• 02 Nisan 2015, Perşembe 14:09
OSMAN KİBAR

OSMAN KİBAR

ÖLÜM VE RİTÜEL

ÖLÜM VE RİTÜEL

Ölüm mutlak bir gerçek ve en etkili sınavdır. Ölüm aynı zamanda en etkili silahtır ve insana öğüt almak için de ölüm yeter. Ölümü ölen yaşar ama yasını yakınları ve sevenleri tutar. Kültürler yas geleneğinin değişik ve renkli yansımalarıyla örülüdür. Öyle ki sevinçten çok yas ve üzüntü ifadesi daha belirgindir. Doğumla gelen sevinç yanında ölümün verdiği acı daha ağır basar. Her doğum sevinçle ve her ölüm de üzüntüyle karşılanmayabilir. Nikah dışı istenmeyen çocuk doğumu üzüntü ve sıkıntı getirebileceği gibi kötülerin ölümünden de mutluluk duyulabilir (Allah Rasulü ebu-cehil’in öldürüldüğünü duyunca beş kere şükür secdesine kapanmıştır).

            Bu niye böyledir?

            Niye sevinir neden üzülürüz? Buna akıl yoluyla bir açıklama getirmek zordur, ama bu tavırlar akıl dışı da değildir. Çiçekleri koklamak çocukları sevmek bıyık bırakmak vb. gibi doğrudan akli olmayan ama akla da ters düşmeyen davranış ve tepkiler kişinin veya topluluğun moral değerlerinin günlük yaşayışa yansımasıdır. Bu türlü davranışların yaygınlık ve süreklilik kazanması durumunda kültür tanımına ulaşırız. Bu noktada bizim bir ölüm ve yas kültürümüzün varlığından söz etmek mümkündür.

            Eski Japon kültüründeki ölüm karşısında gülme geleneği bir yana bırakılırsa insanların ölümle yüzleştiklerinde üzülme ağlama gibi ortak tepkiler verdiğini söyleyebiliriz. Ölü bunların dışında olarak ayrı bir boyut değişik bir zaman ve bilinmez bir ‘durum’u yaşar. Bilindiği kadarıyla ilk insandan bu yana ölümü paylaşmanın mümkün olmadığı bunun denenmediği söylenebilir. Hint kültüründeki kadını eşiyle birlikte yakmada bile bu gözetilmemiştir. Yani birisiyle ve birisi adına tam veya yarı yarıya ölmek mümkün değildir, hastalık da böyledir, paylaşılamaz. Doğum için de aynı şey söylenebilir, yine birisi adına doğamazsınız. Velhasıl yalnız gidilir ölüme... Bu noktada ölümün kesin şahsilik özelliğine sahip mutlak bir gerçek olduğunu anlarız.

            Yas kültürü merhamet kaynaklı ağlayıp üzülmekten ağıtlar yakma ve türlü ayin (ritüel) sergilemeye kadar geniş bir alana yayılır. Ağlama üstünü başını yırtma başına toprak serpme çatlatırcasına at veya araba sürme kanlı gözyaşı dökme vücuduna veya çevresine zarar verme kara renkli giyinme beraber gömülmeye yeltenme intihara teşebbüs... Kısaca isyan!

            Ölüm kabulü kalbin durması başın kopması soluk alıp verememe hareketsizlik soğuma katılma kokma çürüme ve bekleme ile gelir.

            Bekleme makul bir süreyi pek aşmaz. Birisinin öldüğü diğerlerince çabuk anlaşılır, yani diri ölünün halinden anlar! Kara haber dağlar aşıp ırmaklar geçip kişinin ocağına düşer ve ateş düştüğü yeri yakar.

            Uzakdoğu kültürlerinde gerçek ölüm için aradan uzun yıllar geçmesi beklenir. Bu arada ceset evin üst katında ve yarı mumya bir durumda bekletilir. Yirmi yıl sonra cenaze töreni düzenlenir. Giysileme makyaj süsleme katafalk sergileme bekletme mumyalama, öptürüp koklatma elletme müzik dans alkış takla ve benzer ayinler...

            Ceset saklamanın yaygın olanı toprağa gömmektir (Hıristiyanlar ‘topraktan geldik toprağa gideceğiz’, Müslümanlar ‘Allah’tan geldik O’na döneceğiz’ derler). Bunun yanında suya bırakma yakma uçurumdan atma kadavra olarak kullanma ranza biçiminde kazıklara oturtma katafalka koyma camekanda tutma mumyalama anıt inşa etme piramit türbe yapma taş dikme beton atma resim yapıştırma kavanozda saklama gibi insanlar değişik saklama biçimiyle karşı karşıyadır. Gömme pozisyonunda esas uzadılı biçimdir. Hititlerde küp içine oturtma şekli tesbit edilmiştir. Aranırsa birkaç biçim türüne daha rastlanabilir (Amut biçimi belirlenememiştir). En sadesi İslamdadır. Ölü basit bir beze (kefen) sarılarak gömülür. Yanına para alet eşya çorap şarap şişesi gerdanlık bilezik hayvan vb. gibi herhangi bir şey konmaz. Bu sayılanlar putatapıcı geleneklerde görülür. Gömme yönü İslamiyette Kıble’ye karşı olur. Bunu enlemesine düşünmek gerekir. Yani ceset dik olarak değil enine ve başı sağa çevrildiğinde Mekke yönüne gelecek biçimde gömülür. Hıristiyanlarda ise doğudan batıya şekli uygulanır.

            Görüldüğü üzre insanların çoğu bir kimseye sağlığında esirgedikleri ilgiyi ölümünden sonra göstermektedir. Bu elbette sağlıksız bir tutumdur. Bunun makul ölçüleri aşması ise sapkınlık olarak değerlendirilir. İslam geleneğinde insan sağken de ölüyken de saygıdeğerdir. İslam insanları moderniteye değil normaliteye çağırır, bunun Kuran’daki karşılığı ‘orta yol’dur, İslam olumlu olumsuz bütün aşırılıkları yasaklar. Bilindiği kadarıyla günümüz gerçeğinde Müslümanlar Müslüman gibi yaşayamasalar da (En azından TC için) geçen yüzyılın ilk yarısından sonra ezan Kuran cenaze namazı ve Müslüman gibi gömül(ebil)me hakkı kazanmışlardır. Kefen ile gömülebilme hakkının ellili yıllarda elde edildiğini hatırlatarak bu utançlı yakın geçmişi fazla anmayalım.

            Günümüz TC’sinde saygı duruşlu ve alkışlı cenaze örneklerine rastlamak kimseyi şaşırtmıyor... Müslümanların bir zorlaması(!) olmamasına rağmen Nazım Hikmet Yılmaz Güney Aziz Nesin Ahmet Kaya Hikmet Şimşek gibi sayılı örnek dışında ateist tören gözlenmemiştir. Bu kişiliklerin yurt dışındayken geleneği daha rahat dışladıkları anlaşılıyor. Yurt içinde ise -gereksiz yere de olsa- örfi bir ağırlıktan söz edilebilir. Oysa bu anlamsızdır. Müslümanlar Müslüman gibi gömülmek istemeyenlere bir yaptırım uygulamaz, kendilerinin Müslüman gibi yaşayabilme ve gömülebilme dertleri ortadayken bunu düşünmek abestir. Bu noktada yabancı bir aydının TC’deki garabeti anlatan şu tesbitine kulak verebiliriz: Türkler Müslüman olarak doğar Avrupa yasalarına göre yaşar Müslüman gibi gömülürler.

            Cenaze namazı bir duadır rükû secde yoktur. İslamda canlıya olduğu gibi ölüye de tapılmaz. Diğer din ve inançlardaki nekrofilist ve fetişist eğilimler ise apayrı bir inceleme konusudur. Cenaze namazı Müslümanlar içindir. Ateist zındık kafir canı istemeyen zevkine uymayan vb. gibiler buna zorlanamaz.

            Bilindiği üzre bizdeki ilk mızıkalı cenaze töreni (Chopen’in köpeği için bestelediği ölüm marşı ile) Berlin’de bir Ermeni tarafından öldürülen eski Selanik telegrafhane katibi cunta üyesi ve İttihat başnazırı Talat Paşa için düzenlenmiştir.

            Cenazede alkış modası ise tabulu paganist geleneklerde bile belirlenememiş enterassante bir sapmadır! Ateist Türk aydınının dahiyane bir buluşudur ve yüz elli yıl sonra (Tanzimat’tan bugüne) ortaya koyabildiği tek orijinal ‘şey’dir. Devamlı veya yaygın olup olmayacağı şu an ölçümlenemez.

            Dünya kuruldu kurulalı hiçbir sahte peygamber diktatör (tağut mütekebbir) dinsiz faaliyet kişi ve ideoloji ‘ölümü yasaklama engelleme ölüm gerçeğine son verme’ gibi bir hayırlı girişimde bulunmamıştır. Yasak ve yasaklama işini çok seven bu tipler iş ölüme gelince acayip bir yasaksavar kesilmekte ve vakti geldiğinde kuzu kuzu ölmektedirler.

            Doğuma sınırlama getirme nüfus planlaması yaptırma doğan erkek çocukları öldürme gibi tarihi bir akıştan gelen kötülerin ölüm karşısındaki aptallıkları ilgi çekicidir. Onlarla tek ortak yanımızın yalnızca ölüm olması sonrası (öteki dünya) için de umut verici görünüyor! Oralarda bir yerde biraz fazlaca eşit bir ortamda paylaşabileceğimiz kozlar aklımıza geldikçe iman katsayımız arttıkça artıyor...

            Ülkemizde doğup yaşayıp sonra da ‘vaktidir deyip’ ölmüş kişiler için sağlıklarında hiç uğramadıkları bir caminin musalla taşında (namaz taşı) ayetlerle bezenmiş yeşil bir örtü altındaki sandıkta uzadılı olarak yatarken yakınlarının hem yan tarafta cigara içip (bkz. kahraman TSK cenazeleri) hem de cami cemaatinden ceset için cenaze namazı talebinde bulunmaları garip ötesi bir tuhaflıktır (Terbiyesizlik tanımlaması için hiçbir itirazımızın olmadığını ayrıca belirtmeliyiz).

            TC’de yaşayan her dereceden dine uzak yaşayışı tercih edenler ve her renkten ateistin cenaze kaldırma işini Müslümanlara benzetme çabası kültür Müslümanlığıyla açıklanabilecek bir tutumun ürünü olabilir. Eğer ölme işi(!) İstanbul’da gerçekleşmişse cenazenin öğle namazını müteakip Teşvikiye Camii’nden kaldırılma ısrarını ise bir türlü anlayabilmiş değiliz. Dini dışlayanların da bazı “bâtıl” inançları olduğu anlaşılıyor!

            Cami cemaatinin ömürlerinde görmedikleri bu sandıklı ceset için ‘iyi biliriz’li tanıklıkla biten bir cenaze namazı kılması ve Allah’tan onun için bağışlanma dilenmesi falan filan... Evet bu ancak ‘falan filan’ ile geçiştirilecek bir utanç hikayesidir. 

            Görüyorsunuz ölümle ilgili yazmak ne kolay! Peki ya ölmek? Yazınız güzelse ölümünüz de güzel olur diyerek işi tatlıya bağlayalım.

Güzel Allahım yazımızı da güzel yaz (amin). 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık