• 11 Nisan 2018, Çarşamba 17:16
OSMAN KİBAR

OSMAN KİBAR

Korku kültürü!

KORKU KÜLTÜRÜ

Gavurların hoby’nin zıdtı olarak foby dediği korku anâsırı (unsurları elemanları motif ve figürleri, şeyleri) yakından bakınca pek renkli bir manzara sunar.

Yükseklik alçaklık darlık genişlikten korkma Yılan çiyan it bit pireden korkma Karanlık aydınlıktan korkma Yalnızlık korkusu Kalabalık korkusu Gerçeklerden korkma Yalanın anlaşılmasından korkma (yatsı vaktinde sönen mumla ilgili bi korku türü imiş) Suçun ortaya çıkmasından korkma Gölgesinden bile korkma Kocasından korkma Karısından korkma Kaynanadan korkma Patronundan korkma Hastalıktan korkma Ölüm korkusu Mezar korkusu Öbürdünya korkusu Cehennem korkusu Mahşer korkusu... Kolcu solcu korkusu (galiba mutlu mazide kaldı) Candarma korkusu (ezan ve Kuran’la ilgili bi korku türü imiş) Polis korkusu (eskiden daha çok üniv. öğrencileri içinmiş idi derler)

Vee Törenlerden korkma (eski Tc vb. rejimlerde çok görülürmüş. Günümüzde mizah konusu)

*

Aydın korkusu

Evvel-emirde Aydın korkusundan söz etmek yerinde olacaktır zira aydın korkması “öğrenilmiş bir korku” türüdür. Şahsi fıtri sathi değildir, derindir. Korkunç çaresizlik umutsuzluk teslimiyet içerir, kemikleşmiş bir yapısı vardır, bol miktar aşağılık kompleksi üretir. Sinik pısırık itiraz edemeyen reddiye nedir bilmeyen değişimden ürken sözde tedbirden yana sürekli ve sapkın biçimde sözde sabır itidal tavsiye eden “aman hâ” diyen durduran engelleyen ihbar eden (iyiliğimiz için!) kötülüğe gözyuman kötü’yü beyninde gözünde bazen de elinde büyüten umutsuz bir vak’adır.

Birkaç erdemli kişiyi tenzih ederek soralım: Bugüne dek kaç cesur üst bürokrat dindar prof. cesur imam gerçeği anlatan örtmen reddiyeci ilahiyatçıya rastladınız? Adam utanmadan hâlâ 23-30’lu yılların sözde siyasi figüratifine dair övgü amaçlı kitap yazabiliyor / sanki kıtlığına kıran girmiş çıkmasını bekleyen varmış gibi / bıkmadılar gitti.

*

-Eski Tc’ye göre korku kültürüne dair muhtasar bi tetebbu-

Bizde ve kardeş rejimlerde korkutma işini diktatör amcalar ya da devlet aygıtı yapar, biz de (yani halk) korkmuş oluruz; işleyiş/sistem böyle çalışır / insan gitgide alışır! Muhalifleri susturma ve imha yola gelmekte direnen cahil halkı ehlileştirme bol bol yasa çıkarma ve yönetmelik yayınlama normal enflasyon yanında at başı giden tören ve kutlama enflasyonu bol sıfırlı çok renkli ‘kağıt’ paralar sık sık iç ve dış düşmanlardan bahsetme istikrarsızlaştırma her fırsatta ülkenin istikrara ihtiyacı olduğunu hatırlatma birlik ve beraberliğin erdemini dile getirme... Korku endişe panik şüphe tedirginlik takip fişleme güvenlik soruşturması istihbarat... Hapisane darağaçları gözaltılar tuhaf kazalar tesadüfler kaybolmalar fail-i meçhuller... Kimliği belirsiz hedefler iç dış ve görünmez düşmanlar suikast beklentisi... Korumalar zırhlı arabalar... (En önemli mesele şahsi güvenliktir). İsviçre bankalarına aktarılan milyon dolarlar... Sistemli fakirleştirme sistemli cahilleştirme ve sistemli baskı...

Mutlaka rakipleri vardır rakipsiz muhalifsiz yaşayamazlar. Rakip bazen bir kişi veya grup kimi zaman da bütün halktır. Bu tablo tam bir “korku imparatorluğu” manzarasıdır.

*

Mutluluk karşılaştırması yapmak tıbben imkansız olduğu için gelin korkularımızı kıyaslayalım:

Tc tipi korku ile Avrupa türü korku(lar) aynı mı? Peki bizim yerli malı korku(muz) gerçek mi? Korkusuz yaşayamayacak mıyız biz! Ne bu korku unsurları kim bu korkutanlar ne bu korkunçlar, yüz yıldır Türk halkını korkutan(lar) kim... Türk halkı kimden ve ne sebeple korkuyor? En önemli korku unsurunun ölüm olduğunu söyleyebiliriz, Türk halkını yüz yıldır kim öldürüyor? Öldürme işini tasarruf eden kurumun adı ne?

 

Eski Tc Avrupalı turistler için gerçek bir cennet olup kendi halkına cehennem idi. Ülkede pek çok korku yanında şapka takkeden çorap fanila renginden ötürü asılma korkusu it köpek korkusu (dog foby) gibi orijinal korku anâsırına rastlamak mümkündü. Gen.kur’un en büyük korkusu ise ondokuzmayıs’ta kar yağma ihtimali idi (günümüzde 19 tapınçı galiba mülga). Korku listesi pek uzundu. En büyük korku yukarıda gösterildi ama en ünlü korku unsuru adına irtica denilen ve bütün dinsizlerin umacısı hayali bir yaratık türü idi. Üniformalı memurlar halkına (Müslümanlar) mürteci diye sövdüğünde ciddi bir tepki görmezdi.

*

Kutlama korkusu

Bu ülke yapma sanal uydurma gün ve saat üzerine kurulu pek çok anma ve kutlama ile temayüz etmişti. Çoğu toplu tören askeri güç gösterisinden ibaretti (Sosyal ve siyasi kontrol/korkutma için). Diğerleri öğrenci seviyesinde mecburi katılımlı ve her tür düzeyden yoksun acınası ve yer yer ironik birer mizansendi (Dalgalar arası yalpalayan kayık içinde iri nesne taşıyan bi sabicik ve iskelede kucaktakine selam duran protokol beyler vb.) Otuzlu yıllarda Rusya Başbakanı Şapolov’un öneri ve görüşleri doğrultusunda şekillenen toplu tören geleneği yetmişli yıllarda yine bir komünist ülke olan Bulgaristan’dan getirilen ayin danışmanları eşliğinde stadyum sunuşlu bir manzara arz etmeye başlamıştı. Yürüyüş biçimi (geçit töreni) ve selamlama ise Alman Rus ve İngiliz karışımı melez bir yapıda idi (milli yerli/orijinal olması zaten düşünülemez). Törenlerin halkla bir ilgisi yoktu, olmaması üzerine titrenmişti. Resmi kutlamalar halka yönelik sosyal ve siyasi kontrol esasına dayalı birer cebri operasyondu. Eski ve geri bir teknolojiyi yansıtmakla birlikte törenlerdeki silah teşhiri ise hatırı sayılır bir etki gücüne sahipti. Evet Türk halkı törenlerden yeteri miktar ciddi ölçü korkmakta idi.

-Silah teşhiri çok önemli bir meseledir-

Halka hava attıkları (ve kurşun sıktıkları) silahlar Amerikan hibesi ve kısmen Alman hurdası idi. Yani silahlı kurum 1908’den beri köpek eniği olarak gördüğü zavallı milleti kendimalı bile olmayan silah kullanarak sindirip korkutmakta idi (Yani baltanın sapı bâri bizden olaydı!) Bunun neresi/nasıl şerefli bir iş oluyor acaba? Hem silahsız/masum insanlara elde silah üstünlük taslamanın (darbe yapmanın) da hiçbir delikanlılık kitabında yeri yoktur, yiğitlik böyle bi’şey değildir amcası! 15 Temmuzda sıradan insanların neyi nasıl başardığını bütün dünya gördü. Bre katiller Abdulaziz’e darbe yapıp şehit ettiğiniz günden beri çakma/sahte kahraman olarak ortada bize caka satıyordunuz. İlk höt sesini duyuşunuzda ânında maynayı çektiniz. Gidinin yüzyılçalıcı hastaruhları!

Eh bu kadar teşhir demişken bunun bol sayıda rötgencisi de olsa gerektir ve beklendiği üzre susta duran elleri alkışa alış(tırıl)mış mebzul miktar yaratık vardı.

*

Bürokrat (memur taifesi) korkusu

Küçük ve düşmanlarla çevrili bir ülkenin fedakar bürokratı olarak her türlü yenilikten şüphelenir değişimden korkar. Hele amirlerinden azar işitme ihtimali paranoya üreten bir sürece dönüşmüştür. Sapkın bürokrat hem korkar hem halkını korkutur.

 

Örtmen korkusu

Örtmen, kızılay yeşilay kolu kurup yönetmeye on yıllardır uçabilen bir adet maket nesne dahi yapmayı becerememiş türkhavakurumu’na gönüllü kuryelik yapmaya pek heveslidir. Uslanmaz bir ısrarcıdır, okumaya üretmeye buluşa düşmandır. Değişik mahiyette olmak üzere meslektaş ve öğrencilerini kıskanır. Düşmanlığı şahsi sapma/tercih olmaktan çok zihniyet yapısıyla ilgilidir. Ne yapsa vazgeçemez, mayası öyle karılmıştır (Bugüne kadar nedamet niyeti gözlenmemiştir). Eski’den (1930’lar) miras devraldığı ve son yıllarda yeniden nükseden teknoloji düşmanlığı epey renkli manzaralar sunar. Evet günümüz Tc örtmeninin en korktuğu alet bilgisayar ve benzer amaca yakın hizmet veren cep telefonudur! Yani nerede bir bilgisayar varsa ona saldırmak için susta bekleyen yılmaz rejim bekçisi bir örtmenle karşılaşabilirsiniz. Düşman kardeşlerin mücadelesi halen sürüyor. On on beş yıl önceye kadar internet kafelere baskın düzenleyen yönetici öğretmen tipi bilgisayarın kaçınılmaz biçimde okul(lar)a girmesiyle ilk önce n’apacağını şaşırmış çabuk toparlanmış (inkılapçı/Cehapeli refleks) karşı önlem üretmekte gecikmemiş ve bağış yoluyla ve gönülsüz kabul ettiği aletleri doldurduğu odaya alelacele yedi sekiz anahtarlı muhkem bir kapı pencerelere de parmaklık yaptırıp teknik yangını kontrol altına almayı başarmıştır. Cep telefonu konusundaki yasakçı tavrı halen sürmekle birlikte kısmi bir taviz sürecinden bahsedilebilir. Son birkaç yıl sınıflarda arz-ı endam ediveren akıllıtahta karşısındaki şaşkınlığı ise halen sürmektedir, henüz net bir tavır üretebilmiş değildir. Ama ne olur n’olmaz diye hem korkmakta hem -artık hiç gelmeyecek- gününü beklemektedir / Eline fırsat geçer geçmez n’apacağını iyi bilmektedir (100 yıllık bozgunculuk ve köklü nefret birikimi az şey değildir)

Haa öğrencinin örtmen korkusu... Galiba son yıllarda kırılmış tavsamış olsa gerek.

*

Türbe muska korkusu

Oruçbaba’da oruç açmak, Tellibaba’ya tel bağlamak... Adamlar haklı, bizden -yani dini kültür mirasyedisi zavallılardan- değil hâlâ türbelerden ve bağlayacak yer aradığımız elimizdeki yırtık giysi artığı çaputlardan korkuyorlar. Bir de İslâmın kendisiyle muhatap olsalar ne yaparlardı acaba! Kötülerin yüreğine korku salan sirke muska (nüsha) bez parçası gibi temsil kabiliyeti(!) olan nesneler ve kullanıcılarını gönülden selamlıyorum!

*

Haa kafirlerdeki İslâm Kuran Müslüman korkusu mu (yani islamofobi) / Hımm korkmakta haklılar / Geliyoruz. Allah korkularını arttırsın / âmin.

*

Korku sineması masal hayvanları canavarlar öcüler böcüler devler develer tellal pireler berber ikenler vb. şeyler konumuz dışıdır.

Hâ bu arada korkana, korkmuş denir. Korkma’yı sürekli uygulayana yani korkaklık gösterene korkak denir. Oysa korkma ve kendinden aççik ufarak yakın arkadaşı “ürkme irkilme çekinme” fıtrîdir lakin korkaklık insan vicdanında mahkum bir kabuldür. Korkaklık’ın zıdtı ise cesurluktur.

Bilvesile şunu demeliyiz: Artık yüz yılımızı çalan bostan korkuluklarından kurtulmanın da vaktidir / ha gayret!

*

Allah korkusu... Evet insanda/Müslümanda ilk önce Allah korkusu olacak ki haram helal günah sevap ahlak vicdan hesap kitap ilim irfan kul hakkı nedir bilsin.

Tıbbî zımnî korkular bi yana, insana yakışan meşru ve fıtrî olan Allah korkusudur. Ve insan Allah’a karşı korku ile umut arası (havf ve recâ) olmalıdır. Buna kulluk bilinci/dengesi denmiştir.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık