• 19 Kasım 2018, Pazartesi 19:04
OSMAN KİBAR

OSMAN KİBAR

Çizgiroman dünyasından mektuplar

ÇİZGİROMAN DÜNYASINDAN cevabî MEKTUPLAR

medyamit.com”da yayınlanan “Tarzan komplex” (bkz. 07.10.2108) ve “Çizgiroman alemine (b)akışlar” (bkz. 17.10.2108)  adlı deneme yazılarımız beklenmez ölçü alaka ile karşılandı beklentiüstü acayyip -hani hiç umulmaz- ilgi gördü. İş o noktaya/kerteye geldi kim yurtdışından da hayretler dile getirildi (lakin heyetler gelmedi). Erbap/rebap/ahbap/ehibbâ ve yârân arasında yoğun bi fikir alışveriş tırafik’i yaşandı nice kutlama teati edildi: e-mail mektup messaje kart telegrafia cep-telefonia vb.

Hepsini bu kısıtlı alana sığdırmak bi’l-cümlesine teşekkür yağdırmak mümkün olmadığından aşağıda sadece üç beş (rakam ile 3 ve 5) mektup not e-mail örneği tarafımdan siz pek değerli okuyucularımızın istifadesine sunulmak istendi.

*

Çizgikişiler -sağolsunlar- sadık okuyucularını unutmamış.

Pek mütehassis oldum yani derin hislendim yoğun duygulandım.

Özellikle örnek insan Avarel’in mektubu pek avutucuydu. Selam ile başlıyor yazar olmamdan duyduğu derin mutluluğu dile getiriyor ve tez güne yüzyüze ruberu tatate görüşmek dileğinde bulunuyordu. Kendileri bu ara/şu sıra -mûtad üzre- Kulvar Kalesi’nde tutukluymuş. Günleri ayakta zincirli topuz taş kırmayla geçiyormuş. Azatsız it ve vazgeçilmez belalısı Rintintin (bkz. bi köpek adı) yine etrafta dolanıyor gerekmediği halde yerli yersiz havlıyormuş. Co, ise durmadan bildik âbilik raconu kesiyor yine sonu hüsrana endexli aptalca kaçış pilanları yapıyormuş. Anlaşıldığı kadarıyla diğer iki agası ile ilgili bir puroblem yaşamıyormuş.

Avarel’in ezeli düşman Red Kit’ten (Lucky Luke) hiç söz etmemesini hayra yormadım. Herhalde kendince bi sebebi ve gizli bi bildiği vardır.

*

Ötekiler neyse de Patrick Wilding yani Zagor Te-Nay (ki Algonquin adlı Kızılderili/red indian kabile dilinde baltalı ilah/put demektir) ve şişko dostu tersuzamış boylu Çiko cevap yazma tenezzülünde bulunmadılar. Vatanları sağ olsun (“canları olacaktı” galiba). Neyse elbet onların da başına bir iş gelir ve görürler ebelerinin örekesinde kaç türlü kasım çiçek’i (kasımpatı) açarmış ve etrafa neş’e saçarmış. Açığa çıkarılma vakti çoktan gelip geçmiş işbu öreke mevzusunun halli için tez güne bi yol Dede Korkut’a varıp soy soylama boy boylama akabinde Yapağılı Koca ile Yünlü Koca’ya danışılmalı diyorum.

*

-Beklenmedik bir zamandı-

Derken bi gün -umulmadık biçimde- Çiko Beğ’den uzunca bir yazı ulaştı, maceralarını anlatacağı yerde tutmuş bio-grafia tarzı bir döktürü çiziktirmiş. Nedendir bilmem imza bölümünde M.Şekeroğlan / nâm-ı dîger Çinko kaydı düşülmüş / tuhaf!

*

Değerli Sevenim Amîgos Muçâços,

Fanatikim benim!

medyamit.com”da vazgeçmez bi inat ve ısrarla yazdığınız ve şimdi sorsan ayaküstü sayısını kestiremeyeceğim makalelerinizi geçen gün (sakın 1 gün anlaşılmasın bu bana tam 46x24 saat zaman dilimine patladı) oturdum yan yattım çamura battım (malum bizim buralar aççik bataklıktır) üşenmeyip baştan sona okudum ve gönül koymayın diye size iki satır bi’şeycikler karalamam gerektiğine karar verdim. Aslında yazmayacaktım lakin gene de kıyamadım. Adıgeçen makale satırlarında benden sadece 2 (yazıyla iki) yerde o da kısaca “çiko” diye bahsetme tenezzülünde bulunmuşsunuz. Esef ile karşılar ayrıca teessüf ederim. Nezdinizde değerimiz bu kadarcık mı? Neyse şimdilik toyluğunuza veriyorum. İyiniyetinizden kuşkum yok zira kalbiniz temiz sizin. Mamafih çizgimizi bozmanın âlemi yok. Nerden baksan sonuçta hepimiz birer çizgi karakteriz.

Evvelemirde sözbaşı olarak kendimi kısaca tanıtmak isterim.

Ben Çiko Felipe Cayetano Lopez Martinez Gonzales.

İşbu mütevazı ad da benim adım oluyor. Çiko ise bildiğiniz üzre (yani papazlara göre) Hazret-i İsa’nın Kudüs’te sırtına yüklenmiş haç ile geçti denilen sokağın adı. Bir atlayarak alt cadde ise Dolâres (via dolorosa/dolorosa yolu) diye bilinir. Efenim, bendeniz haliyle her canlı gibi ilk önce doğdum (bkz. santa-Feo, xıx.yy ikinci yarı falan) çocuk yeniyetme ergen falan derken -hani huzurdan ırak- eşek kadar adam oldum ve yine ilk iş babadayağı kazayağı ana ilgisizliği (geceleri bar’da çalışırdı) kardeş geçimsizliği (toplam sekiz horanta idik) deyip evden kaçmayı ihtiyar ettim. Sonradan öğrendim, yokluğum dörtbuçuk ay sonra ve ancak fark edilmiş. Hayat her zamanki gibi zordu. İş hayatına tecrübeli bi tezgahtar arayan Senyör Boone’nin dükkanında başladım. İlk görevim Wayne Kalesi’ne paket teslim etmekti. Ne yazık hain ve kalleş yapı arz eden bir sabotaja uğradım, Senyör Boone’nin yaramaz oğlu kötükalpli zalim yaratılışlı Ronaldo, alıcı adları yazılı uzun listeyi imha ettiği için ben de malları rastgele (yani kafama göre) dağıtmak zorunda kaldım. Tabi bu kariyerim adına artı yerine eksi puan edinme anlamına geldi. Bilahare kaledeki askerlerin genç kızlara kur yaptığı­nı görünce kendimin de ancak annem gibi şarkı söyleyebilen teyzem gibi börek yapabilen ve kuzenim Evita gibi parfüm sürünen birine aşık olabileceğini düşündüm. Tam o sırada kale capitanının kızıyla karşılaştım ve derhal ona aşık oldum. Balıketli tombul ve hassas yapılı Sinyorita Desdemona tam da aradığım tipti, hayalimdeki kadını bulmuştum. Derhal onu hayatımın kadını çocuklarımın da anası yapmaya karar verdim. Ne var ki Desdemona en az yüzbaşı rütbesinde biriyle evleneceğini söyledi. Bu şart beni vazgeçireceği yerde kamçıladı. Kamçının mahiyetine dair mufassal ve uzun bilgi vermek isterdim ama terbiyem müsait değil. Kısaca, bizim yörede boğa irisinden imal edildiğini söylemekle yetineyim. Gurur abidesi Sinyora Desdemona’ya “Daha fazlasını başarıp bir kırat sırtında binbaşı rütbesiyle karşınıza çıkacağım, sizin uğrunuza her haltı yirim anasını satîm” dedim. Biraz sabırlı olmasını önermeyi de ihmal etmedim. Doğruca ordu kayıt bürosuna ko­ştum, gereksiz üç beş kağıt/form doldurdum ve er rütbesiyle yeni bir hayata başladım. Ancak kahraman orduda işler dışarıdan göründüğün­den zor ve başka yürümekteydi. Benim gibi becerikli birinden gereğince yararlanma niyetleri yoktu. Hergün bin türlü sıkıntıyla karşılaştım. Aşkım uğruna hepsine katlandım. Kıskanıldığım o derece belliydi yani. Kaleyi teftişe gelen ceneralin gözün­den kaçırmak için ahırda görevlendirildiğim gece saygıdeğer ceneral ahır yönünden yankılanan ilgi çekici çalışma seslerini duyunca “acep kim ola bu fidekâr özker” deyu benimle tanışmaya gelmiş. Selam sabah ardı bana yönelik beni öven sözler etti ben de teşekkür amacıyla ona irice bir tekila şişesi uzattım. Saygın ceneral pek neşelendi ve ardından kendisine katılmamı istedi, kıramazdım, epey içmişiz. Çakırkeyf ceneral Mortimer W. Halftrack cömert yaratılışlı olduğundan bana önce teğmen rütbesini layık gördü son­ra yeterli bulmadı ve yüzbaşılığa çıkarttı. Nihayet onu da az bularak albaylığa yükseltti. Sabah sabah ise olmadık itirazla karşılaştık, özellikle Çavuş Emilyâno haddini aşınca Yüce Ceneral elindeki kepçeyi kafasına patla­tıverdi ve “Sus bre zındık itiraz istemezük ben bugüne bugün cenneth watanın erkân-ı harp reisüyüm kimi terfi ettirip ettirmeyece­ğime ancak ben karar virirüm” dedi. Ben -yani Çiko Gonzales- sözümü tutmuştum, bir albay olarak sevgilim Desdemona’nın yanına at üstünde dönmüştüm. Artık çok mutlu iki nişanlıydık fakat işler tahmin ettiğim şekilde yürümemekte ısrarcıydı. Kız tarafının geleneğine göre kadınlar evin mut­lak hakimiymiş (fakat ben bunu mutfak anlamışım) bu yanlış tercih yaşam tarzına katlanamayacağımı fark edince ve gördüğüm lüzum üzerine çok sevdiğim kutsal askerlik görevin­den istifa ederek hızla oradan uzaklaştım (Elbette bilinmeyen bir yöne doğru). Yâ işte bööle böle... karamba karambita ve ugh!

Not:

Bütün bunlar saygıdeğer Senyör Baltacızâde Zagor Te-Nay beyfendiyle tanışmamdan önce yaşanmıştır.

*

Beni en çok şaşırtan ise Tom Mikis’in (Capitan Miki) uzatmalı sevgilisi Suzi Hanım’ın gönderdiği e-mail oldu. Doğrusu hiç beklemiyordum. Kimden kimden umardım da onun yazacağını aklıma getirmezdim. Kısa nezaket ve hal hatır faslından sonra uzun bir halleşme bölümü döktürmüş. Sanki dertbabasıymışım gibi benden yalvar yakar kendisine yardım etmemi ve uygun bi çıkış yolu (veya çözüm ya da çare daha olmadı umar) önermemi istiyor. Tom Mikis denilen çıka çıka ancak yüzbaşılığa yükselebilen ve hep o rütbede kalan büyümeyen çifte perçemli püsküwt çucugu rancer bozuntusu onu anlamıyormuş. Kendisi at gibi manita olmasına rağmen (Suzi burada sakın ola Kızılderili putu Manitu’yla karıştırmayın uyarısı yapmış) oğlan, sözde atı olacak beygir kılıklı Napolyon’a daha çok zaman ayırıyormuş. Adı bu gidişle yakında atınıseven kovboya çıkabilirmiş. Millet, sağda solda yine “bu gidişle” kızcağız evde kalabilir diye konuşuyormuş. Ayrıca bir mesele daha varmış: Atına eyer vurmayı beceremediği halde duygularına da gem vuramayan ve ikidebir “Kız zilli, senlen kale barına varak iki tek viski atak mı len hâ ne dersing” diye askıntılanan Onbaşı Dakotalı Çarli’nin teklifine evet demek üzereymiş.

Mektup bu minval ve sayfalar dolusu uzayıp gidiyordu.

Kısa cevabî bir kart yazmakla yetindim:

“Mezkur teklifi değerlendirmeye bak, yakında onu da bulamazsın. Kale meyhanesine takılmak düz yapılı hisar duvarına tırmanmaktan yeğdir. N’olacaksa olsun, anasını satîm de” dedim.

*

Yerli yiğitlerden sadece Deli Balta kısa bi not geçmiş/şöyle demiş:

Selamünaleyküm aziz kardeşim, hiç durmaz kefere ile daim cenk ider rıza-yı bâri yolunda cihat eylerüz. Çok şükür hep mazlumun yanında zalimin karşısında olduk, Hakteâla bozmasın. Çizgiroman dünyasında tek milli örnek imişiz -bak işte bu hiç olmadı- Kurtoğlu Muslihiddin’i unutmuşsunuz dahi bizden artuk daha nice isimsiz yiğit vardır. Rabbim sayılarını arttıra / âmin. Allah (cc) yardımcınız Muhammed (as) şefaatçınız ve boz atlı Hızır yoldaşınız ola / onlar yoluna can feda itsek n’ola. her kim bu duada buluna / rabbim şahadet nasip eyleye ona. Yeni bir macerada görüşmek üzere Allah’a emanet olasun.

*

Ek bilgi: Cümle çizgiroman çizgifilim ve dizifilimde selamünaleyküm/aleykümselam diye selamlaşan abdest alıp kıbleye yönelip namaz kılan ilk örnek Deli Balta olmuştur. Ötekilerin selamlaşma şekli -aynen %99 Yeşilçam ve pek çok tv dizifilminde olduğu gibi- lâ-dinî olmak yanında uydurukça (günaydın tünaydın vb.) idi. İşbu ucûbeleri okuyup seyreden herhangi bir yabancı kişi yekten Türklerin ateist/dinsiz bir kavim olduğu kanaatine varır idi.

*

Ha bu arada niye öteki sözdeyerli çizgi tipoloji ilen yazışmadığım sorulabilir.

Tek bir sebebi var: Taklide dayalı güvensizlik ve bizdenolmama hali!

Üstüne üstlük Tarkan çuldanbozma mini etek giyiyor, Karaoğlan ortalık yerde kıçında tayt başında kippa ile dolaşıyor, Kara Murat (b)elde kılıç türlü çeşit düşmüş Bizanslı karı ardında depar atıyor (at) koşturuyor..

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık