• 16 Ocak 2019, Çarşamba 10:44
OSMAN KİBAR

OSMAN KİBAR

Külyutma külliyatı!

KÜLYUTMA KÜLLİYÂTI

Külyutma külliyâtı-I

Bizim kesimde “güçlüye itaat”ten gelen sapkın tefsir ve epey garip bir yorum geleneği vardır. Yani utanmasak ebu-cehil ve ebu-leheb’i bile velileştirmenin yolunu bulacağız! Bereket versin apaçık ayetler önümüzü kesiyor. İstanbul’un fethi sırasında şahî topları şehri döverken içerden bir meczup kişinin (yâ Vedud Sultan?) “dokunmayın gavurcuklarıma bakîm” deyu top kamalarını bozup fethi geciktirdiğinden bahsedilir.

Burada açığa çıkan İslami-sûfî ruh durumu incelenmeye muhtaçtır. Kimi cemaatlerde ısrarlı tavsiyelerden biri de “devlet (başkanı) zalim olsa dahi isyan edilmez” fetvasıdır/fehvasıdır! Oysa anılan zihniyet “yoldan çıkarsa kendisine ne yapılacağı”nı soran Hazret-i Ebubekir’e “seni kılıçlarımızla düzeltiriz” diyen Hazret-i Ömer’i iyi tanır ve bu tavrın ne anlama geldiğini de iyi bilir. Tanıyıp bilmek -ne yazık- sapkın tutum edinmeyi engellemiyor.

Yine çok bilinen M.Akif ve YaşarNuri hayranı İsmail Kara’nın kitabına ad yaptığı Şeyh Efendinin Rüyası (İsmail Kara, Şeyhefendinin Rüyasındaki Türkiye, Kitabevi Yay. İstanbul-1998) meselesi de aynı sapkın (Hadi kalp kırmamak için gafil diyelim) düşüncenin yansımasıdır. Vahdettin’in vatanı kurtarmak amacıyla birilerine verdiği söylenen otuz bin altın (Utanmadan makbuz bile icat ettiler). Bu bilgiyi üreten A.Kabaklı sonradan Temellerin Duruşması’nı yazarak tarihten özür dileme yoluna gitmişti. Keza Hindistan’da yayınlanan bir Müslüman gazetesine verildiği iddia edilen İslam ve Hz. Peygamberi yücelten beyanat... aynı amcanın dâr-ı nâr eylemek üzreyken durduk yere saray tavanına müteveccihen ve sanki meleklerin (többe) selamına karşılık aleykümselam demesi (Eh yani boru diil ahiret yurduna lütufkârane bi teşrif var / bkz. Enver Behnan Şapolyo uydurmasyonu) Çanakkale’de hayat kurtaran saat (galiba köstek.i de vardı ve serkisof marka idi / made in rusia), MustafaFevzi Çakmak kişisinin dıgşın dıgşın esnası bazı el yapımı çukur mekanlarda Kuran okuma mizanseni, Yeşilsarıklılar efsanesi, gazi kovan, niyazi mermiler.. Görüldüğü üzre uydurukçuluk sahte motivasyon yani külyutma külliyâtımız epey şişkin.

Bi öteki de şu:

Sözde genç Tc rejimi haçlı korkusuyla ve geçici bir önlem olarak dinsizliğe meyletmiş imiş! (Laiklik diyenler de var). Tarihi şartlar, tazegelin Tc’nin zayıflığı (kendi halkına ise ceberut) konjektör reflektör kondüktör vb. Peki şimendiför operatör şoför? Oysa Erol Güngör Beğ Tc öndegidenlerinin batılılara batı tipi devlet ve ayrılmazı batı yaşam tarzı garantisi verdikleri tesbitinde bulunuyor (Lozan’da değil çok önceden).

Mağdurlar tarafından suçlu kötüleri aklama çabası yeni ve alışılmadık kepazelik değildir (bkz. katiline aşık olma celladını ululama durumu, Stockholm sendromu/Dersim manyaklaşması). Kısa süreli ve kader belirleyici olmadıkça tenkit konusu olmakla kalabilir de. Fakat ülkemizdeki gerçek -ne yazık- kemikleşmiş sapkın itaat kültürü halinde özgürlüğü ve insanlaşmayı geciktiriyor. Kendileri bile sabıkalı geçmişi savunamazken sözde bizim taraf’ın onlar adına sözde mazeret ve sahte motivasyon üretmesi akıllara ziyan yorum(lar) geliştirip avukatlığa soyunması hiç de ahlaki değil. Bu tutumda çıkarcılık yalakalık vb. şahsi zaaf izi de göremiyoruz. Neden böyle yapıyorsunuz? Yanlışta ısrar inatçılık ve kibir benzeri davranış karşı taraftan beklenen şeyler iken bizimkilerde ortaya çıkması ne acı.

Bir anlığına varsayalım kurucubabalar (bkz. founding fathers, Usa yöresi halk oyunları) mecbur kalıp dinsizlik ve zulüm politikası güdüp kurumlarını böyle oluşturdu, artık tehlike(!) geçmiş olmalı, çünkü bu iş yapılalı nerdeyse yüz yıl geride kaldı. Niyet okuma şimdiki zamana ait bir yaklaşım iken doksan küsur yıl önceyle ilgili niyet iddiası ortaya koyma/uydurma ne derece akıl işidir?

Niyet demişken bizim bir de diyet meselemiz var, amman ki düşman başına!

Sistem belli sebeplerle belli şeyleri dayatageldi. Bunlardan en önemlisi bizim zihni sapmamıza yol açan “diyet” dayatmasıdır: Seni kurtar(dıy)dım(!) öyleyse borçlusun bana, hadi öde bakalım; tap bana! Borç takvimi şimdilik bütünüyle yakın tarihi ima ediyor. İşin ironik yanı zorla senet imzalatılarak borçlandırılanların da bu borç öde(t)me yöntem ve takvimine ciddi bir itiraz göstermemesidir. İşteki/oluştaki asıl aykırılık, sonuç’a göre şekillenmesinde. Sebep ve durum olarak yine belli bir sorgulamaktan çekinme eğilimi gözleniyor: Gerçekten kurtarılmış mıydık? Öyle bile olsa (ki değil, tam bir yalan) yetmedi mi yüz yıldır ödediğimiz katmerli taksitler? Herhangi bir tefeci/mafya amcayla çalışsaydık(!) şimdiye kadar bize acır azat eder imana gelip umreye bile giderdi!

Bunca çetrefil akıl(sızlık) oyununa ne gerek var, yaşanan onlarca yıllık baskı grafiğinin nesnesi biz değil miydik? Birkaç yıl içinde gerçekleşeceğini umduğumuz sistemden kurtuluş özgürleşme ve insanlaşma ertesinde ne yapacaksınız, gene aynı tevil ve saçmalık peşinde mi koşacaksınız? Stalin Mao Hitler Şah ve Saddam’la ilgili yapıldığını bildiğimiz benzer tefsir ve yorumların bugün için anlamı nedir, herhalde övünç beklenmiyordur. İşe yaramayan kilisenin papazı ve alıcısı olmayan malın satıcısına yönelik övgüler böyle durumlar adına üretilmiş olabilir mi (aynen yani!)

Hem sonra azıcık hamilelik olmayacağını aklı başında herkes bilir. Bize nurtopu gibi yeni sistem hediye edenlerin azıcık dinsizlik ederek şımarmasını görmezden geliverin mi diyorsunuz! İttihatçı artıklarının Abdulhamit döneminde dahi alay ve taburlarda ateist-pozitivist (ispatiye) konferans verdiğini nasıl unutursunuz. İşbu “arda/artık” yaftalı kadrolar sistemin adanmış “b” kadrosu şeklinde yeni bir kimlik ve meşru öldürme kurumuyla karşımıza dikildi, doksan küsur yıl önce olan işte budur! İyi hazırlanmışlardı. Batı bırakın laik olun’u “dinsizlik yapmayın zavallı halkı ezmeyin” dese bile vazgeçmez ölçüde kararlıydılar.

Haa istikrar falan denirse biz de Allah Rasulü’nü söyleriz: O, işi tıkırında köklü Mekke devletinin birlik bütünlüğü yaşam tarzı yanısıra istikrarını da yerle bir etmişti. Ayrıca Mekke devleti kahraman silahlı kuvvetlerini de Bedir’de bozguna uğratmıştı. Ona benzemek ve yolundan gitmek -sünnetine uymak- ne de yakışırdı...

Külyutma külliyâtı-II

Başarısızlık.ı baştanbelli bi fantezi tahkiye denemesi

Râvîyân-ı ahbâr ve nâkilân-ı âsar şöyle rivayet eder kim..

İlknur.dan doğma & Macit.ten dolma değerli bi evlad-ı watan şöyle yazmış:

“...savaşı denen bir şey yaşamışız kitaba göre dünyanın gördüğü en şanlı savaşmış ve o savaşta dört milyon şehit vermişiz” demiş.

El-cewaplar..

Değerli yazınızla ilgili sahte motivasyon/milli radyasyon fırtınasına maruz kaldığınızı düşünmemi gerektiren ciddi belirtiler belirledim / kutlu olsun!

Efenim, dört milyonluk cenaze sayısının teknik/hinlik bir hata ile öyle yazıldığını sanmak istiyorum. 15 milyon nüfuslu bir ülkede nasıl olur bilemedim ki dört milyon adet mezar yeri gerekir, akıllar durup fikirler çatlayabilir. Günümüz gen.kur arşivlerinde Halife kurtarma amaçlı savaştığını sanan Osmanlı bakiyesi 9 bin asker kaybından söz ediliyor. Bilahare rejim oturtma amaçlı asılan Müslüman sayısı ise 40 binlerde dolanıyor! Ünlü jakoben Toktamış Ateş bir tv programında bizlere acımış ve 25 bin rakamını önermişti. Cellat Kara Ali ise bir röportajında sadece kendisinin 5 bin Müslüman astığını söylemekten çekinmemiştir. Aynı yıllara dair başka ve geniş bir yazı konusu olması gereken kaçak tütün aşkına kolcu marifeti ve mavzer kurşunu vasıtasıyla imha edilen kişi adedi 30 bindir (bkz. Mümtaz Soysal, Milliyet, fi tarih). Yani bu millet kolcular geliyor halilim nere kaçalım diye boşuna türkü yakmış değil ve tırabzon kolbastisi diye nâhak yere tepinmiyor! İstatistik bilim ve günlük yaşamda kolaycılık sunan bir olgu. Ama ya şu sosyolojik okumaya ne demeli: 30 bin ceset 30 bin dul kadın eder, ikişerden 60 bin de yetim; her ceset için bir katil düşünüldüğünde 30 bin katil 30 bin katil karısı ve 60 bin iyiaile çocuğu! Ne çağdaş bir manzara ama dîğ mi...

“...bir sütçü imam yok muydu aranızda? Yazıklar olsun baba sizin gençliğinize!” denmiş.

Hmm size trajedik/turistik bir manzara (ama gerçeğinden) sunmama izin veriniz:

Yine rivayet odur ki doksan küsur yıl önce Anatolia’nın karabağırlı topraklarında bi’şeyler olmuş Hamid Karzai Çemişkezek dolaylarına çıkartma yaparken görülmüş Mussoloni acayyip bi nutuk çekmiş Stalin “n’oluyô Türkia’da len” demiş Saddam babasının münasip organlarında henüz alyuvar halinde n’âptığını bilmeden dolanıyômuş... Derkene efenim Sütçü İmam derler (sütü neyse de adıbozuk!) bir kişioğlu bi fıkrada Kahramanrize diye de geçen Maraş sokaklarında eğilmiş güğümleriyle ilgilenirkene birdenbire apansız nâgehan nazarını bir şey/ler celbetmiş... Vee heman hamamdan çıkan Türk kızlarının başörtüsüne (tarama organına ve/veya başka organlarına da) saldıran Fransız kafir askerlerine elindeki/belindeki silahla ateş açıp bi’kaçını devirip dağlara kaçan imam emeklisi olduğu halde mahallede süt satarak geçimini sağlayan altmışüç yaşlarında bir Maraşlı olarak tarihteki yerini almıştır (Ne cümle/ler dîğ mi ama).

Külyutma külliyâtı-III

Bi nostalgia

28 Şubat 1997 darbesi ve Sütçü İmam komplex

Maraş’ta Sütçü İmam Üniversitesi vardır, oraya yani öğrencisi olduğu okula girmek isteyen Tc pasaportlu ama tarama organları kapalı kızlar 1920’lerin Fransız (veya İngiliz) ordusu askeri kılığındaki (Kılık gerçekten böyledir. Renk düğme ilik sayısı düne kadar -özellikle cum.başkanlığı muhafız alayı askerlerinde- aynı idi ve bu gizli/scret bir bilgi değildir) kimi Tc üniform silahlı memurlar tarafından engellenmekte okula sokulmamakta dahi direnenler kahramanlarla dolu karakollara götürülmekte ve ne halleri varsa görülmektedir. Derkene o da ne? Birden ortada irticai bir zaman makinesi belirmekte ve içinden Sütçü İmam derler -ama hiç de SüpperMen’e benzemeyen- efsanevi bir yaratık çıkıvermektedir. Tesadüf bu ya elinde de o an altıpatlar bir çakaralmaz tabanca/düpençe bulunmaktadır. Vee ol masum tazelerin yerde sürüklendiğini başörtüsü yüzünden kendi adını taşıyan medresede okumalarına izin verilmediğini kavrar kavramaz ateş edeceği tutuverir... Hadi bilin bakalım Sütçü İmam denen sakallı sarıklı ağzı dualı Allah kitap bildiği ve her halinden ahirete inandığı (hatta ahiret dolaylarından geçici olarak geldiği) anlaşılan mürteci kim(ler)e ateş edecektir!

İşte 1997 itibariyle Tc’nin en pis sorusu bu idi!

Çok şükür bu senaryo hiç filme çekilmemiş bulunuyor. Dönem filmi üretmek zordur zira. Eh yeterli/yetenekli oyuncumuz da yok yönetmen dersen dostlar başına. Yaşayıp gidiyôz işte, daha n’olsun yani.

Külyutma külliyâtı-IV

Birkaç sahte motivasyon örneği denemesi

Çanakkale’de 51 bin (51+20?) şehit verilmesine rağmen 253 bin rakamında ısrar, bu utançla övünme! Sarıkamış’taki 18 bin şehit sayısını 90 bin olarak iddia etme (ki Rusların 32 bin kişilik kaybı özellikle söylenmez).

Adı Bagatur (yani bildiğin batur/bahadır) olup uydurma mete (mao te tue?) adıyla anılan kişi Çinliler istedi diye ve cenneth watan tehlikeye düşmesin deyu atını karısını oğlunu vermiş ama üçbuçuk dönüm ol çor(ak) torpak’çün zalim yağıya hoop bi dakka çekmiş! Öncekiler benimdi iplemedim lakin toprak milletimin, zinhar bi karışını dahi viremem demiş! Többe töbe... Buradaki ahlaki sapma göz ardı edilerek erdem üretme çabası ve bunu yutanlar...

Tarihimizi (kültür veya kişi de olabilir) sevdirmek adına manyaklık sınırlarını zorlayan etkilem trajedi/üzünç sahnesi üretmek ne derece doğru, gerek var mı? Çanakkale ve yakın geçmiş zaten (hatta gereğinden çok) kan ve ölümle süslü değil mi?

Külyutma külliyâtı-IV

16 Türk devleti uydurması

27 mayıs darbecisi katil subaylar ve ekürüsi sözdeprof.lar tarafından uyduruldu. Ve galiba cum.başkanı forsu/sembolü eylendi (bkz. 16 yıldız motifli kalkan). Aslında sayılsa 116 devlet falan sayısına ulaşılır. Bir de buna sözde itiraz edenler vardır / şöyle derler: Eh bu kadar çok devlet kurmak demek bir o kadar da yıktık demektir. El-hak iki sapkın kafa da kendince haklı elbette hasta beyin salatasına göre! Bunlar çarpık hatta hiç olmayan tarih algısı/mantığı güderek siyasi akıştaki hükümet değişikliklerini ayrı devlet yıkma-kurma sanıyor. Oysa ve elbette Osmanlı Selçuklu’nun devamı, Selçuklu Karahanlı’nın devamı ilh. Zira sistem aynı (şeriat/hukuk) asker aynı bürokrasi aynı nerdeyse sınırlar da aynı. Amman hâ Tc hariç çünkü o çok özel bi’şey yani Tc Osmanlı’nın devamı değil insan olan hiç kimsenin hiçbi’şeyi değil.

*

16 bayrak uydurması

Evvel-emirde ibret için bi bkz.

Timsah iquana vd. sanateseri motifler / utandınız dî mi!

Yine 27 mayıs katliam günleri 1961 yılındayız ve muvazzaf bi albay (belki de binbaşı / Yağmur Atsız’a bkz.) tarafından rakı masalı kuru ve suluboyalı kağıt kalemle (fırça?) tasarlanıp çizilip müsait (kullanışlı) aptalların hizmetine sunuluyor. Amca işe putatapıcı dönem Yunanlı figürü katmadan duramıyor (n’apsın kanları/mayaları böyle karılmış hepsinin) bkz. at (kurt/köpek?) üzerinde geri doğru ok atan Yunanlı mücahit(!) Hele bi’tanesi var bakmaya yürek(ler) dayanmaz zira kendisi tam bir zevk şaheseri beğeni zirvesi: Timsah iquana çekiçburun köpekalık’ı karışımı bir hilkat harikası! Ak-hunlar ak bayrak, Karahanlılar kara bayrak.. Amcamız galiba Uygurlar için de vesikalaık Çinli karıkoca deseni düşünmüş / Amman tanrım banyo nêrde? Oysa ortada bayrak diye bi’şey yok / Küllüm uydurma. Bayrak Türkçede çok yeni bir kelime keza sancak da öyle. Saysan en çok 500 yıl geriye anca gider ama sancak/alem ve “tuğ” (kargı ucuna iliştirilmiş savaşta ölen kırat kuyruğu) var. Ve bugünkü bayrak da II.Mahmut dönemi eseri. Neyse.. evet insanda utanç olmayagör neler üretmez! Eh bi de bunu masasına koyanlar (fetiş/pagan/yarı-mâbet) duvarına asanlar elinde sallayanlar gurur duyanlar içi cıız edenler kılları tiken kendisi ötüken olanlar.. En kötüsü de “eskiden ne bayraklar varmış be âbi” diyenler. Daha beteri ise işbu yazıyı okuyup kutsalına saldırıldı sananlar! Rabbim ıslah eyleye / âmin.

*

Şehir kurtuluş günleri uydurması

27 mayıs katliam günlerine bkz.

Hiçbir zaman kurtarılmamış İstanbul’un sözde kurtuluş günü ise katil general A.Kenan Evren tarafından uydurulmuştur (1982). Yine hiçbir şekilde kurtarılmamış Siirt’in uydurma kurtuluş günü (14 eylül) kutlama sapıklığından ancak yedi yıl önce vazgeçilmiş olup yerine utanmazlık katsayısına uygun “onur (yoksa şeref miydi) günü” uydurulmuştur / iptaledilen uydurmanın uydurması literatürüne (repertuar?) yeni we absurd katkı örneği olarak tarihteki seçkin yerini alan işbu boncukaramalı (aromalı?) intelancique zeka şırıltısı (pırıltısı?) ile parlayan güneş gibin kalkınan cenneth watan..

Kalkınma demişken -ve yeri gelmişken- cumcum ilk dönem kalkınma gelişme yalanları için Asabı Bozuk Bir Adamın Portresi/Besim Tibuk’a bkz. (Dem Yay. İstanbul-1995).

Haa günümüzde gerçekten gelişmiş bir ülke haline gelebildik 100 yıl sonra ve helesi (bkz. G-20’de 13.sıradayız artık).

*

Padişah resimleri uydurması

İzmir’e doğru bi bkz.

Ellili yıllar bi’gün İzmirli amatör ressam bi Rum amca niyeti bozuyor durduk yere ille de Osmanlı padişahlarının resimlerini yapçâm diyor. Alıyor eline kalemi kağıdı koyuyor önüne (masa olmalı / geçmiş gün unutuluyô!) boyaları paleti.. Ama bu palet darbelerde Müslüman millet üzerine yürütülen tank paleti değil, onu yapan katiller bu amca gibi masum değil (neyse bu mevzu-yu dîger). Ne diyorduk.. başlıyor çizmeye. Adamda kötü niyet yok. Osmanlıya bi’şekilde ilgi (sempati?) duyan İzmirli bi Rum kendisi. Bugün duvarlarında asılı -ki çoğu kötü kopya- padişah resimleri işte bunlar. Gerçi nerden baksan (mesela önden bakılsa) yüzünde bıyık ve sakal olarak toplam kıl sayısı 49 (belki de elli civarı) olan Kanuni’yi öyle bi resmetmiş ki görsen şaşarsın heyecandan dağlar/çağlar aşarsın: Deriyi yarıp fışkıran kıllar/sakallar gerdansüpürgesi olmayı aşıp göbeğe dek yol bulmuş (el-insaf be Yorgo!)

Haa Yavuz portresi için ise son halife Abdulmecit’e bkz. (1924). Kendisinin son halife olmakla Yavuz’un da torunu olduğu anlaşılır. Bohem ve kozmo bir amca olup ayrıca nice “nü” eser sahibidir. Rabbim bağışlaya. Kızılbörklü tâçlı küpeli palabıyıklı kolyeli makyajlı bir Yavuz / többe töbe!

*

Osmanlı “İmparatorluğu” uydurması

Güvenilir(!) herhangi bir tarih kitabına bkz.

Ortada imparator yok peki imparatoriçe nêrde diye bi daha bkz. İnsanda utanma arlanma olmayınca. Sözde Osmanlı emperial bi devlet imiş de ondanmış amcası. Diliniz, Devlet-i aliyye (yüce devlet) diyemiyô dî mi /gidinin rejimsel sapıkları!

*

Asya’da kuruyan içdeniz uydurması

Tarihin bilinmeyen bi döneminde (mesela MÖ bilmemkaçlarda) Asya’da bi içdeniz varmış bi’gün onun kuruyacağı tutmuş. Bu durumda orada (Ergenekon yöresi?) ve barış içinde (deniz içinde) yaşayan proto-türkler (ilktürkler/tyu-kunlar?) göç etmek ve Anatolia topraklarına gelmek zorunda kalmış eh yeni topraklarda (cenneth watan) kendilerine Eti, Sümer gibi daha afilli adlar almışlar / yaşşasın Etibank ve Sümerbank ırk kardeşliği! Yolunu şaşıran (belki de aklını kaçıran) bi’kısım proto-türkler ise sonradan Maya İnka Apachy Siu adını edinmek üzere Bering boğazını yüzerek geçmek sureti ile henüz adı America konmamış bi karaparçasına göç etmiş. Ne zor şartlar altında ama dî mi.. yani atalarımız ne zahmetle anatolia’yı vatan edinmiş. Hatta kimi atalar hızını alamayıp -ben diyom Çanakkale boğazı sen anla İstanbul boğazı hesabı- bugünkü İtaly’ya kadar uzanmış ve/fakat nostalgia aşkına türk adına sesteş gönderme’de bulunmuş (vefalı türk geldi yine) ve Etrüsk adıyla tarihteki seçkin yerlerini almışlar.

Efenim işbu üsluba bakarak ironi yaptığımızı sanan/sanacak iyiniyet kurbanı dostlara şunu belirtmeliyim: Bu martavallar Ttk (Tc/eskigen.kur/Cehape) profesörlük tezlerinden alınmadır. Tc’nin resmi tarih görüşüdür mayasıdır dinidir imanıdır; gerçeğe dönülmesi teklif dahi edilemez bi manyaklıktır. 100 yıldır aydın/prof/jeneral/örtmen/dörtmen/gasteci/bürokrat vb. profil bu algı bilgi motivasyon ile şekil kazandı ve bunlar sokakta insan diye gezebiliyor evleniyor ürüyor / arz ederim yani!

*

Eti Sümer Etrüsk Maya Türklüğü uydurması

Yukarıda et-tekrar-ı ahsen geçti. Ayrıca bkz. rakı eşliğinde bahşedilen mayatepek vb. soyad ikramları (hem de Mustafa Enver’in oğluna!)

*

Göç möç yolları haritası uydurması

Bu da ilim pınarı Ttk ürünü bi harita(lar) türü olup 1970’li yıllarda dahi Meb okullar müfredatında var idi ki işbu satırların yazarı dahi bu “bilgi”lerden sınava girmiş güzel/yüksek notlar almış idi / Rabbim kurtardı.

*

Ergenekon destanı uydurması

Böyle bir olay kaydı üç beş cümle halinde Çin kayıtlarında geçer. Mağdur olup ıssız bir yere sığınan Moğollardır ve onları kesen de Türklerdir! Gerisi -küllüm- uydurmadır. Duyulan ihtiyaç üzerine ittihat terakki katilleri tarafından sipariş edilmiş ve “Yaban” yazarı dinsiz Yakup Kadri Karaosmanoğlu terbiyesizi tarafından becerilmiştir. Sonradan İtithatçıların “b” kadrosu ve safdîl (aptal) sözde-milliyetçi kesim tarafından benimsenmiş olup hâlâ etkisi ber-devamdır / Rabbim kurtara!

*

Bozkurt vb. bi’l-cümle destan uydurması

Kurttan süt emen romus romulus’dan ilham ile.. Motif olarak eski kaynaklarda (misal: Oguz Kagan destanı) pek cılız olarak geçer, ayrı destanı falan yoktur! Gerisi Romalıların romus-romulus’undan aparmadır. Seçilen motifin kertenkele köpek sıçkan iquana vb. olmayışı -eski Bozkurtçular için- bir şans gibi değerlendirilebilir!(Ne yazık 16 bayrakta adıgeçen canlı türleri vardır).

*

Mete Cengiz Timur kişi adı uydurması

Azıcık da bana bkz.

Mete: Adı Bagatur (yani bildiğin batur/bahadır) olup uydurma mete (Çince: mao te tue?) adıyla anılan kişi.

Cengiz: Kendisi %100 Moğol putatapıcı soykırımcı İslam düşmanı zalim kafir Cengiz’e (Çinkis/Araplar ise cengiz der) türk büyüğü demeler (Herhangi bir okul bina girişine bkz. Evet, Ocak 2019 itibariyle işbu utanç hâlâ böyle sürüyor).

Timur: Yani bildiğin temir/demir. Osmanlıyı (Yıldırım Bayezıt), Çubukovası (1402) savaşında bi’şekilde yenip taş üstünde taş omuz üstünde baş bırakmayan soykırımcı çapulcu talanist maceracı mafyatik bi kişi. En yakın tetikçi katili ise Moğol jeneral Esen-boka/Esenboğa (hava alanı) a-a çok mu tanıdık geldi! İstanbul’daki ise katilpilot ünlü edinmeçocuk yetim ermeni bebesi Sabiha gökçen (derler).

*

Lale devri uydurması

Yahya Kemal’e bkz. Y.Kemal bi makalesinde (Sabah, 1942?) III.Ahmet dönemine dair kültür unsurlarını överken sözü lale’ye getirir ve şöyle der: “Bu devre le devri dense yeridir”. Eh sen misin bunu diyen..

*

Genç Osman uydurması

Mizan gastesi ve Mizancı Mehmet Murat’a bkz.

Amcamız bi’kaç yıl içinde hepsi İttihatçı katile evrilecek jon-türkler için bir ata (proto-tip) arayışına girer ve II.Osman’da karar kılar lakin jön-Osman tuhaf(!) kaçacağı için genç-Osman’ı uydurur. Bi bkz. bütün tarih kitaplarında bi genç osman bölümü vardır ve herkes (bütün öğrenci ve salak prof.lar) bu adlı bi padişah var idi sanır. Sadece sanıdan ibaret olsa iyi(dir) zira amcalar bu salak bilgiye dair sınav yapar ve II.Osman içün “genç” yazmayana zayıf not verir / bi’l-münasebe Allah belalarını vere!

*

Deli İbrahim uydurması/iftirası

Evliya Çelebi’ye bkz.

Emirgân’a gidip bi çay içerken İran/şia ajanı Emir Gûne’ye (emirgân) bi bkz. çünkü mezar çukuru hâlâ orlarda bi yerde. Cennetmekan Sultan İbrahim’e deli iftirasını atan işbu şia dâisi (bozguncu/ajan/provakatör/propagandist) Emir Gûne’dir. Koca koca(!) adamlar Osmanlı tarihi yazıyor ve utanıp sıkılmadan hâlâ “deli İbrahim” (lale devri, genç osman vb.) diye başlık atıyor sorular soruluyor sınavlar yapılıyor “yalanlara uygun” cevaplar bekleniyor puta azövgülü ise doktora tezleri reddediliyor. Allah var.. kainat böyle manyaklaşma bi daha zor görür / Kuzeykore.nin (nort-korean) bile kendine göre bi şerefi war be!

*

Güneş-dil teorisi uydurması

İlk önce güneşe bi bkz.

Kesin gözleriniz kamaştı dî mi? Bu ondan da beter bir kanışma karıştırma hezeyan utanç. Sözde bütün diller Türkçeden türeyip dünyaya yayılmış. Eh kişide utanma olmayınca..

*

İstiklal savaşı uydurması

Sıkıyorsa Kemal Tahir’e bkz.

Adam bu mevzu için “Çerkes Etem’le Yunan müfrezeleri arasında yaşanmış birkaç müsademe” diyô. Günümüz gen.kur arşivlerinde ise Halife kurtarma (többe..) amaçlı savaştığını sanan Osmanlı bakiyesi 9 bin asker kaybından söz ediliyor (İşbu sayının yarısının kaçak suçlamasıyla asıldığını ise gene herkes biliyô).

*

Bilumum kahramanlık ve sözdezafer uydurmaları.

Gayet ilmi ve acayyip bilimsel doktora tezlerine bkz.

ve yaşasın cumcum dahi yaşasın 23 nıssan / 19 mais-renault / 29 hyundai / 30 awgustos-ögüst arabası. İtibar-ı milli bankasına çökmeler Adıgeçen bankanın sahibini asmalar (İşBank reklamlarına bkz. / İndian.dan müntakil 500 bin rupi’ye zimmetler / cenneth watana sayısız hizmetler / Ankara’ya 60 bin kafatası ölçüsü toplamalar cumcum amaçlı balolarda hoplamalar / ünlü bilimkarısı Rafet Kenan’a bkz. Yüz yıllık bi’l-umum yalanlar vd. / Eh bi’zâmet gerçekler.e bi bkz. Ve reddediniz aptal olmayı / Yeter be!

Külyutma külliyâtı-V

Ez-cümle adamların her bi’şeyi yalan ve pek kalitesiz zekaözürlü uydurmassion binaen-aleyh -yine- adamların eski bi başvekiline (misal: sapık dr. refik saydam) bi bakalım ne diyô / şunu diyô: “Baştan sona her işimiz bozuk” diyô. Yaa ama ne de güzel diyô.

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


Osman Osman 16.01.2019 11:18

Çok uzun bir yazı olmasına rağmen bir solukta bitti. Tadı damağımızda kaldı.

Murat ÖZDİL Murat ÖZDİL 16.01.2019 14:16

Yazı ve üslubunuzdan demleniyoruz inşallah. Doğruluğun cesaret olduğu tuhaf demde var olun üstadım...

Sedat Kartal Sedat Kartal 24.01.2019 12:12

Elinize sağlık hocam

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık