• 27 Nisan 2016, Çarşamba 21:36
OSMAN KİBAR

OSMAN KİBAR

LAİK AHLAK KURULABİLİR Mİ ?

LAİK AHLAK KURULABİLİR Mİ[1]

Hayır kurulamaz!

İddiaya göre din kendinin nasıl yaşanacığını uygulanacağını vâz’etmeyi ihmal ettiğinden ötürü laiklik bu eksikliğe cevap üretir! Diğer bir deyişle laiklik dinin (veya dini hayat) ek­sikliklerini ve aksayan yönlerini düzenleyen ona yeni ve çağdaş yorumlar (bir tür ictihad) getiren bir bir otorite kurumudur. Laiklik bu yönüyle dinin üzerinde düzenleyici fonksiyonu olan bir üst yapı olarak takdim edilir. Bu konumuyla dinin yerini alma iddiasını da beraberinde taşır. Bu durumda bir Müslüman hem Kuran’a hem de onun dışında bir şeylere evet deme zorundadır! Eksik yetersiz kalan dinin adı nedir? Yukarıda sayılanlar o şeyin tanımından değilse başka şey olan durumun tutumun adı nedir?

Ahlak bir uygulamadır, yalnızca vicdanla ilgili kuru kabuller değildir. Allah inancı din ve ahlak kopmaz bir mantık zinciri kurar. Tek başına/yalnız bir ahlak anlayışı teşekkül etse bile ahlakîlik tanımında zorlanılır. Kişinin kainatta tek başına ahlaklı veya ahlaksız olması meselesi tartışılmaya değer. Hele tek başına ahlaksızlık yap­manız nerdeyse imkansızdır. Tek başınıza ahlaklı olmanız/davranmanız ise sosyal bir anlam ifade etmez. Deneme ve sınamaya tabi tutulmamış teorik bir ahlaklılık -belki de- hiçbir zaman uygulama imkanı ol­mayan saf ahlak terimini akla getirir. Hz. Adem ve Hz. Havva’nın yeryüzünde yalnız bekleştikleri zaman dilimiyle bu yönde bir ilgi kurulabilir. Onlar Allah’ın dilemesiyle ilk ve seçkin kullar kılınmıştı. Yine Allah’ın öğretmesiyle yasak günah yanlışlık ayıp utanma ceza sorumluluk gibi fıtri önceliğe sahip ahlak değerlerini tanıyorlardı.

Şu söylenebilir: Yalnız başına da ahlak değerleri teşekkül eder veya yaratılışımızda vardır. Fakat sos­yal hayat olmaksızın bunun anlam ve tavır kazanıp işlerliğe kavuşması beklenemez. Ahlak ile ahlaksızlık arasında tarafsız (laik) kalınması düşünülemez bile. Ahlakın temeli din olduğuna göre (peki ahlaksızlığın temeli nedir?) inanılan dine karşı nasıl tarafsız olunur. Bunun Türkçedeki yaygın karşılığı dinsizliktir! İnanacaksınız veya inancınıza karşı ta­rafsız olacaksınız. Yani ahlakın varlığı ve birliği ko­nusunda tarafsızlık... Yani dinin buyruklarına ta­rafsızlık. İnanç ve tarafsızlık yanyana olamaz kavramlardır. İnanç değil ama bunun uygulamasında tarafsızlık denirse artık sıktınız ama denir. buna vicdani tepki ise yeter be olur. Yukarıdakiler beyin cimnastiği tahmin ve akıl yürütme denemesi mugalata falan olmayıp dayatmacıların dayatmalarının hangi temele oturduğunu (veya temelsizliğini) göstermek amacıyla başvurduğumuz -yer yer basit- tesbitlerdir. Onlar böyle düşünüyor keşke yalnızca düşünselerdi.

Bu düşünce incilerini bizim üzerimizde uyguluyor ve bize dayatıyorlar. Onlar düşünüyor ve bize uymak düşüyor. Söz buraya gelmişken yukarıdakiler ve aşağıdakiler bizim de düşündüğümüzün bilinmesine yönelik iddiasız(!) girişimlerdir ve biz onlardan uy­gulama istemiyoruz. İnanan düşünen ve uygulayan olma bize yetecektir.

Eğer insanların sosyal ve kültürel kişilikleri olmasa ve sadece metafizik inançlarıyla bir karekter edinebilselerdi “laik ahlak kurulabilir” demek mümkün olabilirdi. Ama sosyal ve kültürel kimliğin reddi aklın eşyayla olan ilişkisinin kopması gibidir ki bu en hafif tabiriyle deliliktir!

Avrupa’da kilisiye gitmeyen İncil’e inanmayan hatta hiçbir şeye inanmayan aydınlar vardır. Ama bu din­siz aydınlardan hiçbirisi batı medeniyetinin Hıristiyan köklerini ve Hıristiyan geleneğini inkar etmez. Dinsiz de olsa o medeniyetin çocuğudur, varisidir. Bizdeki halktan kopuk kozmopolitan aydın tipi ise tam bir jakoben tavır sergileyerek Türk milletiyle İslamiyet arasında bin yıldır var olan beraberliği ve bunun sonucu kurulmuş İslami geleneği (medeniy­eti) yok saymayı yok etmeyi kendine görev ve amaç edinmiştir. Bu amacında epey başarılı olduğunu da kabul etmeliyiz! Eğer kültür eserlerinin katliamı dini değerlere hücum hacca gitmeyi ezanı yasak­lama batının sosyal normlarını dayatma bir başarı ise... Yok edilen veya gereksizliğiyle birlikte tehlike­sine de inanılan Türk ve İslam kaynaklı değerlerin ye­rine neler teklif edildiğine gelince bu tam bir faciadır. Yıkımcılığı esas aldıkları için batıyı taklitte de başarılı olamamışlardır. Batının ulaştığı mevcut se­viye ve kurumları değil de bunlara kaynaklık eden Eski Yunan ve Latin kaynaklarına yönelişleri onların bu işte ne kadar cahil(!) olduğunu gösterir. Bu durum bilgisayar üretimi yerine daktilo veya hokkaya yöne­len sapkın tutumda kendine benzerlik arayabilir.

Kırklı yıllarda izle­nen tercüme politikaları da tam anlamıyla bir gericilik örneğidir. Sheakspare’nin bile sayısız yoru­munu işleyen mevcut batı kültürü yerine en ilkel biçimiyle Eski Yunan klasiklerinin tercih edilişi başlıca sapkınlık olarak öne çıkmaktadır (Tercüme Heyeti bu yolu izlemişti). Kral Oidiupus’un annesiyle olan evliliği, diğer esnest ilişkiler ve dejenere tiplerin sergilendiği temsil ve piyeslerle -vaktiyle- aslında Türk milletine hiç de örtülü olmayan bir savaşın açıldığını söylemek abartma sayılmamalı. Olay bu yönüyle sadece kültürel değil belki de ahlaki bir problemdir. Bugün için okullarda ve resmi balolarda bu türlü uygulama­ların yapılamaz oluşuna şükretmemiz gerekir. Bu açıdan dünden iyi durumda olduğumuz söylenebilir. Fakat kudretli günlerinde saldıkları korku masallardaki umacıları aratmayacak kertedeydi. Vahşi hatıra ve kötü denemeler bu milletin kayıp hanesinde utanılır bir leke olarak iz bıraktı. Bunun devamı sayılabilecek nihilist aykırı lümpen marjinal egzantrik dayatmalar -halen- sosyal planda kambur olmayı sürdürüyor. Ve yine tu­haftır bu millet hâlâ onları taşıyor. Batı medeniyetinden Hıristiyan geleneğini çıkarsak geriye ne kalır, nasıl bir Avrupalı tipi sırıtır? Peki Türk kültür birikiminden İslamiyeti atarsanız ve mevzuya Samsun dolaylarından bakarsanız manzara-yı umûm ne olurdu? Ce­vapta zorlanılacağını sanmıyoruz. Yerli yersiz herke­sin laikliği tartıştığı bir Türkiye’de çoğu kimsenin göz ardı ettiği sosyal ve kültürel birikimler hesaba katılmadan açılan bir tartışmanın verimli olamayacağını göstermek istedik. Ayrıca bu tartışmada taraf olanların bilgi birikimleri ve bilinç seviyeleri oldukça su götürür. Başlıktaki sorunun cevabı ise yazamızın içinde veril­meye çalışıldı. “Kişiler değil ama devlet laik olur” gibi basit ve absurd sözlerin tuzağına düşmeden konuyu açtığımızı sanıyoruz.

Ahlakın dayandığı tek kaynak bütün toplum­larda tartışmasız olarak dindir. İslam çağlara meydan okur biçimde bu konudaki ağırlığını ve rakipsizliğini haykırıyor. Laik bir ahlak iddiasının dinle olan rekabeti ise ülkemize has bir utanç olarak varlığını hissettiri­yor.

 


[1] Cenevre-1924’te Laik ahlak kongresi toplanmış, birkaç başlık altında tartışılmış belli bir sonuca (deklarasyon) varılamadan dağılmıştır.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


Mehmet Mehmet 27.11.2018 14:24

Cihat deyip insanlara saldırarak baş kesmenin, malını mülküne karısına kızına el koymanın, kadınları kızları cariye yapmanın, köle diye satmanın neresi güzel ahlakmış. 9 yaşında çocuğun koynuna girmenin neresi ahlakmış.36 tane kadın almanın bu yetmezmiş gibi cariyelerle fingirdeşmenin neresi ahlakmış

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık