• 28 Ağustos 2018, Salı 22:02
OSMAN KİBAR

OSMAN KİBAR

Belber Fahri'ye övgü!

BELBER FAHRİ’YE ÖVGÜ

-barbierian di sinfonia/Berberlere dair senfoni-

*

TT (türkiye türkçesi) ağızlarında berberin adı bêlber’dir. Batı’da ise barbier/barber.

Köylerde belberlik ikinci iş olarak görülür. Bu alanda yeteneği olan veya atadan babadan belberlik öğrenen kişi, belli zamanlarda ve çokça da geceleri belber dükânını açar. Dükân, çoğu zaman sonradan kapı kondurulmuş evin sokağa bakan bir odasıdır. Bazen de bir kahve köşesi bu iş için ayrılır.

İçerde alet edavat yığılı kötü bir masa, eldendüşme eski bir belber koltuğu -ki köydeki tek mobilya örneğidir- ya da onun yerini tutan ağaç sandalye ve duvar kıyısınca uzanan pat (sedir) görülürdü. Eskiden belberler ustura ve tırtıklı el makinesi kullanırdı, artık bunun yerini ucu ciletli ustura ve elektrikli tıraş makineleri almıştır. Tıraş olan veya tıraşı bitene sâtlar olsun denir, bu “sıhhatler olsun” demektir. Sıhhat yerine galat ve sesteş benzetme yoluyla saat denmiş olur. Çocuklar tâ büyüyünceye kadar tıraş ile saat arasında ne tür bir ilgi kurulduğunu bir türlü çözemezdi.

Belber aynı zamanda köyün/kasabanın dişçisiydi. Kerpeten bozması bir âletle kanırta kanırta -canlıyayın- diş çekilirdi. Belber ücretini peşin vermek her yiğidin harcı değildi. Borç, günler sonra toplu olarak yımırta veya yarımteneke (kile/şinik) ekinle ödenirdi. Cuma ve bayram akşamlarında, düğünlerde belberin itibarı en üst düzeye çıkar, bütün erkekler tıraş olmak için sıraya girerdi. Günümüzde artık köylerde de müstakil belber dükânları açılmıştır ve iyi bir gelir kapısıdır. Eskiden tıraş müşterilerine belber amcalar “sulu tıraş mı, kuru tıraş mı” diye sorardı. Sulu, köpüklü sakal tıraşıydı, kuru ise sabunsuz tıraş demekti. Tabii, her şey bol kahramanlı wahşi ülke Tc ve adı batasıca yerliyapım yoksulluk yüzünden...

*

İşte bi eskizaman berberi: Belber Fahri.

İçerde ahşap belber koltuğu yanında müşteriler için üç bükme tahta sandalye. Aynalı masa üzeri tam bir malzeme yığını. Ayna kıyısına ustanın yandançarklı kaytan bıyıklı siyahbeyaz delikanlılık resmi iliştirilmiş. Duvarlarda birkaç tane rengi uçup gitmiş İstanbul manzarası (Galata köprüsü falan). Aynanın üst yanında ise Berberlerin pirî Selmân-ı Pâk ruhuna el-Fatiha yazılı çerçeve göze çarpıyor. Yan duvarda yine aynı minval üzre Her seher besmeleyle açılır dükkânımız / Selmân-ı Fâris’tir pirîmiz üstâdımız levhası asılı. Masa boyunca tıraş suyu ısıtılan kamineto derler ispirto ocağı, çenealtı leğeni, bileyi palaskası, kantaşı, kolonya şişeleri, şimşir taraklar, Jop marka kesmeyen cilet kutuları, tırtıklı makine; yerler ziftli tahta, camekânlı kapı, tozlu durmaya alışmış basık pencere, şampiyon Beşiktaş (1982), rengini unutmuş Kırkpınar Başpelvanı Ordulu Mustafa posteri (1966). Belber Fahri’nin dükkanı bol mabbet yoğun ıtriyât (kolonya losyon kırem) ve güleryüz yanında işte bunlardan ibaret.

Sakal tıraşında hatırlı müşterilere “ikinci perde” atılıyor yani köpükleyip bir daha ustura ile geçiliyor işte o zaman sinekkaydı tıraş gerçekleşiyor. Teşbih odur ki metruş (tıraşlı/tıraş olmuş) kişinin yüzüne bir sinek konmaya kalksa zinhar tutunamayıp kayıp düşermiş! Belber koltuğu için tercihe bağlı ve sıkça yararlanma imkanı olan bir keyf aleti denmiştir (Malum olduğu üzre musalla taşı ise son saltanat yeridir). Belber dükkanına giren selamünaleyküm der selamı alınır, koltuktakine yönelik sâtlar olsun der bunun cevabı ise eyvallah’tır. Amca geçip oturur sırasını bekler (Bütün dünyada nedense belberde hep sıra beklenir). Tıraşı bitene önce belber sonra oturanlar okkalı birer sâtlar olsun çeker. Metruş kişi koltuktan üşengeç bir zengin kalkışı yapar ki kasıntıdan yanına varılmaz. Ustaya dönerek “Eline sağlık walla uykumuzu getirdin elin de yımşacık ee cezamız ne bakalım” der. Artık bedeli neyse o kadar parayı uzatır fazlaysa üstü kalsın der zira miktar azsa paraüstü almak ayıp karşılanır. Bu sırada kimbilir kaç dakkadır ustasının el becerisini alesta seyreden çırak elde fırça hareketlenir ve içi saygı dolu bir sâtler olsun âbi de o çekip omuzdan başlayarak müşteriye hafif bi omuz fırçası atar. Bahşişi neyse eline sıkıştırılır. Son olarak müşteriye ceket, mevsimine göre paltosu tutulur o da hayırlı işler diyerek çıkar yüzü parlar halde benzine nur yağmış misal uğurlanır.

*

Bura (nere?) ve bütün ülke belber dükkanındaki tek eksik, tıraş sırası bekleyen müşteriyi oyalayacak nesne olan kitap’tı. Gerçi şimdi bakınca (b)öylesi daha iyiydi galiba diyesimiz geliyor! Bilinçli olmaktan çok imanî ve genetik bir sakınma (tercih/tedbir) ile nerdeyse hepsi rejime veya tekparti ve tekkişiye övgü İslama sövgü amaçlı yaz(dır)ılmış ısmarlama ultrahayal ürünü yalan ve hezeyan eseri sözdeeserleri evine ve belber dükkanına sokmamak belki de zavallı halkın/esnafın icat ettiği pasifist bir protesto ve tek korunma yolu idi; bir de bu gözle bakmak gerek.

Artık günümüzde Belber Fahri’den başka berber tabelası asılı dükkan nerdeyse kalmadı gibi, onlara herkes ve kendileri erkek kuaförü falan diyor.

*

EK BİLGİ

*Selmân-ı Farsî, Allah Rasulü’nün gönüllü berberi idi.

*Osmanlı padişahlarının vezirler tarafından tıraş edilme geleneği vardı. Kimi utanmaz tekpartici rejimci sapkın müverrihler (sözdetarihçiler) -iftira amaçlı- çarpık bir okuma yaparak “filanca padişah berberini vezir yaptı” falan demiştir ve bu martavala inanan nice üniversite mezunu şapşal vardır / bi bilseniz!

*En meşhur berber her mahallede eşi/benzeri bulunan Şen Berber’dir. Sevil Berberi ise kahrolası bir sesteşlik ürünü olarak dilimize geçmiştir (bkz. il Berbiere di Seviglia / Sevil Berberi, Gioacchino Rossini, opera).

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


Emine Emine 29.08.2018 14:04

Hocam, iyi ki yazıyorsunuz. Sayenizde biz de sizden tarih gölgesinde kalan bu engin bilgilerden faydalanıyor. Esenle kalın, hürmetler...

Rıdvan Rıdvan 02.09.2018 12:09

Teşekkürler hocam.. 1985 de ilk okulda iken seyyar ahşap çerçeve içi camdan çantası olan bir berber köyümüze gelip bizleri tras etmişti ilk ücretli lüks trasim bu olmuştu...

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık