• 22 Aralık 2017, Cuma 23:31
OSMAN KİBAR

OSMAN KİBAR

SARIKAMIŞ’A DAİR

Tarihimiz görkemli zaferler yanında “gizemli” facialarla da dolu. Başarı ve zaferle övünüldüğü kadar kaybediş ve yıkımlar da bizim gerçeğimiz. Bunlardan ders çıkarmak, ibret almak üzülmek eleştirmek incelemek yorumlamak da yine bize düşüyor.

En büyük facia -elbette- Devlet-i aliyye’nin (yüce devlet) tasfiyesidir. Bunda önemli yol taşlarından birisi de Sarıkamış’tır. Bu konu bugüne kadar daha çok siyasi ve askeri yönüyle ele alınmıştır. Başka hangi yönden olabilirdi ki denilecektir, haklıdırlar. Ama işin -veya dağın- bir de öteki yüzü vardır. Dağın öbür yüzünde ise Ruslar vardır!

Rakam olarak bizimkiler onyedi (yirmibeş?) kâfir düşman ise kırk bin kayıp vermiştir.

İşte “iş” denilen şeyin dağ ardındaki öteki yüzü budur. Dikkatli bir göz, verdiğimiz sayıların bugüne kadar bilinenlere pek benzemediğini hemen fark edecektir. Hele ikinci sayı bilgisi daha da şaşırtıcıdır! Yine “normal/masum” bir okuyucu Rusların kaybını hiç duymadığını söyleyecektir. Biz bu durumu Pavlov komplex ile açıklıyoruz. Bilindiği üzre Pavlov Moskova yakınlarında bir çiftlikte hayvanlar üzerinde bilim denemeleri yapmış ve       “şartlandırma metodu” denilen bir sonuca ulaşmıştır. Bu doğru ama eksik bir bilgidir. Eksiklik şurada: Şartlandırma sonucuna ulaşan Pavlov bir gün çiftliği sel bastığı için kobay hayvanların çoğunun telef olduğunu görür, ulaşabildiğini kurtarır. Kurtarılan hayvanlardaki değişim ilgi çekicidir, hepsi şoka girmiş ve hafızasını yitirmiştir. O zaman teorisini yayınlar: Şartlandırmaya tabi tutulan bir canlı normal dışı bir müdahaleye uğrarsa her türlü tasarrufa açık olur. Sonuç zalim diktatör Stalin’in ilgisini çeker ve -Pavlov’un cılız kalan itirazına aldırmadan- bunu insanlar üzerinde uygular. Günümüzde aynı işlem daha gelişmiş teknolojiyle yapılmakta ve iş bir şırıngayla bitirilmektedir. Bilinen yakın örnek uslanmaz muhalif Hasan Mezarcı’dır. O boynundan yediği bir iğne sonucu bütün birikimini kaybetmiş ve ortalıkta “Ben İsa’yım” diye dolaşmaya başlamıştır / derler.

Evet Sarıkamış’ta -resmi tarihin uydurduğu gibi- doksan bin değil belgelere göre en fazla yirmibeş bin şehit verilmiştir. Ortada taktik hata falan da yoktur, çünkü dağın öbür yamacında Ruslar vardır! Ruslar kendi kayıplarını hiçbir zaman gizleme ihtiyacı duymamasına rağmen bizim tarihçiler Rus kaybını hep gizlemiştir! Buradaki sapkınlık pek belirgin... Bunun “niye”si sapkın aydın ve kötülüğe imanlı devlet adamı zihniyetinde yatmaktadır. Onlar ters orantılı olarak Çanakkale’de verilen ikiyüzelliüçbin şehitten bahsederek gerçekten pek anlamlı rekortique bir yalancılık daha yapmıştır. Günümüzde bu tür terbiyesizliklere algı operasyonu falan deniyor.

Resmi tarih yalan söyleyen bir tarihtir, hem de utanmadan! Kandan sonra ikinci ihtiyaçları yalan denilen ve bazen uzun zaman etkisini kaybetmeyen bir uyuşturucu türüdür.

Ez-cümle Sarıkamış’ta yirmibeş Çanakkale’de -taş çatlasa- yetmiş bin (51 bin+20 bin (yaralı esir kaçak) kaybımız söz konusudur. Her ikisinde de başrolde Enver terbiyesizi karşımıza çıkıyor. Çanakkale döneminde gaspettiği bir makamdadır; Erkan-ı harp reisidir yani Genelkurmay başkanı ve Savunma bakanıdır.

Tarihi yok saymak değil ama başka türlü göstermek mümkündür ve günümüz aydını bu mümkün cenderesinden çıkmaya pek de istekli sayılmaz!

Şimdi gelelim savaşa...

21 Aralık 1914 soğuk bir gün, Sarıkamış’ta Allahuekber Dağlarındayız. Tipi kar fırtına her şey kurşun gibi. Kurşuna gerek yok, kurşunsuz bir savaş yapılıyor. Asakir-i Osmaninin zayıf aç yazlık giysili ve hırslı zabitler yönetiminde olduğu iddiaları... Olumsuzluk denilen cilve için her şart mevcut. Askerin çoğu öteki cephelerden -özellikle Yemen’den- müntakildir. Ama ortada bugünkülerin pek -veya hiç- açıklayamayacağı bir şey var: Maneviyat... “Ne işimiz vardı oralarda” sözü tuhaftır. Sarıkamış Osmanlı/Türk toprağıdır da ondan be! Olmasa da olurdu, biz çok daha uzaklarda benzer amaçlarla bulunduk. Suçlamaya hedef Enver Paşa’dır ve biz de onu savunuyor değiliz. İttihad’ın üç sembol ismi Enver Talat ve Cemal ancak çok güçlü bir hukuk sistemiyle ayakta durabilmiş Devlet-i Aliyye-yi Osmaniyye’yi (yüce osmanlı devleti) -meşhur tabirle- iç ve dış düşmanların yardımıyla yıkmayı becermiştir!

Büyük düşmanla yaşanan zafer ve yenilgiler de büyük olur, küçük düşmanla -hatta düşmansız- olanlar da tam tersi. Küçük başarıların müthiş abartıldığı büyük yenilgilerin acayyip yerildiği bir eğitim gerçeğinin muhataplarının (özellikle üniversite öğrencileri) söyleyeceği değişik sözler soracağı başka sorular varacağı ilgi çekici sonuçlar yapacağı tatminkâr ve kaliteli yorumlar olmalıdır. Bu meyanda “bu yazı” Enver ve şürekasını aklama amacı gütmüyor bilakis ciddi bir “haklama” düşünüyor! Peki bu sözün edilme amacı ne? O şu: Ak ve kara adını taşıyan iki tür at gözlüğü dışında değerlendirme yapmaya çalıştığımızı belirtmek.

Rus generali Pietroviç -ki o dönem genelkurmay başkanıdır- anılarında entelektüel yanını da ortaya koyan çok trajik tablolar çizer, bi bakıp okumalı.

Bizde -benzer alanlarda olduğu gibi- Sarıkamış’la ilgili gerçekleri ele alan yayın kıtlığı bugüne kadar ciddi bir dikkate konu olmamıştır. Mesela kaç roman yazıldı kaç film çevrildi kaç doktora tezi yapıldı? (Galiba Erzurum’da iki adetçik varmış).

Velhasıl bu konularda en uygun yolu tutmak hep bir metot problemi olarak kalmıştır. Tarih metodolojisi üzerine söz söylemenin yeri burası değil, sonra bakarız.

Kısaca şunu söylüyoruz:

Kötü niyetliler -veya bizzat kötüler- Enver’i kötülemek için -ki kötünün tekidir- Sarıkamış’ta düşen yirmibeş bin canı doksan bin diye saptırmıştır. Bunu yapan adam kimdir / şudur: Kaymakam (yarbay) Köprülü Şerif (İldem) Ankara rejimine yaranmak ve Enver’i kötülemek adına 90 bin kayıp yalanını uydurdu (1922). Toplam 87 bin muvazzaf asker varken 90 bin şehit iddiası tam bir hezeyandır!

Rusların kırk bin kaybından hiç söz etmeyerek yapılanın ne kadar yanlış(!) olduğuna inanmamızı istemişlerdir. Tersi bir beyin faaliyetiyle Çanakkale’de ölen ellibirbin kişiye ise ikiyüzelliüçbin demişlerdir. Türküleri bile tahrif etmek suretiyle bu işte ne kadar becerikli olduklarını ayrıca ispatlamış bulunuyorlar.

Övgü sövgü ifrat tefrit yargı yergi işlerini erbabına bırakalım! Âl-i osman olur da al-i mithad niye olmasın diyen Mithad Paşa -ki Abdulaziz’i öldürmekten idama mahkum olmuştur- Alman tiren vagonlarına enverland etiketi yazdır(ıl)an Enver kişisi...

Yakın tarih garipliklerle dolu, biraz daha yakın olanında ise sürpriz ve cinâi soykırım kültürkıyım vb. komikliklerden geçilmez.

Âh bir de gözyaşı kan ve ceset kokusu olmasaydı.

 

 

 

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık