikişer üçer lisan biliyor ama...””

- “Peki niçin çalışmıyorlar.”

- “Asosyaller. Topluma giremiyorlar. İnsanlarla bir araya gelince geriliyorlar. Online müracaat ettikleri işler için görüşmeye çağırıldıklarında bile gidip rahat bir diyalog kuramıyor, kendilerini eve zor atıyorlar. Ve bütün gün evde oturuyorlar. Ne yapacağımı ben de şaşırdım...”

***

Günümüz gençliğinin kahir ekseriyetinin hali böyle maalesef. Müzik, video, dijital oyun ve sosyal medyanın dışında bir dünyaları yok. Bir-iki “kanka” dışında doğru dürüst arkadaşları da yok. Hayatlarında hiç güçlük ve sıkıntı olsun istemiyorlar, hiçbir yükümlülüğün altına girmiyorlar. Özellikle 2000 sonrası doğan Z nesli gerçek hayatı tanımıyor, tanımak da istemiyor. Ekonomiyle, kültürle, siyasetle hiçbir şeyle ilgilenmiyorlar, çünkü onlara göre hiçbirisi “keyifli şeyler” değil. İstedikleri tek şey, rahatsız edilmemek, eğlenmek, eğlenmek, eğlenmek...

Bunun tek vasıtası da ellerinin altındaki ekran... Onun için tüm dünyayı bir akıllı telefondan ibaret zannediyorlar.

Aileler, öğretmenler de bu gençlerle diyalog kuramıyor. Bu durumda yegâne bilgi kaynakları çok fazla vakit geçirdikleri sosyal medya oluyor. Gençler aileden öğretmenden alması gereken bilgiyi sosyal medyadan alıyor ve adeta burada eğitiliyorlar.  

Yine de sürekli mutsuzlar, moralleri bozuk. Çoğunluk yönetime karşı anlaşılması güç bir nefret duygusu besliyor. Kaynağı tabii ki sosyal medya. Zaten başka bir etkileşim mecraları yok.

Bu formattaki gençler vatandaşlık görevlerini yerine getirmek üzere sandık başına gittiklerinde oylarını hangi kritere göre veriyorlar dersiniz?

Bunu anlayabilmek için diğer ülkelerdeki bazı olaylara bakalım.

ABD BAŞKANLIK SEÇİMLERİ

Sosyal medyanın ABD Başkanlık seçim sonuçlarını nasıl etkilediğini medyadan takip ettik. ABD’de 2016'da gerçekleşen başkanlık seçimlerini kazanan Trump’ın başarısının, Facebook kullanıcılarının sayfalarındaki verilerin analizini esas alan bir strateji ile üretildiği ortaya çıktı. Cambridge Analytica isimli şirketin Facebook üzerinden topladığı verileri, siyasetçilerin seçim kampanyalarında kullanabilecekleri şekilde işlediği ve kişiselleştirilmiş reklamlarla seçmenin tercihlerini etkilediği belirlendi.

ABD seçimlerinde, Facebook’un reklam verenlere sağladığı “dark post” yani yalnızca hedeflenen kişilerin görebildiği “kişiye özel” reklamlarla, Trump’a oy vermesi mümkün olmayan insanlara “seçimlerin çok doğru ve adil olmadığı, seçimle bir şey değişmeyeceği, sandığa gitmenin çok da önemli olmadığı” yönünde paylaşımlar gönderilirken; Trump’a oy vermesi öngörülen kişilere ise “sandığa gitmenin önemi” ile ilgili paylaşımlar yapılmış. Profil sahipleri ise bunları herkesin gördüğü standart reklamlar zannederek hiç işkillenmemiş tabii.

Yani Trump oturduğu koltuğa giden yolu Facebooksayesinde açmış.

BREXİT DE FACEBOOK’UN HAZIRLADIĞI BİR SONUÇ

Amerika seçimlerine bu şekilde müdahale eden Cambridge Analytica firmasının İngiltere’de yapılan Brexit referandumunu da Brexit lehine etkilediği belirtiliyor.

Observer muhabiri İngiliz gazeteci Carole Cadwalladr konuyla ilgili yaptığı saha araştırmasında, Brexit oylaması sırasında insanların Facebook tarafından yanıltıldığını tespit etmiş. Cadwalladr, Brexit oylamasının şokuyla hemen ertesi gün büyüdüğü yer olan Güney Galler'de Ebbw Vale adındaki şehre gittiğini belirterek, buradaki insanların yüzde 62'sinin AB'den ayrılmak için oy verdiğini ifade ediyor. Şehri çocukluğunda bıraktığından çok gelişmiş bulduğunu söyleyen Cadwalladr, bunda da AB fonlarından yapılan milyonlarca Euroluk yatırımların büyük katkısı olduğunu belirtiyor. Cadwalladr, bu kadar desteğe rağmen AB'den çıkmak için oy veren insanların AB’nin kendileri için bir şey yapmadığına inandıklarını, kontrolü ellerine almak istediklerini söylemelerini şaşırtıcı bulduğunu ifade ederek, “En çok bıktıkları şey göçmenler ve mültecilerdi ama şehirde hiç göçmen ve mülteci yoktu. İnsanların bu bilgileri nereden edindiklerini anlayamıyordum. Ancak makale gazetede yayınlandıktan sonra Ebbw Vale'den bir kadın benimle iletişime geçti ve bana Facebook'ta gördüğü göçmenlik hakkındaki korkutucu şeyleri söyledi. Özellikle Türkiye hakkında. Facebook’ta bu mesajları bulmaya çalıştım ama hiçbir şey yoktu. İnsanların gördükleri reklamların kayıtları yoktu. Hiçbir şeyin izi yoktu, her şey tamamen karanlıktaydı” diyor.

FACEBOOK MUNİPULE EDİYOR

Yani artık “kitle manipülasyonlarının” yerini, “bireysel manipülasyonların” aldığı bir dönemdeyiz. Artık kişiye özel seçim propagandaları yapıyorlar.

Sizin beğeni, yorum ve paylaşımlarınıza göre davranış şekillerinizi çıkartıyor, buna göre strateji belirleyip, yol haritası çiziyorlar.

Herkes farkındadır, Facebook ve Google ortam dinlemesi yapıp, neye ihtiyacımız olduğunu tespit edip, ona uygun ürün reklamlarına muhatap ediyor hepimizi.

İhtiyaçlarınız, sevdiğiniz şeyler, alışkanlıklar v.s. ile sizi sizden iyi tanıyan birisi size niçin istediğini yaptıramasın?

Mesela Facebook’un, reklam ve haber algoritmalarını, siyasi, ideolojik, dini bir tercihe göre optimize etmesinin önünde hiç bir somut engel yok. İçerden haber veren biri olmazsa sittin sene ruhumuz bile duymaz zaten.

Bütün bu yazılanlardan sonra, “sosyal medyanın seçimleri etkileyip etkilemediği”  sorusunu sormak herhalde abes olur.

***

Gelelim Türkiye’ye…

Benim kafam hiç basmadı.

İstanbul Belediye Başkanlığı seçim sonuçlarında izah edilemez bir şey var. İki parti arasındaki farkın normal şartlarda üç ayda bu kadar değişmesi bence mümkün değil.

Seçimin iptali sonucu mağduriyet psikolojisiyle İmamoğlu’na oy verenlerin oranı haydi 1 puan artsın, önceki seçimde oy vermeyip 23 Haziran’da oy verenlerin oranı da 1 puan artsın, diğer vesilelerle oy verenlerin de oranı 1 puan atsın, maksimum 100-150 bin oya tekabül eder ki bu normal şartların maksimumudur.

Ama bir vilayette 800 bin fark çıkacak bir oran bana anormal geliyor.

Burada bu sonucu hazırlayan ekstra bir etki olması gerekir.

Ben üç ayda normal olmayan bu oy artışının kaynağının sosyal medyadan yapılan kişiye özel manipülasyonlar olduğu, ucunun Facebook’un ABD’deki merkezine kadar uzandığı düşüncesindeyim.  ABD’de, İngiltere’de yapılan burada niye yapılamasın?

Keşke araştırabilmek mümkün olsaydı. Ancak Facebook üzerinden manipülasyon yapmak, uçan mürekkeple çek-senet imzalamak gibi bir şey.

Malını teslim ettikten sonra bakmışsın çekte imza yok!

Kim ne iddia edebilir?

KAYNAKÇA:

- Uluslararası Suç Çetesi Facebook, Takvim, 24-6-2019

- Facebook Ve Twitter’dan Manipülasyon Ve Algı Operasyonu, Takvim, 27-6-2019

- Emeti Saruhan, Sosyal Ağlar Sandığın Etrafında Örülüyor, Gerçek Hayat, 28 Mayıs 2018

- Edip Asaf Bekaroğlu, Facebook skandalı: Demokrasiyi bekleyen yeni tehlike, AA, 17-4-2018

- Facebook Skandalı ve Demokrasilerin Geleceği, www.fularsizentellik.com, 21-3-2019


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık