• 03 Eylül 2017, Pazar 19:09
OSMAN KİBAR

OSMAN KİBAR

ŞEYHLER ve BAZI ŞEY(h)LER

 

“Babalar ve Oğulları”, Turganyev’in (Rus) bir roman adıyken “Şeyhler ve Oğulları” ise Murat Başaran’ın bir makale adı oldu (bkz. medyamit.com, 03.09.2017). Bir de bizim mekanın hemen karşısında duran (evi orada zira) bir araba var kapısında “Akgül Züccaciye Feti Köse ve Oğlu” yazıyor. Eskiden çarşılarda “Keçeci Abdurrahman Efendi ve Mahdumları” falan hatlı dükkan tabelaları olurdu. Aranırsa benzer türde pek çok dükkan ve araba yazısı bulunabilir. Amerika’ya bakarsanız (gitmeye gerek yok) orada da “Charles & Charles Junior” vb. etiket kartvizit logo billboard tabela kapıüstü yazısı görürsünüz.

Efenim bu bir gelenek. Bir tür sosyoekonomik şahsi/gayrışahsi müesseseye dair ifade tarzı. Bunun da kendine göre kabulleri bir kültürü ve oku(t)ma biçimi var.

*

Doğrudur... tarikatlara bugün de geçerli şekli (teşkilat) veren Geylanlı Abdulkadir Hazretleridir. Öteki doğru ise babadan oğula bir geçiş öngörmediğidir. Bu yol/usül temelli kapalı da değildir zira nasıl boynuz kulağı geçiyorsa bir oğul da seyr-i sülukta -pekâlâ- babasını geçebilir. Bu durumda baba amca dayı postuna oturma hiç yadırganmaz. Menakıpnamelerde bunun gibi pek çok örneğe yer verilmiştir.

Tek kabul/kural vardır: Ehliyet/yeterlik.

Ama sırf ırsiyet yoluyla postnişin olma, müntesiplerde belli bir burkulma uyandırır ya da zoraki bir kabullenme ile karşılanır. Zaten kabul üzerine kurulu bir müessesede bunun bir de zoraki’si ağır bir yük olarak belirir. Kol kırılır yen içinde kalır kuralı yine bir yere kadar sürdürülebilir. Tarikat irşadı bırakıp/ihmal edip böylesi iç meselelerle didişen bir organizmaya dönüşme tehlikesi/vetiresi yaşamaya başlar. İkna ihya çabaları dahi artık can sıkıcı olmaya “başlar”.

Baş demişken...

Balık’a neresinden kokmaya başladığına dair bir atasözünü hiç hatırdan çıkarmamalıyız.

İşin orası burası neyse de esas müntesip mürid (bağlılar) meselesi önemlidir. Sözkonusu tarikata gönül vermiş yıllarını vermiş parasını vermiş çoluğunu çocuğunu da vermiş onca temiz gönüllü insana yazık değil midir! Onların hisleri(!) teslimiyetleri (hem de gassil elindeki meyyit gibi) intisapları adanmışlıkları gönülleri kılık kıyafetleri kurban etleri vd. n’olacaktır. Allahulalem yazık olacaktır.

Olmasın efenim, olmasın!

Derlenin toplanın hoplayın (hop oturup hop kalkın) titreyin kendinize gelin. Fitneyi söndürün ol Yesevî/Ertuğrul ocağını tüttürün, yakışır.

Mevzunun bir de öteki yüzü/yönü var ki hiç sorgulanmıyor.

Nedir o / Şudur o:

Yeterlik ehillik bir yana peki acaba ol mahdum ya da ol damat kişisi bunu istiyor mu? Eğer o arzu onda yok ise bu durum/mevki ona zulüm değil mi; taşıma suyla nereye kadar... Amca belki de beyzbolcu daha olmadı mütâyit olmak istiyordur! Peki kalite kaybını kim karşılayacak heves yokluğunu kim giderecek.

Hani “biz” irşad için yola çıkmış bir araya toplanmış değil miydik! Hele bir de Tc’de yaşıyorsak ne dinsizlikler yaşamış ne olmaz zulümler yaşamış bunca yaş yaşamış (yüz yıl oluyor galiba kapatılalı asılıp kesileli) ancak bugünlere erebilmiş idik. Peki uğraştığımız şey nedir, bu bir uğraş mıdır, nefsi mi ulvi midir (ulvi alacakaptan’a saygıyla).

İşin aslı/faslı ne tam anlamıyla biliyor muyuz...

İhlas samimiyet aidiyet bir yana iş’te/oluşta güzellik zedele(n)mesi yaşamak rahatsız ediyor.

Ve bir de bunun siyasi yansımaları var ki anlamak mümkün değil. Birkaçı dışında bir kısmı gidip cehape’ye oy veriyor. Bu sadece Tayyip düşmanlığından değil bilinen kalitekaybı ve başıbozuklukla ilgili bir sapma olarak yaşanıyor. Buna en çok da cehape’liler şaşıyor. Yani diyorlar dinsizlikse dinsizlik nefretse nefret... hepsi bizde, peki nasıl oluyor da falanca tarikat/cemaat bize oy veriyor. Bu zor(lu) bir sorudur ve öbür dünyada karşılığı yoktur (bu dünyada var mı?) Hâ bilemem belki de haberli/pilanlı ş’apılıyordur o hayırlı iş(ler).

*

Koyunun olmadığı yerde keçiye ...

Hâ oğul’un olmadığı yerde güvey/damatlar “eş durumu”ndan dolayı bu işi üstlenir ki işin ucunu tutmak ya da sonunu yutmak temelli zorlaşır (kız ve gelin örneği belirlenmedi). İlle de bânî’nin (kurucu) ailesinden birine dair “illiyet” ısrarı müridândan mı gelmektedir yoksa aile de-facto (fiili) mu yapmaktadır? Bunu tesbit tahmin düzeyinde kalmaya mahkum görünüyor; güvenilir açıklama itiraf ya da net bir deklare olmaksızın anlama gayreti/yaklaşım afaki sınırını aşamıyor!


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık