• 28 Aralık 2017, Perşembe 10:43
OSMAN KİBAR

OSMAN KİBAR

"Gözlerimden dışarıya bakan kim?"

Eşyayı yalıngöz veya şişedibi gözlükle “seyr” edenler için zor bir soru gibi görünüyor. İnceltilmiş ve törpülenmiş ve hatta yanmış bir gönlün gözüyle alemi seyran eden olgun bir ruhun cevabı -eğer duyabilseydik- ne müthiş olurdu kimbilir.

Gözlerden dışarı bakan/bakabilen olmak ve varlıkta (şey/eşya) Yaradan’ı görmek, sonra yaratılanı Yaradan’dan ötürü sevmek... Bunu anlamanın (daha doğrusu his­setmenin) yolu sûfilikten geçer. Felsefeyle denemeniz de mümkündür ama sizden Gazali olmanız istenecek­tir.

Yukarıdaki soruyu Mevlana soruyor ve türlü girift kıssayla cevaplıyor, belli bir seviyeye hitap ediyor. Bizim Yunus ise ışığın eşyada kırılıp göz’de görüntüye dönüşmesi gibi “yaratılanı Yaradan’dan ötürü sevme” terkibine ulaşıyor. Bu noktada bakan bakılan baktıran idrak edilebiliyor. Göz mü? O baktıran ve görme’yi irade eyleyen’in di­lediğinde alacağı çürümeye mahkum emanet’ten başka bir şey değil. Ve yine Bizim Yunus muammayı açıyor: Ölen tenlerdir canlar ölesi değil.

Mesnevi’de geçen ve karanlıkta filin bir yanını elleyip “Fil bir hortumdur, direktir, yelkendir, tahttır” diyen kişilerin durumu pek acıklıdır; gözlerini/akıllarını ellerinin buyruğuna vermişlerdir. Göz gönlün elinde olursa eşyayı tanıma (anlama değil) ve hareket alanımız biraz daha genişler fakat yetmez. Buradan ötesi sır perdesiyle örtülüdür. Bu anlamda insan mutlak’ı tanımlayamaz ancak sezer. Ondan olan yansımalarla (ilhamla) mutlu olur haz duyar. Bunun zincirleme idraki ise kişiyi cezbe’ye yükseltir.

Cezbede akıl gider duyular körelir ama insan cezbe değil denge üzre yaratılmıştır. Bu yüzden delirmeyen bir aklın yanında manevi donanımların bütünlenmesi (kemali) şarttır. Ancak böylece hal ve zaman kırılmaları göğüslenebilir.

Eşya da kişinin emrine verilmiştir ama yine kişinin kav­rama (idrak) gücü türlü buûdla çevrilidir. Buûd kav­ramının aşılması veya diğer buûdların keşfi dehanın imanla birleşmesi durumunda kendine kapı arayabilir. Ve bunun ehil bir kılavuz (mürşid) olmadan başarılması mümkün değildir. Şeytan ve nefsin tu­zaklarının şiddetine göre pusatlar edinilmediği tak­dirde yol’dan çıkılması kaçınılmazdır.

Gönül gözü ile görmenin/anlamanın kimyası teslimi­yet aşk ve ilimdir. Fenafillah (Allah’ın varlığında yok olma) durumu -tabii ki- bu kuru ve içsiz sözlerle anlatılamaz. Mutlak’ın yanında fena’nın yeri nedir ki?

Yol onun varlık onun gerisi hep angarya diyen Şair bu kutlu rabıtayı hissetmiştir; gerisini angarya ol­maktan kurtaracak biricik yol ise gerçek anlamda kulluğun bilinmesidir.

İçeride olan ben’le barışık mıyız? Anatomi dersi gören bir tıp öğrencisi için kafatasının enlemesine kesiti ilgi çekici olabilirdi. Bizim için ise zarfın değil mazrufun (iç’in) değeri var. Dış’a iç’imiz gibi bir anlam kazandırabilirsek -nihayet- ilk basamağa yaklaşmış oluruz. Mevlana hamdım piştim yandım buyurmuş. Biz belki de hamlık deminde olmanın telaşındayız ve pişmek yerine de şişmek ve şişinmek gibi nefsi zayıflıkların pençesindeyiz. Ham olmayı idrak bile erdem sayılmalı!

Bu arada...

Gözlerimden dışarı bakan kim diyen Mevlana’ya karşılık yedi yüzyıl sonra Rize dağlarında Ağla gözlerim/yüreğim ağla / Ben de ağlayacağım diye “sevdaluk için” yanıp yakılan bir çoban. İkisi de aynı şey(i) söylüyor ama ne de derin söylüyor! Biri ilimde zirve, öteki Karadeniz dağlarında (Kaçkar?) bir zirve(de) yaşayan avam/ârif bi amca! Bütün Türk kültürünü (hatta insanlık birikimi) yok etseler -ki Tc ilk dönem bilinen soykırım yanında bu kültürkıyım türünü uyguladı- şu iki kırık mısraya gönül adlı bir maya çalınarak yeni ve üstün bir medeniyet kurulabilir.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık