• 09 Eylül 2014, Salı 11:35
OSMAN KİBAR

OSMAN KİBAR

DELİNİN ZORU KESTANE

Garip ama ilgi çekici sorularıyla bizi daima şaşırtan bir dostumuz var. Radyo ve tv’deki bütün “acans”ları mutlaka takip eder, açıkoturumları hiç kaçırmaz, felsefeye de pek meraklıdır. Ramazan dışında namaz niyaza fazla zaman ayırmaz. Çevresinde her ne kadar kendisine deli diyeneler varsa da o benim için biraz hür düşünceli çok serbest ve kafasına göre takılan biridir. Onun çoğu kere tırışka’dan köfti’den sözler ettiği gerçeğini reddetmiyorum fakat seyrek de olsa akıllı insanlara yakın davranışlar sergilediğini inkar da vicdansızlık olur.

Geçenlerde yine bizi şaşırtan birkaç söz söyledi. Deli saçması deyip geçilebilecek türe yakın sayılsa da üzerinde durmazlık edemedik. Sanırım seyrettiği dini içerikli bir tv programının etkisindeydi ve söze şöyle başladı: Laiklik dinsizlik midir, eğer dinsizlik ise veya değilse Müslümanlık nedir peki? Yok laiklik dinlilik ise iyi ve tam Müslüman olarak yaşamak için laik olmak gerekiyorsa laikliği reddeden veya laiklikle tanışmamış eski veya şimdiki Müslümanların dinsiz olma veya eksik inançlı olma tehlikesi doğmaz mı?”

O sözlerini bu minval sürdürdü hepsini buraya aktarmama imkan yok. Söylemesi ayıp benim kafam karıştı. Halen de delilik mi velilik mi mantık oyunu mu karaman koyunu mu tam çözebilmiş değilim fakat beyin cimnastiği için yararlı görülebilir sandığımdan üzerinde durmaya çalışacağım. Ve sizler sabırlı olmaya davetlimsiniz.

İş sakat mı yoksa kesat mı diye bir söz vardır. Bizimkisi bu tavır dağınıklığına tam uymasa da yakın bir açıda yer edindiği muhakkak. Çünkü bu konu gibiler TC vb. rejimlerde tabu kılındığından işiniz hiç kolay değildir.

On beş asır önce böyle bir şey var mıydı, yok idiyse mesela yüz yıl sonra başka bir söz daha mı çıkacak? Bu disiplin tekâmül zincirine mi bağlıdır? Görül-düğü üzere sorular zinciri de uzayıp gidebilir. Ben hep-sini size aktararak kan basıncınızı (tansiyon) yükseltmek niyetinde değilim. Aksine yukarıdakileri bırakıp konu üzerine ciddi bir bakış koymak gerekecek.

Sadede gelmenin yeridir.

Kimi Müslümanlar inançlarını/dinlerini laiklik gibi kutsal bir görüş (veya ilkeler zinciri veya sistemi veya kabuller manzumasi vs.) ile desteklemediğinden eksik bir din ya da sakat bir dini hayat yaşamaktadır! Oysa mutlu bir Müslümanlık için laiklik gerekli bir kurumdur hatta şarttır. Laiklik kalite Müslümanlık, elit İslâm demektir. Bunu anlamayan ve reddeden kişiler mutsuz bir dini hayat yaşar veya öyle yaşamaları sağlanır, garanti edilir. İşte bunun yegâne anahtarı o sihirli kelimedir. Her iki dünyada mutluluğa ermek isteyenler derhal laik olmalıdır. Yalnızca Kuran-ı Kerim ve Allah Rasulü’nün buyruk öneri ve uygulamalarıyla mutlu Müslüman olunacağını iddia etmek bizatihi sakıncalı bir iddiadır.

Evet, onlar (b)öyle düşünüyor, yalnızca düşünmüyor, bu sapkınlığı silah kullanarak bize dayatıyor. Kısaca dinsiziz ve sizden nefret ediyoruz demek nerelerini bozar ki... Açık sözlülük konusunda pek bi mahçuplar canım!

Tarihe şöyle bir bakıldığında Müslümanların laiklikle tanışmazdan önceki hallerinin tam bir trajedi örneği olduğu görülür. Nerdeyse hepsi dipsiz bir mutsuzluk çukurunda ıstıraptan çırpınan tatminsiz birer ruh gibiydi. Mevcut ıstırap ile nirvanaya ulaşmaları da hiç mi hiç mümkün değildi. Hatta Hazret-i Muhammed devrinde işbu kutsal kelime bilinmediği için o ve yakın arkadaşları, bütün Mekke Medine halkı müthiş bir mutsuzluk yaşamış fakat ileriki yüzyıllarda mutluluğu yakalayacak, dini tekamül ettirecek o müthiş reform demlerinin özlemiyle tatmin olup teselli bulmuşlardır (binaenaleyh yaşasın cumhûriyet).

Durum vaziyeti böyleyken dinin ilk temsilcileri bile işbu mezkûr aşkla yanıp tutuşmuşken...

Amma velakin türlü engel gerici tutucu diğer Mekkeli İslâmi odakların baskısından dolayı bu isteklerini beklentilerini ne yazık günlük hayata taşıyıp yine günlük bir hayata geçirememişlerdir. İyi güzel mutlu olmak için TC’ye tutsak düşmüş zavallı şanssız Müslümanların miladi takvime göre XX.yy’ın ilk çeyrek yıllarını (mesela 1923) beklemek gibi hem dini hem tarihi bir talihsizlik dahi ıstırap dolu bir süreç yaşamak zorun-da kalmaları ne acıdır...

Bir kabule göre laiklik iddiasındakiler din ile dinsizler arasında tarafsız ve arabulucu kişiler biçiminde takdim edilir. Bu iddianın ön şartı ise laiklik dinsizlik demek değildir, önermesidir.

Buna göre laikçi olan kişi İslâmın karşısında bir tavır sahibi veya ayrı bir taraf değildir. Yani dinin alternatifi laiklik değil dinsizlik ya da başka bir şey(ler)dir.

İslâma düşman olmak kişiyi laik görüş sahibi etmez, hatta ilgisi yoktur. Sıradan bir İslâm düşmanı bilinen bir kâfir kılar o kadar. Laik olmadığı laiklik nedir bilmediği halde İslâma müthiş düşman bir sürü Hıristiyan Yahudi ateist komünist vs. vardır.

Dinin veya dinliliğin alternatifi dinsizliktir, dinsizliğin zıddı da dindir. Bir dinin rakibi(!) de yine başka bir din veya inanç sistemi olmak gerekir. Hak din İslâmdır ama putatapıcılık ona rakip çıkabilir çıkmıştır çıkıyor. Başarı şansı mı, o konu ayrı!

Kimileri laikliği de bir din bir dini kurum veya lâdini bir müessese olarak anlama anlatma gayreti sergiler. Bu boş bir çabadır. Laiklik bu yönüyle bir din olmaktan çok din aleyhtarlığı dini hayatın uygulanmasına ilişkin kısıtlama (belki de genişletme!) teklif ve tasarılarından ibaretmiş manzarasının dışına taşırılamayan bir dokunulmaz olup çıkmıştır. Laikliği dinsizlik değil din düşmanlığı organizasyonu gibi algılayanların varlığı bilinmektedir ama öyle edilip edilmediği sorusuyla birlikte edenlerin (failler) kimliği konusu halen tam netlik kazanmış değildir!

Deliveli dostumuz bunları yazdığımı duyup okursa beni cahillikle kendisini yanlış anlamakla eksik iktibas hatta intihalle suçlar, biliyorum. Bizim felsefeden mantıktan hoşgörüden iki laf etmekten dost hatırından anlamadığımızı söyler, aleyhimizde kimbilir neler atıp tutar.

İpe sapa gelmez kelam ile eleştirilmek inanın pek acıdır. Tamam da tatlı ilaç icat edildiğini söyleyen kim!


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık