• 25 Ocak 2019, Cuma 11:25
OSMAN KİBAR

OSMAN KİBAR

Dedeler ve Babalar

DEDELER ve BABALAR

-bir başka açıdan-

Dede inanışı

Dede geleneği ve etrafında şekillenen kabuller dünyası, kaynağını eski Türk inanışı ve İslam tasavvufundan alır. Mevlevi ve Kızılbaş/Alevi gelenekte dede, saygın ve ehl-i tasarruf bir kişiliktir. Mevlevilikte sıradan dergah yöneticisi (postnişin) iken Alevilikte daha bâtınî bir kabul ve sulta söz konusudur, soydangeçer (ırsîdir). Dedelik kurumu köken yönüyle kök-teñri inanışıyla da bağlantılıdır.[1] İslâmı kabul eden Türk toplulukları kam ozan baksı yerine dede’yi koymuştur.[2] Bunun erken dönem Müslüman Türkler için dinî kurumlaşma anlamında bütüncül bir işlev gördüğü de söylenebilir. Sünni ve Alevi gelenekte dede kabulü devam etmekle birlikte tekke kurumunda daha çok eren ermiş; velî, mürşit şeyh terimlerinin öne çıktığı görülür. Yine de Mevlevilikte dede terimi yerini korumuş ve günümüze kadar da ulaşmıştır. Alevi kültüründe ise dedeliğin hâlâ sosyal ve mistik bir karşılığı vardır (bkz. kızılbaş dedesi/alevi dedesi).

Tasavvuf geleneğinde takma ad (lakap, ünvan) öne çıkarılır. Lakap ve nispet bilgileri isteğe bağlı veya tabiî halde değişebilir, soy yanında yer’e (şehir) nispet edilir. Lakaplar zamanla adın yerini alır ve yalnız başlarına kullanılır: bağdadî, bursavî, konevî, silistrevî, yesevî vb.

Mansıp uhde mertebe ve ünvan sınıfındaki bilgi-ad’lar hitap ve lakaptan farklıdır. Bunlar meslekî geçici adlandırmadır, nezaket ve itibârî benzetmelere dayanan ünvanlar gibi değildir. Bunun yanında hacı hafız hoca gibi istek veya çalışmayla sahip olunan ünvanlar da vardır.

Türk kültüründe bölge veya şehri bir veli ile ilişkilendirme, mistik yükleme yapma bilinen yaygın bir konudur:

İstanbul için Eyüp Sultan (Eyyûb el-Ensârî)

Konya Mevlânâ

Bursa Emir Sultan ve Geyikli Baba

Ankara Hacı Bayram-ı Velî

Bağdat Ebu Hanîfe ve Halid-i Bağdâdî

Türkistan’da Ahmet Yesevî, Arslan Baba

Balkanlar’da Saru Saltuk, Otman Baba, Gül Baba...

Ayrıca Yunus Emre’nin on altı değişik yerde mezarı olduğunu da belirtelim.[3]

Yaşayan dede kabulü günümüz için Mevlevi ve Alevilikte, ölmüş dede kabulü ise daha çok Sünni gelenekte ve türbe olarak değil de makam (merkad) şeklinde sürmektedir.

Yakın geçmişte TT’de (Türkiye Türkçesi) büyükbabaya “abba/appa” denmekteydi. Abba’nın Köktürk yazıtlarında büyükbaba karşılığı olarak geçen “apa”[4] ile bir bağı olmalıdır diye düşünüyoruz. Bu durumda abba’da ünsüz ikizleşmesinden söz edilebilir. Abba’nın ağababa’dan kısalma bir birleşme olduğu iddiası gerçekçi değildir, belki halk etimolojisiyle ilgilenenlerin dikkatini çekebilir.[5]

Buradaki sosyokültürel okuma çok ilgi çekicidir. Büyükbabasına dede diyen bir çocuk, bir tasavvuf terimine akraba ünvanlığı yüklemektedir. Bu durum anlam yüklemesinden çok yüceltme tutumuyla ilgi görülmelidir. Keza “katun” (kağan eşi) kelimesinin “hatun” biçimiyle Türk kadınına ünvan olması da aynı yüceltme eğilimine örnek gösterilebilir.

*

Gelenekli yapıda dede, köy yakınında yüksekçe bir tepe üzerinde gömülü türbesiz ama mezar yeri belli ermiş’in adıdır. Kimliği açık değildir adıyla anılmaz ölüm tarihi bilinmez. Bunlar -zaten- gerekli de değildir. Dede hem ölüye hem de mezar yerine bir atıf olarak kullanılır. Orada gerçekten mezar olması gerekmez. Yer dede makamı olmaya uygunsa kabul için bu yeterlidir. Bazen gerçekten de söz konusu yerde Müslüman mezar(lar)ı vardır. Bu durumda ortada veya yüksekteki dede kabri olarak kabul edilir. Aynı dedeyi birkaç köy birden sahiplenebilir. Dede için mevlit okutma ve kurban kesme âdeti yoktur. Dede köy veya yörenin manevi koruyucusudur. Dede kültünün bu kadar önemsenmesine karşılık, dede’ye kişi adı olarak rastlanmaz.[6] XV.yy’da yazıya aktarılmış Dede Korkut destansı hikayelerindeki “dede” adı üzerinde ayrıca düşünülmelidir.

Dede makamı

Tepede coğrafi yapıya göre ya ulu meşe ya da çam ağacı bulunur. Bu ağaçlar kesilmez, tasarruf edilemez. Toprağı ve suyu şifalıdır. Çocuklar yıkanır, toprağı yaralara sarılıp bağlanır. Yanına gelen veya yakınından geçen bir Elham (Fâtiha) üç Kulhü (İhlas) okur. Dilek için çevresindeki ağaç dallarına bez (çember mendil peşkir) asılır. Gömülü kişinin ermiş (veliyullah: Allah dostu) olduğuna inanılır.

Dede güç durumdakilere Hızır gibi yetişir. Çocuğu olmayan kadınlar, hayırlı kısmet uman kızlar abdestli olarak dede’ye gider âyet okur dua eder mezar yerinden azıcık toprak alarak çemberinin ucuna düğümler. Yaşlılar vaktiyle dedenin geceleyin kandille dolaştığını söyler. Dede bazen yaşayan bir zaman gezginidir. Makamının yakınında harman yeri abdest aldığı ibrik kaynak veya çeşme altında namaz kıldığı belli bir ağaç vardır. Dede yeri bu yönüyle mezardan çok makam şeklinde algılanır. Ziyaret için gün belirlenmemiştir ve ritüele tabî değildir. Cazibe merkezi olarak kadınlar daha çok ilgi gösterir. Hıdrellez ve köy hayırlarında geleni gideni çok olur.

Boba tanımı

Bazı yörelerde dede makamı için “boba” da kullanılmaktadır. Boba ilk elde “baba” ile ilgili sanılsa da öyle değildir! Yaşayan Kızılbaş/alevî/bektaşî kültüründe ise baba da dede gibi mistik bir unsurdur (bkz. “baba+erenler”).

Baba ile boba arasındaki ilgiye dair bobaç (boba-ç/erkek ördek) örneği tartışılabilir. Burada sesteş benzerlik yoluyla bir anlam geçişmesi ortaya çıktığı düşünülür. Bu durumda baba ile boba anlamca birleşir! Uydurukçası elazığ olan Elaziz’de nerdeyse her sokakta bir baba türbesi görülür keza Baba Sultan Eski Baba (Babaeski) Munzurbaba Oruçbaba Serseribaba Tellibaba vd. örnekler “baba-boba” ilişkisine dair ipucu verir.

Ama biz boba’nın (b-oba) baba kelimesinden değişik bir kökene sahip olduğunu düşünüyoruz. Kökenbilim (etimoloji) yönünden boba “oba” ile ilgilidir ve oba’nın anlamdaş karşılığı “höyük”tür.[7] Bu durumda dede makamı tanımıyla höyük aynı anlamda birleşir. Oba eski Türkçeden günümüze Altay bölgesinden Balkan uçlarına kadar höyük’le aynı görevde kullanılagelmiştir. Biga yöresinde oba “b-” ön ses türemesi göstermiş ve “b-oba>boba” biçimine bürünmüştür. Yine boba, dede yerine kullanılmak yanında daha çok makam yerine bir atıftır.

TT’de oba aynı zamanda köyden küçük yerleşim birimi (mezra, kon) ve göçebe çadırı, Yörük konma yeri bildiren bir görevdedir.[8]

Oba ile ilgili gördüğümüz diğer bir kelime de “uva”dır. TT ağızlarında uva “ev önü, ev bahçesi, ev dışı” ve bazen de “sokak” karşılığı kullanılır. Uva “eb uy üy; oba owa öv”[9] kelimeleriyle de ilişkili olmalıdır. Genel anlamda ise uva, TT’de evin dışını (sokak) belirtir. Mesela kızanlar/bebeler/çocuklar uva’da oyun oynar; uva için “kır” da denir.

Dede inanışı günümüzde eski işlevini kaybetmiş, çekim merkezi olmaktan da çıkmış, ilgili gelenek de silinmeye yüz tutmuş gibidir. Gariptir ama durum taşrada/köylerde böyleyken bugün için il ilçe merkezindeki dede mezarları hâlâ ziyaretçi çekiyor. Özellikle Ramazan geldikte iftar için Oruç Baba’da[10] toplanan binlerce Müslüman bize çok şey (ne güzel şeyler) söylüyor!

Dede türbesi/kabri başında abdest alsın diye bırakılan ibrik, yüzünü silsin diye asılan havlu görülebilir.[11] Bu türlü eşya-malzeme bırakmanın sosyal bir karşılığı vardır: Bırakıcı, her Müslüman gibi ölünün onları kullanamayacağını bilir. Öyleyse / Evet, amaçlanan şey yoksulların bir süre kabir başında duran eşyayı kimse görmeden gelip almasını sağlamaktır. Bu dolaylı yardım ulaştırma yöntemi eski tarikat tekke ribat kervansaray ve han geleneğinde daha sofistike uygulanmaktaydı.

*

Sistemin/rejimin baba ve dede’ye bakışına gelince...

Ata dede mezarı türbe ve camilerinin imhasına[12] ek olarak adlarına da yasak konmuştur. Bu kanlı suç taşınmaz utanç çekilmez çile ve dinsiz/ateist trajedi olmak yanında tam bir ironi (karamizah) örneğidir.

Tc’de 21.06.1934 yılında çıkarılan 2258 sayılı yasa ile ağa bey beyefendi efendi hacı hafız hanım hanımefendi hazret hoca molla efendi paşa yanında, öncesi (30.11.1925) çelebi derviş şeyh seyit; dede ve baba ünvanlarını bulundurmak taşımak kullanmak yasaklanmıştı.[13] Bu teşebbüs tarih biliminin kaydettiği birkaç “en gözükara” ve “köktenimha” (radikal) cüret türünden biri olarak bilinir.[14] İnsanlık tarihi boyunca -meslek/zümre belki ama- bir halkın birbirine nasıl hitap edeceğine dair düzenleme/kısıtlama getirmek görülmüş işitilmiş şey değildir zira. Hâ bu arada sistemin amca dayı hala teyze yavrum canım cicim gülüm vb. hitapları es geçmesi görmezden gelmesi onun ne ölçü anlayış hoşgörü müsamaha kaynağı ve tahammül pınarı olduğuna en parlak delil olarak değerlendirilmelidir! Bu işin (acı gerçeğin) benzerine herhangi bir absurd roman ya da filimde rastlamaya uğraşmak ise imkansıza yakın zordur.

 

 


[1] Türklerin İslâm öncesi dini Şamanizm değildir, bu oryantalist ve yerli sözdeaydınların bir uydurmasıdır. Şaman kelimesi Tunguzcadır, Türkçede kullanılmaz.

[2] Dîvân’da “dede” baba karşılığı gösterilmiştir (c. III, s. 220).

[3] Hz. Ali’nin iki yerde (Necef/Irak, Mezar-ı Şerif/Afganistan), Ashab-ı Kehf’in ise Fas dahil sekiz değişik yerde mezarı gösterilmiştir (İkisi Türkiye’de: Afşin/Efsus, Tarsus).

[4] Prof. Dr. Muharrem Ergin, Orhun Abideleri, Boğaziçi Yayınları, İstanbul-1975.(Kül-Tigin, doğu-1); Dîvân’da ise “aba/apa” ana karşılığı gösterilmiştir (c. I, s. 86).

[5] Bilgi için bkz.

Tuncer Gülensoy, Doğu Anadolu Osmanlıcası, TKAE Yay. Ankara-1986, s. 45

Osman Kibar, Biga Yöresi Ağızları, Çanakkale-1988

Ayrıca “apa/apo” meselesi için şunlar söylenebilir: Anadolu ağızlarında baba, amca, dede, ağabey veya büyük, saygın anlamındadır. ET biçimi apa’dır. abdullah’tan kısaltma olarak görülse de yaygınlık sebebi, ET’den beri ünvan adı olarak kullanılmış olmasıdır diye düşünüyoruz. apa/apo arasındaki sesteş benzerlik durumu, belli bir tespitte bulunmayı güçleştiriyor).

[6] Çorum ve yöresinde dede kişi adı olarak da verilir (bkz. Osman Kibar, Türk Kültüründe Ad Verme, Akçağ Yay. Ankara-2005, s. 108).

[7] Benzer bir terim olan “ören” ise Ar. viran’dan galattır.

[8] “kon” Göçmen ağızlarında “ken” biçimiyle yaşamaktadır; “ken aşağısı” (ev önü, taşlık). “oba” Silifke’de komşu demektir. Ayrıca Yörük konduğu yer/Yörük çadırı demek!

[9] Diğer Türk şivelerinde “ev” karşılığı kullanılan kelimeler.

[10] Arpa Emini Mah. Kürkçübaşı Sk. Şehremini, İstanbul

[11] Yeni gömülen kişinin mezar gönderine de havlu bağlanır, yanına ibrik bırakılır.

[12] Sadece İstanbul’da 1800 cami imha edilmiştir. Ayrıca bkz. 1927’de çıkarılan Tc dahilinde bulunan Osmanlı tuğraları ve övgü yazılarının (alınlık, kitabe) kaldırılmasına dair 1057 sayılı kanun.

[13] İroniye de bkz. kanun teklifine imza olarak “... paşa hazretleri” kaydı açılmıştı.

[14] Adıgeçen zihniyetin halkın nasıl giyinmesi gerektiği sorusunu cevapsız bırakması beklenemezdi (misal: Şapka) Keza bu konuda daha kararlı/radikal bir vaziyet alınmış, cennethwatan sathında en uygunundan sayısız darağacı kurulmuş, Rize ve Trabzon denizden top atışıyla dövülmüştür (İroniye de bkz. savaş gemisi bir padişah adı taşıyordu: Hamidiye).


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık