• 09 Eylül 2019, Pazartesi 11:27
OSMAN KİBAR

OSMAN KİBAR

Kişi adlarında tercih- 3

KİŞİ ADLARINDA TERCİH MESELESİ-3

-kişi adlarına yönelik tavırlar-

Adıyla övünme        

Her şeyde olduğu gibi zaten sahte olan (mutlak olmayan; cins bile olmayan) kişi adlarıyla övünmek doğru değildir. Ama kişiler kendi veya başkalarının (çocuk eş ana baba patron şeyh aşiret beyi ideolojik lider rejim öndegideni vb.) adıyla ölçüsüz biçimde övünüp üstünlük taslayabilir.

Övünme, kişilik iş ve başarıyla ilgili olarak adını (ad-soyad) öne çıkarma eğilimi olarak işlerlik gösterir. Keza kimi politikacı işadamı sporadamı bilimadamı vb. kişinin, kendini sanki başka bir varlıkmış gibi ortaya koyup kendinden III. teklik kişi gibi bahsederek “Ben falan falan olaraktan bunu yaparım/ederim” şeklinde konuştuğu gözlenmiştir. Ayrıca “Bana bunu yapamazsınız” yerine “Hurşit Özdingil’e bunu yapamazsınız”. “Ben gammaz değilim” yerine “Hayati Şairruh gammaz değildir”. “Eğer benim adım da Wecihi Bey ise bunu onda komam” vb. örnekleri günlük yaşam akışında duyma şansımız olmuştur!

Ayrıca...

Her uygun/boş yere (kapıarkası masaüstü oturaküstü ağaç gövdesi duvar internet sayfası) adını yazma imza atma veya resim paylaşma eğilimi; eş veya çocuğunun adını -yerli yersiz- çok sık anma gereksiz atıfta bulunma; mesleki ihtiyaç dışında karvizit bastırma ve her fırsatta dağıtma, gerekmediği halde yanında anahtar destesi veya üç beş kalem birden taşıma biçimindeki davranışlar ile yukarıda anılan tutum arasında bariz bir benzeşme vardır ve bu durum uzmanlar tarafından yarı-nevrotik sapma olarak değerlendirilir.

Adın ağır gelmesi

-Adını taşıyamama / adına layık olamama-

Buna, bazı dini adların çocuğa ağır geleceğini sanma ve işbu kabul üzerinden üretilen bir çekinti/imtina denebilir. Aslında ana endişe, çocuğun adı konulan kişiye uygun bir yaşayış süremeyeceği ve o adı da lekeleyeceği korkusudur. Allah (cc), Hz. Muhammed, öteki rasül nebi ve sahabe adlarına karşı böyle bir tutumun varlığı dikkat çeker. Bunu ikili adların veriliş sebeplerinden birisi olarak değerlendirmek de mümkündür. Öyle bir ad yanında -tedbir olarak- lâ-dini yapıda ikinci bir ad konur. Çocuk dini/mübarek ada uygun bir birey olmazsa ikici ad öne çıkarılır. Bu durum biraz da ikili adların tabiatıyla ilgilidir (bkz. İkili adlar).

Adından nefret utanma ve adını beğenmeme

Nefret’in mekanizması yukarıda verildi (dininden milletinden geçmişinden kültüründen ailesinden kendinden nefret). Adından nefret bunlara benzer ya da kişiye özel bir haletin yansıması olarak ortaya çıkar.

Belli adlardan nefret: Küçükken kendini döven çocuk veya yetişkinin adından nefret (Kendi çocuğuna ad olarak koymama veya o adı taşıyanların kötü olduğuna dair önyargı/saplantı).

İdeolojik öncü siyasi tipolojilerden nefret ve onların adından nefret.

Dini motivasyon olarak nefret (mezhep cemaat tarikat zümre aidiyeti): osman, ömer, ayşe adından nefret (bkz. Şia).

Sosyolojik-statü olarak nefret: Patron müdür âmir komutan polis öğretmen...

Uç örnek: Kendinden nefret (Herhangi bir sebeple kendi adından nefret etme durumu).

Adından utanma ise başkalaşma hastalığına yakalanarak adından utanıp adını değiştirmeye yönelme durumudur; tersi de mümkündür. Daha çok ait olduğu kültüre millete bölgeye yöreye ve sosyal çevreye yabancılaşma sonucu adını değiştirme veya adında ses-şekil değişikliği yapma biçiminde ortaya çıkar: ayşe’yi ayşen, emine’yi mine, fadime’yi fatoş yapma veya gelenekli bir adın yerine ada arzu aylin buket cansu çiğdem çisem maya meltem müge’yi koyma; şehmus yerine sarp, ökkeş yerine tanıl adlarını kullanma.

Bilinçlenme veya bilinç birikim reddiyesi, ideolojik sosyal psikolojik sebepler adından nefret utanma beğenmeme getirebilir. Daha iyi güzel çekici makul makbul bir ada layık olduğunu düşünme, o kişiyi mevcut adına karşı tavır almaya sevk edebilir.

Geçerli bir sebep belirtmeksizin adını beğenmeme benimsememe yakıştıramama durumu da mümkündür (İnkar veya aykırı bir yaşam sürme eğilimi). Ad değiştirme yoluna gidilmediği takdirde kişi bir ömür boyu o adı yük olarak taşıyacak ya da öyle hissedecek demektir.

Kişi bir şekilde (bilgi edinme, duyum, okuduğu kitap, girdiği tarikat, katıldığı cemaat, üye olduğu dernek/parti, ailevi sebepler, sağlıklı veya sapkın aidiyet, alay edilme aşağılanma dışlanma vb.) adını beğenmemeye ve adından utanmaya başlayabilir, artık o mutsuz birisidir. Kimi zaman da adı ile yaşadığı hayal kırıklığı veya başarısızlıklar arasında sağlıksız bir ilgi kurar: Terk edilme sebebi adıdır, işe alınmama veya işten atılma sebebi adıdır, bu yüzden evlenememiştir ya da boşanmıştır; kimse onu anlamamaktadır başarısızdır yalnızlığa itilmiştir dışlanmıştır tam bir baht-ı karadır... Eğer güzel(!) uygun bir adı olaydı bütün bu olumsuzluklar yaşanmayacaktı!

Yukarıdakilerin tam zıdtını gözlemek de mümkündür, o zaman gene ölçüsüz ve sağlıksız bir övünç üretimine tanık olunur.

Bu durum daha çok ergenlerde statü atlama veya kaybetme vb. sosyo-ekonomik yapı değişikliklerinde sonradangörmelerde ve özellikle kadınlarda ortaya çıkar. Eski adından utanırlar çünkü o ad önceki/eski durumlarının (gerçek’in) ifadesidir. Her şeyleri değişmiş ama adları aynı kalmıştır, buna dayanamazlar. Sapkın görgü anlayışlarına göre yeni aldıkları ad sözde modern’dir.

Sinema tiyatro bar pavyon gazino vb. eğlence ve zevk sektörü çalışanlarında da benzer tavır veya belli adlara yönelme görülür.

Adından ötürü olumsuzluk yaşama

Yukarıda tesbit ve eleştiri konusu yapılan durumları temelli de yabana atmamak gerekir. Yani adından ötürü başını belaya sarma veya hedef kılınma Tc toprakları üzerinde hiç de yadırganmaz. Vaktiyle kendisine dinî (mezhep tarikat cemaat) ideolojik aidiyet bildirimli ad konmuş kişi çocukluk ve okul yaşamında mahallede (veya adres değiştirmede) işe başvuruda okulda karakolda mahkemede politikada gönül ilişkisinde vs. pekâlâ bir dizi olumsuz tavırla karşılaşabilir. İşin Türkçesi kendisine olmadık problem (işkence) yaşatılır hatta yaşama hakkı tehlikeye düşebilir.

Kimi zaman da ad ve soyad aynılığı ya da benzerliğinden ötürü rejim ve yargıyla başı derde giren hapse düşen kişilerin varlığı sosyal bir yara olarak üzünç kaynağıdır.

Eh az da olsa adından ötürü/sayesinde başına devletkuşu konanlar da görülür. Baba dede akraba aşiret zümre siyasi dükalık adı, rejimyanlısı statü referansıyla çıkar sağlama önü açılma hak etmediği yere gelme kariyer yapma zenginleşme temâyüz etme meslek veya sektörde yükselme vb. durumlar kimsenin meçhulü değildir. Bu durumda “onun babasının adı var, babasının adı her kapıyı açıyor, babasının adıyla beylik sürüyor” denilir.

Ünlü birisiyle aynı ad ve soyadı taşıma da bazen belli kapıların (ikbal) aralanmasına yardımcı olabilir. Bunun tam tersi de mümkündür yani bir politikacı mafyacı kandavalıya ad ya da tip benzerliği yüzünden mahkeme kapılarında süründürülür mapus damlarına düşer hatta öldürülebilirsiniz!

Ad koymada baskı ve zorlama

Zorla ad verme ve istenmeyen ad koyma ise daha çok aile içi bir mesele/problem olarak ortaya çıkar ve kişilerarası huzur bozucu tatsızlık yaşanabilir. Buna karşılık devlet -veya rejim- müdahalesi/mühendisliği ise pek alışıldık sayılmaz; elbette Tc hariç!

Bu konuyu Tc, Bulgaristan ve Fransa örneği üzerinden anlamaya/okumaya çalışabiliriz.

Soyad dayatma veya ad değiştirmeye zorlama durumu, dinî adları horlama ve lâ-dinî adları teşvik XX.yy ikinci çeyreğinde özellikle kanla sulandığı söylenen ve gerçekten de öyle olan işbu topraklarda görüldü, başarılı da oldu! Kısmen seksenli yıllarda (1987) komünist Bulgaristan’da Müslümanlara yönelik insanlık suçu (soykırım/adkırım) halinde ortaya çıktı ve başarısız oldu. Fransa’da ise Fransız kökenli Hıristiyan ad ve soyadların dayatılması günümüzde tartışma konusudur.

Tc’nin kısa ve wahşi tarihinde cumhuriyet/chape dönemi (1920-1950) adıyla anılan tekşefli tekpartili (tekparti diktatörlüğü) özel ve kanlı şartlara hâiz süreçte esen siyasi terörle atbaşı giden kültürel soykırım (kültürkıyım) yüzünden özellikle üniformalı ve sivil bürokratlar -yanısıra rejimzengini şehirli aileler- çocuklarına tamsil kimliği ve aidiyet bildirimi olmayan lâ-dini adlar verdi. “birol çetin engin erol ercan ergün güler güray özcan şenol tamer yüksel; cansel hâle jâle lâle” vb. gelenekdışı/geleneksiz adlar böyle ortaya çıktı (Bir zamanlar Tc’de tek dalga rejim radyo diktası hüküm sürerken uyduruk/sahte dinleyici istekleri için “Nişantaşı’ndan hâle jâle lâle” müstearları anons edilirdi. Bunun zekamızla da alay etme olduğunu çok sonra anlayabildik).

Zorla ad ve soyad verme yanında kimi zaman da rejim/lider tarafından seçkinler militanlar destekçiler gönüllüler ya da siyasi aşiret yapısı yakın çevre ideolojik halka özel sofra -varsa- tekparti mensupları vb. figüratif için ad soyad bahşetme dağıtma sepeleme tasarrufunda bulunulduğu görülür. Sevme takdir taltif ve ödüllendirme atıf -bazen istihza- vb. motivasyonlar “soyadlama”ya zemin teşkil eder. Binaenaleyh soyadı operasyonu çerçevesinde ilk örnekler (prototip) olarak o zaman dilimi ve malum o yansıma psikolojisi etkisiyle Tc’ye özgü soyad standartları ihdas edilmiştir. Benzer bir manzara da XX.yy son çeyreğinde komünist Rusya’nın çöküşü ardınca türeyen Özbekistan, Türkmenistan vb. gibi diktatörlüklerde ortaya çıkmıştır. Öyle ki bunlardan birisi -başkası edinemez kaydıyla- kendini türkmenbaşı soyadıyla etiketlemiş, bununla hız kesmeyip gün ve ay adlarını anne teyze baldız bacanak vs. adıyla değiştirme (dizayn/süsleme) yasaları çıkarıp sevgili halkına dayatabilmişti. Tc’de de şehir mahalle cadde sokak okul köprü park bahçe havaalanı vb. yeradlarının belli bir kişi/aile bireyi (anne, edinmeçocuk / baba adından çekinti ise ilgi konusudur) adlarından devşirildiği gözlenmektedir. Takvim’e yönelik bir ihmal ise hayret uyandırıcıdır!


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık