• 17 Ekim 2018, Çarşamba 21:51
OSMAN KİBAR

OSMAN KİBAR

Çiziroman alemine (b)akışlar

ÇİZGİROMAN ve ÇİZGİFİLM ALEMİNE (B)AKIŞLAR

-bilumum yazı(lı) çizi işleri-

I

Milletlerin bir kültür dünyası (milli kültür) olduğu gibi kişilerin de bir kabuller değerler birikimi şahsi kültürleri vardır. Ama bu milli kültüre ters düşmez ve onun dışında değildir. Böyle bir düşünce bizi çocukların da ayrı bir kültür dünyası olduğu/olması sonucuna götürür ki doğru bir tesbittir. Bu dünya kendi içinde temelleri kuralları olan, çocuğun sosyal kimliğini belirleyen ona türlü sosyal roller veren/kazandıran, içinden çıkıldığında bir daha dönülemeyen bir alemdir. Çocukluğun bu dünyadaki yeri ve rolü kesin bir hat çizme zorluğuna rağmen dört beş ve on on beş yaşları arasıdır. İlk yaş sınırı çocuğun merak ve öğrenme isteğinin en güçlü olduğu yaş basamağıdır. Yine çocuğun okuma arzusunun en üst derecede görüldüğü çağın da on on beşli yaşlar olduğu eğitim uzmanlarınca söylenmektedir. Biz yazımızda işte bu ikinci yaş çevresini ele almak istiyoruz.

Yukarıda sözünü ettiğimiz çocuk kültürünün artık on yaşından sonra çok yönlü bir değişmeye yüz tuttuğu gözlenir. Bu değişmeden kastımız ergenlik aşaması olmayıp okuma arzusu ve bilgilerini temellendirme çabaları olarak düşünülmelidir. Bu çağda çocuk pek kontrol edilemez olur. Ailenin düşündüğü kontrolleri artık bir tür kısıtlama biçiminde anlar. Konumuzu, sözünü ettiğimiz bu kontrol müdahalesinden okuma ve özellikle kitap unsuru üzerine kuracağız.

Bu kısa giriş ardından hemen tahlillerimize geçebiliriz. Yine konumuz iyi-kötü kitap olmayıp çocuğun bu yolda gösterdiği eğilim ve tercihlerdir ve bu tercih -bizce- eskiden çizgiroman iken günümüzde daha çok çizgifilmdir. Yani halk ağzında (çocuk dilinde) bilinen şekliyle “tommikis, teksaz” kitapları ve kedi-fareli çizgifilmler.

Nedir çocuğu bu tür dergi kitap ve filmlere çeken?

Yine eskiden çoğu ana baba çocuğunun çizgiroman okumasını sakıncalı bulur(du). Bugün içinse herkes çizgifilm ve cep telefonuyla oynanmasından şikayetçi. Bu endişeler bütünüyle haksız da sayılmaz (Aşağıda sebepleri üzerinde duracağız). Büyükler yasaklasa da çocuk yine bulup okuyacak seyredecek oynayacaktır. Çünkü anılan malzemelerde merak süreklilik sürükleyicilik ve heyecan unsurları ağır basar, bunlar çocuğu çeker ve kendine bağlar.

Çizgiromanın kaynağını mağara resimleriyle açıklamaya çalışanlar olmuştur. Çizgifilm ise kabaca çizgiromanın hareketlendiriliş biçimidir. Bu ve bunun gibi kaynak tartışmaları yazımızın alanı dışındadır. Üzerinde durmak istediğimiz yön, çizgiroman ve çizgifilmin sosyal fonksiyonu veya böyle bir yönünün olup olmadığıdır. Özellikle çocuk üzerinde olumlu olumsuz etkileridir.

İlk önce çizgiromana bi bakalım.

Çizgiroman ne zaman nasıl sevilir tercih edilir raf ve tezgahlarda sergilenir minik ellerde görülür ve dolaşır olması ellili yıllardan sonradır. İlgi yoğunlaşması ise yetmişli yıllara tekabül eder. Yukarıda anılan dolaşım şu demektir: Çizgiromanlar gerçekten de elden ele dolaşarak okunurdu. Paylaşma yanında özellikle değiştirme/takas yapılırdı. Bu, karşılıklı birebir olabildiği gibi bazen iki Teksas’a bir Zagor şeklinde olurdu. Bu değer artımının elbette bir izahı vardı zira yeniyetmeler tommikis teksaz okurken yetişkinler zagor tex misterno veya conan okurdu. Kimi çocuklar ise işi ticarete döker, biriken çizgiromanları kaldırımüstü sergide satar, ikincielden kazandığıyla en yakın gazete bayiine gidip son sayı çizgiroman alıp yeni maceralara koşardı. Bayiye koşup ulaşma günü her haftanın perşembesi idi. Yeri düşmüşken, çocuklar işbu kitap ve dergilere “çizgiroman” demez doğrudan kitabın adını kullanırdı. Taşradaki adları ise “çekiş kitabı” idi; çekiş ise kavga demekti!

Peki çizgiromanı sadece çocuklar mı okurdu? Evet bi zamanlar öyleydi. Sonra altmışlı yetmişli yılların çocukları büyüdü ve bir kısmı -ki içlerinde ben de varım- çizgiroman okumaya devam etti. Hatta çizgifilmlerin gücü bile önümüzü kesmeye yetmedi!

Çizgiroman resmi karelendirme ve söz balonu (bubble) koyarak canlandırma tekniğidir. Bu resimlendirmede canlı-cansız motifler yer alır. Bu yol karikatürden ayrı düşünülür. Çizgiroman adı yanıltıcı olabilir, bu bir romanın çizgi ile iktibası değildir. Bazı kitaplar resimlenerek yayınlanır veya sadece o roman çizgiroman olarak yeniden üretilebilir. Çizgiromanı film şeridi (band resim) gibi düşünmeliyiz, ayrılan yön karelerdeki hareketlerin donuk oluşudur (Yukarıdakiler tersten okunarak çizgifilm tanımına ulaşılabilir).

Çizgiyle anlatım sinemaya paralel bir gelişme göstermiştir, en iyi örnek çizgifilmlerdir (Çizgiromanı bitiren de çizgifilm olmuştur). Her ne kadar teknik etki varsa da çizgiromanın kendi karakteristik özellikleri pek fazla değişmemiştir; “çizgi karelendirme ve söz balonları” çizgiromanın vazgeçilmez unsurları olarak tanınır.

Çizgiromanın batıda yaygınlık kazanması XX.yy. başlarına rastlar.

Batıda ilk çizgiroman (konuşma/söz balonsuz olarak) İngiliz ressam William Hogart tarafından çizildi diye bilinir (eser: A.Harlotis Progress, Uk-1734). Çizgi yapısına bakarak cartoon (karikatür) denmiştir. İlk konuşma balonu ekleme XX.yy başlarıdır. Çizgiromanda ilgi patlaması Amerikan resimli magazin dergileriyle olmuştur (1880). Bu döneme ait çizgiromanlar mizah ağırlıklı olduğu için comics diye adlandırılmıştır.

1930’lar ve devam sürecinde çok belirgin bir mizahtan şiddet’e (şiddet yüceltme) yönelme görülür. Hani nerdeyse yatağa/helaya bile elde kılıç belde silah giren işbu özel kişiler adam öldürmeden duramayan birer cinayet bağımlısı (seri katil) gibidir. Hepsi sanki doğuştan kılıç ustası attığını mutlaka vuran keskin nişancı, attığı oklar ise daima hedefte... yumruklar kodu mu oturtturan türdendir (Tek istisna Deli Balta’dır. O adam devirmede yumruk değil Osmanlı tokadı kullanır). Kurşunlar/mermiler -aynen- paçasından sinemadili damlayan Yeşilçam kordelalarındaki gibi hiç bitmez. Eh haliyle düşmanlar da hep kaybetmeye ayarlıdır.

Vurdukırdı bol miktar kan ceset teşhiri kötükişi resm-i geçidi ve sanki hiç bi’şey olmamış gibi yeni bi macerada dipdiri dahi oldukça zinde olarak karşımıza çıkan çizgikişi ve bol miktar algı, bilinçaltı beslemesi/yemlemesi... Günümüz mafya dizileri de aynı sapkın/çarpık mantıkla çekiliyor; aman da ne saadet!

Neyse...

Siyah-beyaz renklerle çalışılır. Renkli tekniğe geçiş yine sinemaya paraleldir (Renklendirme ve kısmen çizim günümüzde artık bilgisayarla yapılıyor). Bu arada gazeteyi sinemadan öne almak gerekir, ilham kaynağı sinema olmakla birlikte çizgiroman yaygınlığını gazeteyle sonraları müstakil dergiler halinde göstermiştir. Her ne kadar sinemaya aktarılan çizgiroman kişilikleri varsa da teknik ilham kamera objektifidir.

Çizgiroman kendisiyle birlikte bir takım sosyal dinamikleri de beraberinde getirmiştir. Bizce en önemlisi tarihi ve ahlaki açıdan seçtiği temalardır. Eğlenti unsuru olarak zamanla toplumun -özellikle çocukların- ilgisini toplamış, zaman içinde bol kazançlı bir tutkuya dönmüştür.  Özellikle ülkemizde diğer temaların ihmali bu “sanat sektörü”nün yalnızca bu hedefe saplanıp kalmasına yol açmıştır.

Nasıl destan hikaye masal kültürü varsa bir çizgiroman ve çizgifilm kültüründen de söz etmek yadırganmaz.

Benzer pek çok örnekte görüldüğü gibi çizgiroman da bizde iktibas (alıntı), intihal (çalıntı) taklit kopya veya birebir tercümeyle başlamıştır. Bu meyanda 1930’larda yayınlanan ilk çizgiroman dergisi Binbir Roman’dır. Sonraki bilinen dergi ise Köroğlu’dur (1953).

Amerikan tarihi hayat tarzı idealleri ile bi’takım kahraman tiplemeler bizde de sevildi tutuldu / Şuydu onlar:

Alaska (Ken Parker, Usa-1977), Asteriks (Astérix le Gaulois, Fransa, 1959), Atlantis (Martin Mystere, İtalya, 1975), Conan (Usa-1932), Gordon (Flash Gordon, Usa-1934), Hasbi Tembeler (Beetle Bailey, Usa-1959), Hoş Memo (Li’l Abner, Usa-1934), Jeriko (Jericho/Jesus, İtalya-1976), Judas (Alan Scott, İtalya-1971), Kaptan Swing (Tutto Mark/ Comandante Mark, İtalya-1966), Kızıl Maske (the Phantom/Kit Walker, Usa-1936), Kinova (Sam Boyle, İtalya-1950), Mr. No (İtalya-1975), Pecos Bill (İtalya-1949), Red Kit (Lucky Luke, Belçika/Fransa-1954), Tarzan (Tarzan the Mighty, Usa-1928), Teks (Tex Willer, İtalya-1948), Teksas (Texas/İl Grande Blek, İtalya-1954), Tenten (Tintin, Belçika-1929), Tom Braks (Alan Mistoro, İtalya-1952), Tom Miks (Capitan Miki, İtalya-1931), Vampirella (Usa-1969), Vikingler (Wickie und die starken Männer/Viking Viki, Japon&Avusturya, Japonya-1972), Zagor (Patrick Wilding, İtalya-1960)

Taklit ve tercüme demişken...

Misal Flash Gordon, Şahap Ayhan tarafından Baytekin adıyla sözde “millileştirilmiş” idi (1956). İl Grande Blek ise sesteş taklit yoluyla Çelik Bilek olarak tercümeye maruz kalmış idi ki camiada zor görülür bir kepazeliktir. Hele Lucky Luke’in Red Kit adıyla yayınlanması ve halen öyle devam ediyor olması, telif patent vb. haklarını ilgilendirir olsa gerektir!

İki üç yayınevinin (Tay ve Ceylan /sonraki dönem Alfa) tekelinde olarak sistemli bir basım-yayın-dağıtım ağı kuruldu. Okuyucu kitabı bitirdiğinde kendini bir kovboy (sığırtmaç) filminden çıkmış sanacak kadar Amerikan patentliydi bu masum yayınlar! Gariptir ama Amerikan hayat tarzını veren Amerikan milliyetçiliğini dayatan bu dergilerin İtalyanlar tarafından çiziliyordu. Hikayesi İtalya’da geçen Asteriks ise Fransız malıydı: Astérix le Gaulois. Çevirilerdeki zorluklar basit masaüstü yayıncılık becerileriyle aşılıyordu! Orijinalinde beng diye verilen silah sesi dan diye çevriliyordu. Kişi adlarına da yeni/uydurma ünvanlar ekleniyordu:

Zagor Te-Nay, Algonquin adlı Kızılderili (red indian) kabile dilinde baltalı put demektir; öyleyse gelsin baltalı ilah, Kinova’nın (Sam Boyle) kılıktan kılığa girmesine bakarak binbir suat, İl Grande Blek’e (Texas) ise sesteş benzetme/uydurma yapılır: çelik bilek, Kaptan Swing (Comandante Mark) için hikaye yeri olan Ontario Gölü’ne telmihen “ontario kurtları”, Li’l Abner’e hoş memo, kaytarıcı asker Beetle Bailey’e ise hasbi tembeler adı iliştirilir. Asteriks’teki kişi adları ise şöyle edilmiştir: bücüriks (asterix), büyüfiks (panoramix), dediğimdedikis (bonnemine), eskitoprakis (Agecanonix), farfariks (geriatriks), hopdedikis/oburisk (obélix), toptoriks (abraracourcix). Asteriks’e dair işbu uyarlamalar İslam Çupi tarafından yapıldı bilinir (bkz. çizgiroman tefrika, Tercüman Gazetesi).

Bu arada -bir hakteslimi olarak- anılan eserlerin aslında yer alan ayıp(lı) sözlerin (sövgü vb.) ayıklandığını belirtmeliyiz.

Denmeden kalmasın:

Batıdaki hikayelerde çizgikişiler dindardı, kilise kültürünün çocuğuydu. Hikaye akışında hıristiyanlık ve dini kültür unsurları (atıf, terim, motif, figür) bolca sunulurken bizimkiler -tam din aleyhtarı denmese de- epey lâ-dinî idi. Gürbüz Azak üretimi Deli Balta gibi bir elin parmak sayısı kadarcık olumlu örnek hariç!

Kuşkusuz lâ-dinî derken insaftan yana epey nasipli davrandığımız sanılmalıdır! Neden mi / el-cevap:

Batı kültüründe yakınlara/akrabalara adlarıyla hitap geleneği vardır; bizde yoktur! Hatta eve yeni alınan bir köpeğe dede nine veya bir melek peygamber adı verilir. Amerika’daki evcil köpeklerin neredeyse yarısının adı mayk (mıke-mikâil) ve co’dur (joe-yusuf). Bâ-husus, bu çizgiroman ve çizgifilm dünyasında da böyledir (bkz. miki fare vb.) Ülkemizde kimi ateist çizgiroman ve çizgidizi dergilerinde de benzer adlandırma görmek kimseyi şaşırtmıyor. Amerikan çizgifilm karakteri Garfield taklidi olmaya soyunmuş izlenimi veren Kötü Kedi Şerafettin (çizgifilmi de yapıldı, 2016), Kral Şakir vb. tipolojiler buna örnek gösterilebilir. Hıristiyan kültüründe sapkın sevgiden türemiş bir kültür üretimi gerçeği varken “sözde biz”deki İslam nefretine dayalı veya popüler şaşkınlık eseri sapkın bir yansımadır (Bu tam da mahiyet farkını ima eder). Benzer dini değerleri aşağılayıcı adlandırma şehvetinin kötü karakterler üzerinden sinema filmi ve tv dizilerinde de dolgun ölçü uygulandığı görülür.

Vee çizgiroman dediğin siyah-beyaz olur, kapakları ise çok renkli. Batıda ve bizde renklisi denenmiş lakin pek tutmamıştı. İnsanlar/çocuklar bir bilgi ve tecrübeye dayalı olmaksızın siyah fırça darbesinden hoşlanıyor, gölge-ışık gözetiyor gibiydi.

Sonra bizde de yerli çizgiromanlar görülmeye başlandı. Ama bir yenilik vardı: Bizim yabancı tanıdık tipin taklidi “yerli” kahraman çizgi dünyasında işveli hatunlarla ilgilenmekten kahramanlık yapmaya pek fırsat bulamıyordu! Bu yerli tipin bizle ve bizim dünyamızla pek ilgisi yok gibiydi. Çok argo konuşuyordu saçı başı giyimi kuşamı başka türlüydü (Silme özenti birebir kopya taklit intihal). Çoğunun ayağında tayt vardı ve hele bir tanesi mini etekli erkekti. Bir öteki Sümer Türklerinden(!) Kara Orkun idi. Cümlesi ara sıra ve sanki ayıp olmasın diye “kahpe” düşmana “lütfen” kılıç sallıyorlardı.

Aslında bütün bu tuhaflıklara gerek yoktu ya da kıyı kenarda eritilebilirdi. Kaliteli çizgi ve düzeyli konular seçilerek bir yerli çizgiroman geleneği kurabilirdik. Fakat halka yabancı ve öz kültürüne düşman aydın tipinin “karakteri” ağır basmıştı!

Aşağıda, anılan tipolojiye (tipleme/strip) dair birkaç çizgikişi örneği üzerinde kısaca duracağız.

II

Çizgiromanlarda “başroldeki tip”in geçmişi epey füludur. Servet-i fünûn roman kişileri gibi ne iş yaptığı hangi eğitimi aldığı gelir kaynağı yetki sorumluluk hesapverirlik’i belli/net değildir; sanki meşru bir öç peşinde tehlike/macera dolu gözükara bir yaşam sürmeye kilitlenmiştir. Sosyal konumu muğlaktır; bi’tür “profesyonel kahraman”dır! Mesleği ve kazanç/güç kaynağı belirsizdir. Tek başına ordu gibidir. Çalışmaz, geçim derdi yoktur. Zeki kurnaz cesur acımasız intikamcı şiddet yanlısı ve zafere susamış bir yapı sergiler. Sanki kendini belli erdemlerin gerçekleşmesine adamış gibidir. Bekardır ve ufukta evlilik görünmez. Evlenmez ve çoluk çocuğa karışmaz. Ama yolunu gözleyen ya da yatağını süsleyen güzelce bir/birkaç sevgilisi vardır. En yakın dostu bir insan değil at kurt köpek veya penguendir. Yanından hiç ayrılmayan abuk subuk (egzantrik) insansı yarıaptal sakat sözde komik ve ona taparcasına bağlı yedek (yedekparça kıvamında) bir (bazen iki üç) yardımcı/yamak tip daha bulunur. Ortada ana baba ve kardeş görünmez. Karaoğlan’ın babası Baybora ve Tarkan’ın âbisi Tan dışında fazla örnek yoktur. Giyim(ler) hep aynıdır (kılık değiştirme hariç), tıraş biçimleri hiç değişmez. Nerdeyse yiyip içme dertleri yoktur. İbadet etmez tuvalete gitmez yaşlanmaz ve asla ölmezler. Olağanüstü özelliklere sahiptirler. Her zorluk ve tuzaktan mutlaka kurtulurlar. Macera yaşamak için yaratılmış gibidirler; bizzat kendileri maceradır! Geçmiş neyse de çizgikişinin gelecek’i de epey meşkûktür; amacı nedir, sonra/büyüyünce ne yapacaktır; oradan şuralara savrulmak nereye kadardır hiç/bi’türlü ölmemek ne demektir? Yukarıdaki tesbitler aslında cizvit/jakoben şövalye tanımına pek uygundur, yani batılı çizgiroman ve çizgi film tipleri idealize edilmiş hıristiyan kahraman örneğidir.

Mükemmel sağlıklı idealize beden yapısına sahiptir yakışıklı ve çekicidir. hiç diş çektirmez ameliyat falan olmazlar. Giyim gibi vücut dili ve mimikler de nerdeyse hiç değişmez; hep aynı biçimde bakar kızar şaşar atlar koşar güler sever... Kalıplaşmış kelime (hitap ünlem) ve cümle tekrarı vazgeçilmezdir (Çizgifilmde ise hareket tekrarı vardır).

Ve şiddet... çizgikişi kestiği ceza ve öç peşindedir lakin kötükişi(ler)in ölümü çoğu kere şahsi hata veya iltimas soslu yan şartlara bağlı olarak gerçekleşir; hayat onları döver kader ağlarını örer: Kendi tuzağına düşme yıldırım düşme uçurumdan düşme şimşek çakma yangın çıkma kaza kurşunu yeme vahşi hayvan yeme vb. Kimi kere böyle naif değil wahşi bir infaz ortaya konur: Bu babam için bu anam için bu can û canan için bu da kan ağlayan vatan için deyu kılıç çalma kurşun sıkma yapılır.

Her hâlükârda kötülerinki -tereddütsüz- hak edilmiş bir son’dur. Okuyucu/seyirci tatmin şehvetiyle okkalı bir oh çeker, kötü/ler layığını bulmuştur daha n’olsundur! Okuyucu buna hazırlanır hazırdır zaten bekliyordur. Çok az karî, okuduğu roman/çizgiroman ve seyrettiği filmde kötülerin tarafını tutar!

Günümüz çizgifilmlerinde yüceltilen figürlerde çizgiromana göre şiddet katsayı artışı ve cinsiyet belirsizliği dikkat çekicidir. Ayrıca tek tanrılı dinlere alternatif olarak unutulmuş pagan (put) kültürü gayet etkileyici çekici ritüeller eşliğinde işlenmektedir. “tanrı, yarıtanrı” özelliklere sahip tipler ve kafa karıştırıcı senaryolar eşliğinde çocukların beyni allak bullak ediliyor, bilinçaltına tehlikeli/muzır/zararlı inanç sapkın fikir ve şiddet zevki aşılanıyor. Biz buna şimdilik “beyin turbulansı operasyonu” demekle yetinelim.

Çizgifilmin çizgiromana göre daha etkili olmasının sırrı nerdeyse sonsuz bir “şekil hız hareket” imkanına sahip olmasıdır. Çizgifilm sektörünün ekonomik boyutu ise ihmale gelmez iştah kabartıcı bir gerçeklik olarak ilgilenenleri bekliyor!

Tipoloji bir bilim dalıdır. Masalda da destanda da hikayede de tipleme vardır (Sinemada ise casting). Diğer bir deyişle belirli tip ve motifler vardır. Bizim yerli çizgiroman piyasasındaki tipler -ne yazık- taklit ucube tuhaf uydurma kişi ve karakterler olarak pazarlandı. Bugün için çizgifilmlerin de etkisiyle çizgiroman gündemden düşmüş gibidir. Yani “bizden” tiplerin bizle ilgili maceralarını doyasıya(!) okuyamadan çizgifilmin affetmeyen/acımasız dünyasına dalmış bulunuyoruz. Sinemada yaşanan oyuncu ve konu kıtlığı (veya aykırılığı) çizgiromanda da “çizgialtı” kalmıştır. Daha doğrusu işler taklit çeviri uyarlama/yuvarlama usulünce yürüyüp giderken hiç hesaplanmayan bir şey olmuş tv ile birlikte çizgifilm rüzgarı esmiş ve “kendi çizgiromanımız” daha kurulamadan çok güçlü bir teknik düşmanla/rakiple karşılaşmıştır.

İyice insafsız olmamak için yakın zamana kadar “tek kanal” tv’de ancak Ramazan ve Kurban bayramlarında gösterilen bir elin parmak sayısınca yerli veya yarı-yerli yapım çizgifilm üreticilerini saygıyla selamlıyorum. Çizgiroman fırsatını kaçırdık, Türk çizgiromanından söz eden yok. Şimdi bize özgü ve mutlaka hız’ı esas alan kaliteli çizgifilmler bekliyoruz.

Yerli çizgifilm üzerine...

Emre, ilk(?) yerli çizgifilm diye bilinir (bkz. DİB yapımı, 1998).

            Diğerleri: Ayas, Barbaros, Dede Korkut Hikayeleri, Fındık Kız, Gürgen ile Azmi/İstanbul Muhafızları (Çizgisineması da yapıldı, 2018), Keko, Keloğlan, Kötü Kedi Şerafettin (Şero), Kral Şakir, Leliko, Maysa ve Bulut, Mete, Murat ve Ailesi, Pepe, Rafadan Tayfa, Tospik...

Yabancı -ünlü- birkaç çizgifilm

Atom Ant (Atom Karınca, Usa-1965), Bags Bani (Bugs Bunny, Usa-1938), Gartfilt (Garfield, Usa-1978), Haydi (Heidi, Japon-1974), Hi-Men (He-Man, Usa-1983), Jetgiller (the Jetsons, Usa-1962), Maşa ile Koca Ayı (Masha i Medved, Rus, 2009), Miki Fare (Mickey Mouse, Usa-1928), Müfettiş Jadet, (İnspector Gadget, Usa-1983, Pembe Panter (Pink Panther, Fransa-1964), Red Kit (Lucky Luke, Fransa-1972), Sevimli Hayalet Kespır (Casper, Usa-1948), Simpsonlar (the Simpsons, Usa-1989), Sinopi (Snoopy, Usa-1965), Şeker Kız Kendi (Candy, Japon-1976), Şirinler (Les Schtroumpfs, Belçika-1981), Taş Devri (The Flintstones, Usa-1960), Temel Reis (Popeye, Usa-1929), Voltran (Hyakujū ō Go raion, Japon-1980)

Müslüman çizgiromanlar

Abdul Qamar Arabian Knight/Arap Şövalyesi (Bedevi Müslüman), Alibaba/Alababa, Batal, Damascus (Şam), Dost/Dust/Sooraya Qadir (Afgan Müslüman), Hamza, Josiah al hajj Saddiq (Zenci Müslüman), Kamala Khan (Müslüman Arap), Kısmet/Kismet, Naif al-Sheikh, Nightrunner (Cezayirli Müslüman), Rampart/Jaffar Ibn Haroun Al Raschid (Müslüman bir prens), Sedara Bakut, the 99 (esma-i hüsna’ya atıf), the Archer of Arabia (Arabistanlı Müslüman okçu), Yeniçeri/Janissary/Selma Tolon (Selma, Kanuni’nin kılıcını kullanan bir Türk)

Bunlar Amerikan yapımı (made in Usa). Aynen Tom Miks ve Texas’ın İtalyan üretimi olması gibi. Gerçi gönül, kendi hikayemizi kendimiz anlatalım yazalım çizelim çekelim diyor ama şu son yüz yıllık zillet yüzünden azıcık daha beklemek gerekiyor zira artık teknoloji bize (de) çalışıyor ve onu halkına yasaklayacak -kahrolası- tekpartili tekadamlı rejimler çöküyor.

III

Yerliçizime birkaç örnek

Tarkan

Hikaye zamanı: V.yy.

Tarkan, bildiğimiz hayvan elinde büyütülen arslan çocuk, kurt çocuk, orman çocuk hikayesidir. Yani Romalı romus romulus kardeşler’in sözde yerli versiyonudur. O, Atilla’nın fedaisi, çul-mini etekli sarışın uzunsaç milli kahraman Tarkan’dır (bkz. Tarkan/Honoriya’nın yüzüğü, Gümüş eyer’ler, Kurttan süt müt emmeler / Kartal tibetler, Sezgin buraklar, Kelbaşa şimşir taraklar vs.) Tarkan, altmışlı yıllarda (1967) Sezgin Burak adlı bir çizer tarafından Eski Türkçe tarhan’a (ya da tarkat / aslında “tarzan”) benzetilme (bilinçli galat/uydurma) bir çizgikişi adı olarak üretilmiştir; Türkçede böyle bir kelime yoktur ve ad resmen tarzan taklididir (bkz. Tarzan the Mighty, Usa-1928). Aynı adla gazete tefrikası (bantçizgi, Hürriyet Gazetesi) ve müstakil dergi olarak yayınlanmış ayrıca sinema filmleri de çekilmiştir.

Karaoğlan

Hikaye zamanı: XIII.yy.

A.Ziya Kozanoğlu’nun Kızıltuğ (ilk yayın: 1926) adlı hikayesinden 1959’dan itibaren Suat Yalaz tarafından çizgileştirilmiştir ve çizgikişinin adı o dönemde Kaan’dır. 1963’te Suat Yalaz kişi adını Karaoğlan yaparak hikayeyi kendisi sürdürmeye başlamıştır. Karaoğlan, çizgi dünyasında güzel/oynaş hatunlarla ilgilenmekten kılıç sallamaya vakit bulamayan bir kişilik olarak piyasaya sürülmüştür. Karaoğlan herhangi bir makam ve mercinin fedaisi değildir, o sanki Altaylardan kopup gelen otorite tanımaz gönüllü bir akıncı/çapulcu gibidir; boşvermişin tekidir amaçsızdır namaz niyaz din imanla pek işi yoktur yani Müslüman denmeye bin şahit ister! Epey laikçidir ve resmen Cehape’ye yakın bir imaj çalışmasıdır! Karaoğlan, aslında Prince Valiant (Kahraman prens, Usa-1937) örnek alınarak üretilmiş taklit bir çizgikişidir. İddia odur ki dışarıda da yayınlanmış (Fransa’da ve Kebir adıyla?)

Karamurat

Hikaye zamanı: XV.yy.

Abdullah Turhan tarafından çizilen Karamurat, ilk olarak Günaydın Gazetesinde yayınlanmıştır (1971). Karamurat sözde Fatih’in fedaisidir ama yeri gelir Hasan Sabbah (XIII.yy) ile dalaşır! Kod adı olarak  ise Tudor’u kullanır. 1974’ten itibaren müstakil dergi olarak çıkmıştır. İlk Karamurat filmi “Karamurat/Fatih’in Fedaisi” adıyla çekilmiştir (yön. Natuk Baytan, 1972). Sonra nerdeyse her yıl bir Karamurat filmi çekilmek suretiyle seri 7’de tamamlanmıştır. Karamurat da selefi Karaoğlan gibi güzel/oynak hatunlarla ilgilenmekten kılıç sallamaya vakit bulamayan bir kişilik olarak resmedilmiştir. Adı bile “kara” olmasına rağmen sinema filmlerinde kumral ve mavi gözlü bir oyuncu (Fahrettin Cüreklibatur/Cüneyt Arkın) tarafından canlandırılması ise tam bir ironi örneğidir!

Tolga

Hikaye zamanı: XIII.yy.

Abdullah Turhan, Suat Yalaz’ın Karaoğlanı’na karşı “benzer” Tolga’yı da çizmiştir (1971-1983). Tolga, aynen Jeronimo gibi sarışın ve sırtında postike ile yine at sırtında dolaşan kimliksiz silik ve öteki benzerleri gibi “çakma” bir tiplemedir.

Volkan

Hikaye zamanı: XX.yy.

Ali Recan’ın Yüzbaşı Volkan’ı (tefrika, 1971; dergi 1975-1993) ise kötü bir Flash Gordon (Usa-1934) taklidi sayılır. İddia odur ki Capitano Vulcan adıyla Usa’da (İtalya?) da yayınlanmış!

Ek bilgi-I: Çizgikişilerin nerdeyse hepsi erkektir. Red Sonja (Conan’ın eki, 1978) ve Vampirella (1969) türü üç beş müstehcen çizgikarı istisnadır. Türk kadın çizgikişi yoktur.

Ek bilgi-II: Tc’de çizgiroman etkisiyle üç beş kovboy filmi de çekilmiştir. Bu, insanlık adına bir utanç olmak yanısıra tam bir karamizah örneğidir.

Yukarıda adıgeçen olumsuzluk zevk hezimeti ve beğeni zilletine karşı olumlu örnek Deli Balta gösterilebilir.

Deli Balta

Hikaye zamanı: XVI.yy.

Gürbüz Azak tarafından yazılıp çizilen milli özellikte bir çizgiromandır. Türkiye Gazetesi ve Türkiye Çocuk dergisinde yayınlanmıştır (1983-2006). Dizifilm olarak da çekilmiştir (1993). Deli Balta “bizden” biridir, tam bir Osmanlı akıncı tiplemesidir. Allah yolunda cihat eder, karı kız aşna fişna ile işi yoktur. Rüzgâr gibi at koşturan ve Müthiş Süvari adıyla ün kazanan Deli Balta, kâh Osmanlı coğrafyasında kâh uçlarda kâh küffar ikliminde at sürer, yabancı ülkelerde ve denizlerde devletçe verilmiş gizli/özel görevleri yerine getirir. O, Frengistan Endülüs Balkanlar bazen de Anadolu içlerinde gece gündüz yol alan kuş uçmaz vadilerden kervan yürüten ulu dağlar aşan kendisine kurulan tuzakları bozan “tek başına bir ordu”dur. Sahtekârların casusların isyankârların zalim kafirlerin korkulu rüyası, mazlum Müslümanların yardımcısıdır.

Tenkıyd: Adında balta (hem de deli cinsinden) olmasına rağmen zinhar ol nesneden uzak durur, beline değil sırtına astığı çifte su verilmiş Osmanlı kılıcı ile cenk ederdi.

Kurtoğlu Muslihiddin

Hikaye zamanı: XVI.yy.

C.Cem Ertürk tarafından yazılıp çizilen milli özellikte bir çizgiromandır. Türkiye Çocuk ilk sayıda yayınlanmaya başlamıştır (1981-1984). Kurtoğlu, Akdenizde ün salmış bir deniz akıncısıdır. Kafir korsanların korkulu rüyası olmuştur. Aslında gerçek bir tarihi kişiliktir: Kurtoğlu Ahmet’in oğlu Muslihiddin bin Kılıç (1487-1535)

Topuz

Vehip Sinan’ın çocuklara yönelik yarı karikatür tarzı bir çizgiromandır. Tercüman Gazetesinde tefrika ile başlamıştır (1977).

Binbir Gece Masalları

Vehip Sinan’ın yine çocuklara yönelik yarı karikatür tarzı bir çizgiromandır. Türkiye Çocuk dergisinde yayınlanmıştır (1984).

*

Öteki çizgiromanlar

Bahadır (Burhanettin Şener), Caveman, Dadaş Hasan (Erol Denli), Donanma Kaplanı, Duman Reis (Ersin Burak), Haskoç Adam (Caner Atakul), Hızlı Gazeteci (Necdet Şen), Kaptan Mirza (Özgün Uysal), Kara Orkun (Şahap Ayhan), Kara Sinan (İsmet Kırdar), Karabasan Yıldıray Çınar), Malkoçoğlu (Ayhan Başoğlu), Pırılkız (Mahmut Asrar), Şehir Köpeği (Murat Bozkurt), Ustura Kemal (Haldun Seval), Yandım Ali (Suat Yalaz), Yıldırım (Rafet Kartal)...

Dadaş Hasan’a dair

Dadaş Hasan nam-ı dîger Vatandaş Hasan, Erol Denli çizimidir (Tercüman Gazetesi, 1974). Bu çalışmayı benzerlerinden ayıran, çizgikişi olarak Yeşilçam oyuncularının resmedilmesidir. Dadaş Hasan tiplemesi için Fikret Hakan’ın (Bumin Gaffar Çıtanak) yüzü kullanılmıştır. Bu çizgiroman filme de aktarılmıştır başrolde ise Hakan Balamir oynamıştır (yön. Artun Yeres, 1975).

Karikatür tarzı olanlar

Abdülcanbaz (Turhan Selçuk), Avanak Avni (Oğuz Aral), Çarıklı Diplomat Şaban (Mim Uykusuz), En Kahraman Rıdvan (Bülent Arabacıoğlu), Gaddar Davut (Nuri Kurtcebe), Kötü Kedi Şerafettin (Bülent Üstün), Utanmaz Adam (Oğuz Aral), Vakur Barut (Suat Gönülay)...

IV

Tartışma-I

Resimli roman/fotoroman

Daha çok İtalya çıkışlı (ve bizde haliyle tercüme ve ardınca taklit/kopya) siyahbeyaz dizi foto baskı gazete tam sayfası ya da cepboy kitap olarak tâ seksenli yıllara kadar varlığını sürdürmüş bir akım. Konu mankenleri/oyuncular senaryoya göre -dondurulmuş film karesi gibi- fotolanır, sözbalonu değil foto üzerine serpme biçimde dizilmiş kelime/cümleler bulunur ve konuşana dair işaret çubuğu kullanılır.

Ve “grafik roman”

Günümüz için yeni denebilir ve çizgi romandan farklı olarak karakterlerin daha insan olduğu (misal: Öldüğü vb.) konular işleyen devam endişesinden uzak çizime dayalı kitap türü.

Tartışma-II

Bilgisayar (atari) oyunları ne kadar çizgifilm? Bu henüz konuşulmuyor ama belli oyun karakterlerinin değişik oyunlarda devamlılık (seri) kazanması durumunda adıgeçen oyunların da sektörde yerini alması muhtemeldir.

Tartışma-III

Hâ yeniden çizgiroman mı / Neden olmasın (Hatta bence olmalı).

*

Hâmiş

Kaynak eser ve kişilere övgüde bulunuyor ve teşekkür ediyorum.

*

Evet, bu yazının da sonu’na geldik. Aynen alışılagelmiş çizgiroman son sayfa jargonu “bu maceranın sonu” gibi.

 

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


Kaan Tutuk Kaan Tutuk 27.10.2018 22:27

Osman Hocam emeğinize sağlık çok güzel bir açıklama

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık