• 20 Ocak 2020, Pazartesi 12:05
OSMAN KİBAR

OSMAN KİBAR

T.C. rejim suçları-2

Tc REJİM SUÇLARI-2

“cumhuriyet” neyse de “türkiye”ye gelince... Tc öncesi de kullanılan bu kelime azbuçuk %50 Türkçedir, gerisi ise Arapça ve Rusça etkisindedir (türk-iye).

Oysa kaç yüzyıl angora/Ankara ikonium/Konya (ki put demektir) sangorias/Sakarya stan-polis/İstanbul demeyi hiç yadırgamadık. İstanbul’u fethettik ve aya-sofia kilisesine Ayasofya camisi (hikmetler pınarı camisi) demeye başladık. Sıfır kompleks dünyalaşma insana eşyaya kültüre coğrafyaya değer verme kendine güven üstünlük ve şeriata (hukuk) uygunluk böyle bi şeydi. Küçüldükçe alçaldıkça içe büzüldükçe çılgınlık hali yaşama ve giderek insanlıktan uzaklaşma kaderimiz oldu (2020 itibariyle eski/normal yer adlarına dönüş kapısı aralanmış gibidir / helesi!)

Sistem kendi halkını sömürge valisi gibi yönetti öyle değerlendirdi. Hatta işi daha aşırıya götürdü sömürge tanımına yeni ufuklar açtı, bilinen (standart) sömürgecilere taş çıkarttı. Bu şu demek: Eğer Tc halkı herhangi bir Batılı sömürgeci ülke tarafından işgal edilip esir tutulsa daha şanslı konumda olabilirdi. Yani ikinci büyük savaş ertesi veya komünizmin çöktüğü doksanlar sonrası özgürleşebilirdi, bu da zenginleşme sağlık huzur güven ve yaşam kalitesinin yükselmesi demek olurdu. Ama olamadı 2014’lerde bile askeri diktatörlük (kimisi nazikçe vesayet rejimi diyor) hâlâ tam yıkılmış değil. Tamam sarsıldı çatladı çözülüyor çöküyor fakat süreç tamamlanmadı henüz.

 İkame edilmeye çalışılan ve garip bir işleyişe sahip yargı vesayeti yanında yüz yıldır zaten var olan ve tekel’i henüz kırılabilmiş basın vesayeti...

Şehir köy mahalle sokak adlarına uygulanan vaftiz kişi adlarında fazla belirginleşmedi, tek bir engelleyici yasa çıkarmakla yetindiler. Bu tuhaf bir unutkanlık veya ertelenmişlik olsa gerek. Yoksa yaptırım güçleri vardı galiba hafifsediler veya Allah unutturdu! Oysa giyim kuşam bir yana Tc halkının birbirine nasıl hitap edeceğine dair yasalar dahi çıkarmışlardı. Ad fazla değil ama soyad konusunda epey titiz ve acımasız olduklarını biliyoruz. Benzer bir uygulamayı 1987’li yıllarda Bulgaristan’da yapan ve/fakat yüzüne gözüne bulaştıran komünist diktatör Tudor Jivkof bizimkilere göre daha insaflıydı demekle yetinelim (Geniş bilgi için bkz. Osman Kibar, Türk Kültüründe Ad Verme, Akçağ Yay., Ankara-2005).

Unvan ve hitap meselesine gelince...

Ata dede mezar türbe ve camilerinin imhasına ek olarak adlarına da yasak koyulmuştur. Bu bir utanç ve trajedi olmakla birlikte ayrıca tam bir ironi (karamizah) örneğidir! Tc’de 1934 yılında çıkarılan yasa ile ağa bey beyefendi efendi hacı hafız hanım hanımefendi hazret hoca molla efendi paşa yanında, öncesi (1925) çelebi derviş emir şeyh seyit; dede ve baba ünvanlarını bulundurmak taşımak kullanmak yasaklanmıştı. Bu teşebbüs tarih biliminin kaydettiği birkaç “en gözükara” ve radikal cüret türünden biri olarak bilinir. İnsanlık tarihi boyunca -meslek zümre belki ama- bir halkın birbirine nasıl hitap edeceğine dair düzenleme/kısıtlama getirmek görülmüş işitilmiş şey değildir zira. Ha bu arada sistemin amca dayı hala teyze yavrum canım cicim gülüm vb. hitapları es geçmesi görmezden gelmesi onun ne ölçü anlayış hoşgörü müsamaha ve tahammül pınarı olduğuna en parlak delil olarak değerlendirilmelidir. Benzerine herhangi bir absurd roman ya da senaryoda rastlamaya uğraşmak ise imkansıza yakın zordur.

*

Sistem kişi adı vaftizlemesinde işi o kadar gevşek sayılmasa da pek sıkı tutmadı demek çok da yanıltıcı olmaz, bu tutumda bizzat kendi adlarının da İslam kökenli olmasının payı aranabilir. Vaftiz adı verilen 1930-1940 arası doğumlu şehirli-bürokrat çocuklarına bakıldığında fazla marjinal absurd adla karşılaşmıyoruz, lâ-dini olmakla yetinilmiş gibi duruyor. Kurucubaba adlarının da dayatılmadığı tesbitini yapmakta yarar var bu epey tuhaf-olumlu bir vaziyettir. Fakat yer adlarında tam bir kıyım ve vaftiz çılgınlığı yaşanmıştır. Oysa evet oysa oraları yüzyıllar önce fethedenler böyle bir terbiyesizlik yapmamıştı, kendileri ise fatih değildi (çok değişik özel bi’şeydi) mevcut yerlerin ülke/toprak olarak edinilmesiyle ilgili hiçbir faaliyetleri yoktu aksine toprak kaybı ve kocaman bir devletin tasfiyesinden sorumlu taifeydiler.

Vaftiz inancında arınma temizlenme gözetilir bunun ancak bu yolla (suyla) gerçekleşeceğine inanılır. Zira Hıristiyan inancına göre çocuk pis ve günahlı doğar; İslamda ise çocuk temiz ve günahsız olarak dünyaya gelir. İki inanç arasındaki zıtlık ilkesi işte bu farka dayalıdır. Hırıstiyan der ki pis doğdum papazlar beni vaftiz ederek temizlesin. Günahlıyım ömrüm bu yükten arınma ile geçecek. Peki Tc ne demek istemişti: Osmanlı bakiyesi olduğun için geçmişin pis ve hâlâ onun etkisinden tam kurtulamadın gel seni bu kirden -kîse sabun natır tellak ile- bi’güzel arındırayım, kendime benzeteyim. Eh Osmanlı olmak az günah değil bana taparak o günahtan da kurtulma fırsatı sunuyorum; eh daha n’olsun, bundan iyisi Şam’da kayısı! Hâ adıgeçen Tc tipi vaftiz için mevcut hamamlar yeter mi sorusuna gelince... Gerçekte bu tâ kuruluştan bugüne cevapsız bırakılmamış bir sorudur: Hamamın olmadığı yerde bazen çoğu şehir merkezinde bulunan hamam önünde (ki Ankara’da bizzat Hamamönü semti vardır) kurulan darağaçları marifetiyle kesin arındırma işlemi uygulanagelmiştir. Epey ilgi çekici ve meraklısına örnek bir temizlik anlayışı... Ne denmiştir: Temizlik imandan gelir!

*

Vaftiz kurumunun işleyişine gelince.

Şehirli-bürokrat çocukları ebeveyn yoluyla etkiye açıktı köylü çocukları için ise bu söylenemez. Sonradan sisteme uygun ad değiştirme (gönüllü veya zorlama) yaygın değildir. Ama esas vaftiz zihniyete müdahale ile gelmiştir. O şöyle olmuştur: Adı abdurrahman süleyman ahmet mehmet olan ve dini aidiyeti de (dindarlık tarikat mensupluğu) bulunan çocuklar tam anlamıyla devşirilerek sistemin hizmetine alınmıştır. Bu ahlaksız uygulamanın tam karşılığı halka amplaya domèstic (besleme bürokrat) zulüm olarak yansımıştır, basitçe ‘baltanın sapı bizden’ durumu!

Yatılı (leylî meccânî) askeri sivil okullarda vaftizleme operasyonu (beyin yıkama manyaklaştırma mankurtlaştırma) geçiren zeki-yoksul çocuklar büyüyünce(!) sözde milletvekili bakan general genel müdür işadamı yazar çizer gasteci anayasa yargıtay vb. üyesi/başkanı yüksek bürokrat (alçağı da aynıdır) doktor subay öğretmen halinde kudurmuş köpek gibi zavallı halkın üzerine salınmıştır, harîm-i ismetimizin kirletilme hikayesidir bu!

Yani...

Herhangi bir üst bürokrat dindar aile geçmişi mevcut mütedeyyin yapısı ya da aleviliği kürtlüğü çerkesliğini koruyup ifade edebilir halde oralarda olamazdı, tam bir dönme inkar itirafçı taraf değiştirme döneklik karşıda saf tutma bi’tür beyin transferi psikolojisidir bu manzara (Ah keşke sadece bir manzaradan ibaret olsaydı çerçeveletip duvara asardık onlar bizi asmadan). Bu zavallı inkarcı zencitürk (ev zencisi) kardeşlerimiz Tc devletinin üst basamaklarında mizanpe edilip uydurulmuş muğlak/sahte/sanal bir türk klişesi ile ancak var olabilmiş veya mevcut estetize halleriyle görünür kılınmalarına izin verilmiştir (Tabii bu olgu aynı zamanda steril bir yaşam sürmek demekti, lojman orduevi ordupazarı vs. İşin sosyolojisini erbabına bırakalım).

Hâmiş

Tc zihniyetinde/terminolojisinde türk, “Müslüman Türk”ü bildirmez, atalarını tanımak vb. söylemler de Selçuklu ve Osmanlı’yı ima etmez. O kafa için ata/lar putatapıcı Eti ve Sümer eski Yunan ve eski Mısır Etrüsk hatta kayıp kıta Mu demektir! Onlar (Tc rejimi) Türkün mücerret/soyut olanını sevmiş müşahhas/somut (Müslüman) olanından nefret edip kökünü kurutmaya çalışmıştır. Çok şükür kendileri ve temsil ettikleri sapkınlık tarihten silinmek üzeredir. Ama bu yetmez: Bütün kutsal ve ritüelleri de ilga/imha edilmelidir!

 

İçlerinden çok azı ölmeye yakın posa olarak bir kıyıya atıldığında tövbe kapısının varlığını hatırlayabilmiştir. Elbette tövbe derken çok iyimseriz aslında bu Müslümanların bilip inandığı uyguladığı tövbeye hiç de benzemeyen garip bir neantedrhal (insansı) davranıştı ve daha çok kilise envanterindeki günah çıkartma’yı andırıyordu (Günah çıkartma, vaftiz geleneğinde önemli bir telafi makenizmasıdır).

Sistemin vaftizli çocukları artık sahneden çekilmek üzereler, bio-politik ömürleri bitti. Karanlık ve duvarları suçla örülü odalarının (belki de hücre, bir ihtimal Silivri yöresi) içinde kapıyı -hele tövbe kapısını- bulmaları acaba mümkün mü? Onlar böyle bir kapının varlığını ve o kapının açıldığı inanç sistemini (İslam) inkar etmişti. Peki şimdi bunu hatırlamalarını beklemek çok mu insafsız... Evet şimdi onlar daha çok karanlığın efendilerine (arzın merkezi de olabilir) doğru günah çıkartıyor gibiler.

İşledikleri yüzyıllık suç mu n’olacak, ceza mı dediniz? Amma da kolay sorular.

Vaftiz babaları kim miydi göbek adları ne miydi...

Yok daha neler!

Ha bu arada batı dillerinde vaftiz’e babstist derler ve adıgeçen kelime Yunanca babtizein (suya batırmak) demektir ve hatta azcık zorlayınca bunun muharrif/bozulmuş gusül olduğu anlaşılır. En doğrusunu elbette Allah (cc) bilir.

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık