• 22 Temmuz 2019, Pazartesi 21:41
OSMAN KİBAR

OSMAN KİBAR

Ayna ayna söyle bana...

AYNA AYNA SÖYLE BANA

Şöyle bildirilmiştir:

Ebucehil (cahiller kıralı) denen ünlü kafir Allah Resulüne “Ey Muhammed sana baktıkça içim kararıyor. Bütün çirkinlikleri sende seyrediyorum” der. Hz. Peygamber'in (as) cevabı kısa olur “doğrudur”. Biraz sonra Hz. Ebu Bekir (ra) gelir ve “Yâ Resûlallah sen ne kadar güzelsin. Bütün âlemin güzelliğini sende seyrediyorum” der. Hz. Peygamber (as) ona da “doğrudur” der. Sahabe sorar: “Yâ Resûlallah, ebucehil geldi, “çirkinsin” dedi “doğrudur” dedin. Ebu Bekir geldi “güzelsin” dedi “doğrudur” dedin. Bunun hikmeti nedir?” Hz. Peygamber buyurdu: “Biz bir aynayız, bize bakan kendini görür”.

*

Arapça “aine/ayna” yani “göz” kimisi de mirat demiştir. Ayna’nın Türkçesi “gözgü”dür (bkz. Kerkük yöresi ağzı). Araplar su kaynağına da “ayn” der Türkler ise “göz”. Farsçası “çeşm” (bkz. çeşm-i siyeh/kara göz).

*

tûti-i mu'cize-gûyem ne desem lâf değil

çerh ile söyleşemem âyinesi sâf değil

(Nefî)

Hiç duyulmamış mucizevari sözler söyleyen bir papağan gibiyim (en kıral şair benim) lakin ne desem dinleyen yok (beni adam yerine koyan yok). Karayazgım olan zalim sevgiliye hiç söz geçiremiyorum zira onun da aynası (kalbi?) temiz değil.

*

Nasiius/nergis mevzusu

Hani malum.. narsius adlı saf ve masum Yunan delikanlısı (saf çocuğu masum anadolunun gibi?) sanki daha önce hiç gerekmemiş/yapmamış gibi su içmek/çekmek için eğildiği kuyu dip suyunda kendi aksini görünce hemencik tutmuş ona/kendine aşık olmuş. Lakin “Benden habersiz ne aşkı lan sapık(ius)” diyen kocaput Zeus tarafından derhal bir çiçek’e döndürülmekle cezalandırılmış (bkz. nergis). Evet, Persler, dili dönmediği içinaz(!) narsis’e nergis dermiş (Yani bildiğin 6-Ed-B’deki eski sınıf arkadaşınız Nergis. O uymadı, üstkat ve ne güzel komşumuzdun sen Nergis Ablası!) Tıbbiyede ise “ayna” metaforu marifetiyle tutup/sapıtıp kendine(!) fazla kapılanlara (way kaşıma bak gözüme bak saçıma bak göbüş baklavalarına bak şu pazularıma bak daha yetmedi orama burama da bak vs. diyenlere) narsist komplex tanısı konmaktaymış (Artık nedense!) Haa narkotik narkoz falan da aynı kökten müştak.

*

Vee o ayna...

-“ayna ayna söyle bana / var mı benden güzel şu dünyada”

-“evet var!”

-“?”

*

aynaya baktım saç beyaz olmuş

neden rengin sararıp solmuş

men böyle değildim

mene ne olmuş

*

hâkister olsa ten yine esrâr-ı kâkülün

mânend-i cevher âyîne-i dilde gizlidir

Ndîm, beytü’l-gazel?

(Ten kül olsa da yine sevgilinin kâkülünün sırları cevher misali gönül aynasında gizlidir)

*

…Gönlün aynaya benzetilmesi klasik şiirimizde oldukça yaygın olan bir durumdur. Gönül; kırılma, paslanma ve de tozlanma hususiyetleri dolayısı ile ayna olarak düşünülür. Eskiden gümüş veya çelikten imal edilen aynalar kül ile ovulmak suretiyle parlatılırmış. Âşığın gönlü sevgilinin saçları arasında dolaşıp durmaktadır. Sevgilinin kâkülünün sırlarını da sevgilinin saçları arasında dolaşan âşığın gönül aynası bilmektedir. Âşığın vücudu kül olsa da gönlü hiç bir şekilde kendisine bir şey olmayacak aynaya benzetilmiştir. Zira beden çürür ama gönül sonsuza dek yaşar. Gönül - ayna münasebeti her ikisinin de sırları barındırması sebebiyledir.

*

Sufiler aklın göremeyeceği nûru gö­rebilmek için başka bir gözün, kalp gözünün açılması gere­kir demiştir. Nitekim Yunus Emre de bu vadide gönül gözü görmeyince hiç baş gözü görmeyiser der. Nasıl çelikten bir ayna paslandığı zaman yansıtma gücünü kaybederse, kalp de şehevî lekelerden, ih­tiraslardan temizlenmedikçe peygamberin ilmine yani mârifete kapalıdır. Mârifet, kalbin aydınlığında doğar. Şüp­helerden arınmış, vuzuha ermiş bilgiye ancak bu şekilde ulaşmak mümkündür. İlahî gerçeklerin kirden pastan te­mizlenmiş gönül aynasına nasıl aksettiği aşağıdaki şu allegorik bir hikâye ile anlatılır:

Putatapıcı Çinli ile bizim sufi ressamlar kimin daha usta I ressam olduğu konusunda anlaşmazlığa  düşerler. Bunun üzerine devrin padişahı onları imtihan etmek ister. Büyük bir odayı perdeyle ortadan ikiye bölerler. Çinli ressamlar kendi taraflarında kalan duvarı eşsiz güzellikte resimlerle bezerken bizimkilerin yaptığı sadece kendi duvarlarını cilalayıp parlatmaktan ibarettir. Nihayet süre dolar. Padişah Çinli ressamların mükemmel resimlerini görünce hayran olur. Daha sonra bizim tarafa geçilir. Aradaki perde kaldırılın­ca Çinli ressamların yaptığı resimlerin cilalanmış duvara daha güzel, daha alımlı bir şekilde yansıdığı görülür. Eh haliyle yarışmayı her zaman olduğu gibi Müslüman sanatçılar kazanır.

*

“Oğul, Anadolu ressamları sufilerdir. Onların ezberlenecek dersleri kitapları yoktur. Ama gönül­lerini adamakıllı cilalamış, istekten hasislikten hırstan ve kinden arınmışlardır. O aynanın saflığı berraklığı gönlün vasfıdır. Gönle hadsiz hesapsız suretler aksedebilir. Gaybın suretsiz ve hudutsuz su­reti, Musa’nın gönül aynasında parlamış, koynuna sokup çıkardığı elde (yed-i beyzâ) görünmüştür. O suret göğe arşa ferşe denizlere tâ en yüce gökten deniz dibindeki balığa kadar hiç bir şeye sığmaz. Çünkü hurdamı hu­dudu, sayısı vardır. Halbuki gönül aynasının hududu yoktur. Burada akıl ya susar veya şaşırıp kalır. Sebe­bi de şu: Gönül mü Tanrı’dır Tanrı mı gönül? Hem sayılı hem sayısız olan (hem kesrete dalan hem kes­reti bulan) gönülden başka her nakşın aksi silinip gi­der. Fakat ezelden ebede kadar zuhur edegelen her yeni nakış gönle akseder, orada perdesiz apaçık surette tecelli eder. Gönüllerini cilalamış olanlar, renkten, kokudan kurtulmuşlardır. Her nefeste zah­metsizce bir güzellik görürler”

*

A.Haşim’in “Ay” yazısı da başka şey anlatmak istese de buna benzerdir (bkz. Bize Göre, 1928)

Bütün gün kırlarda, deniz kenarlarında dolaştık. Güneş, hayale müsaade etmeyecek tarzda her şeyi vazıh (açık) ve berrak gösterdiği için yalnız gözlerimizle yaşadık ve hiç eğlenmedik ... Güneş, bütün gün, insana doğru fakat acı şeyler söyleyen bir arkadaştır. Onun ışığında eğlenmenin ve mesut olmanın hiç imkânı var mı? Nihayet akşam oldu. Karanlık bastı. Karşı karşıya oturmuş iki insan, artık yüzlerimizi görmüyor, yalnız seslerimizi duyuyorduk. Birden, arkamızda garip bir fısıltıyı andıran bir hışırtı duyar gibi olduk. Başımızı çevirdik: İki büyük fıstık ağacı arkasından kırmızı bir ay, sanki yapraklara sürünerek yükseliyordu. Birden etrafımızda dünyanın bütün manzaraları değişti ... Karşıda yemek yiyen fakir ailenin kirli kızları, yüzlerine vuran ay ışığı içinde birer murassâ (süslü) hayal olmuşlardı. Denizin bulanık suları boşalmış ve onun yerine şimdi sahilin kumları üzerinde ziyadan bir mâyi sallanıp bir şarkı söylüyordu. Dünyanın güzelliğinden korkmaya başlamıştık. Zira aydan akan büyünün saadetiyle ruhlarımız çatlayacak kadar dolmuştu. Ay! Ay! Yalancı Ay! Zekâdan harab olanları dinlendiren hayal gibi, güneşten bunalanları da teselli eden sensin!

*

Keza Tc’de tv’nin yeni icad edildiği (elbette siyah beyaz ve yetimkızın çeyiz sandığı cesametinde) günlerde bir arkadaşla onlarda oturuyorduk. Gündüzdü ve haliyle tv kapalıydı zira tc denen cenneth watanda tv gece 19.00’da açılır 23.30’da kapanırdı. İlk yedi ve son sekiz dakkası ise törene ayrılırdı. Şöyle idi: Raprap postal Alman yapımı g-3 silah teşhiri gölgesinde nekrofili mabed/fon eşliğinde millitakım marşı çalınıp söylenirdi. Âh heyecan cancan jan-waljan yüklü ne mutlu/putlu günlerdi. Neyse nerden estiyse ergen mabbetine dalındı: Nasıl bir evde oturmak isterdik? Üç kişiydik ve bahçeli pembe pancurlu ws’li hayaller sıralandı. O ise tv ekranına bakarak “işte böyle bir evde oturmak isterdim” dedi. Hmm zaten o evdeydik. Hakketen alıcı gözle bakınca bulunduğumuz odanın içi tümsekayna yapılı ekranda müthiş albenili görünüyordu.

*

Hmm nedense Usa filim çevirilerinde (dublaj) mafiatiq amcaların candüşmanı police.lere argo ifadeli “aynasız” de(n)diği görülür.

*

Dikiz aynası.. hmm italy-fiat çakması wehbi-koch marka hacımurat arabalar yetmişli yıllarda emniyetkemersiz ve aynasız satılırdı alıcı amcalar ceza yazmaya susta bekleyen kahreman tc policelerinden yırtmak üzre ertesi gün doğruca kasabanın küçüksanayisine gider cepten ödeyerek bunları taktırır sonra da utanmadan kendi köylüsü/kasabalısına hava atardı. İronik olan gn.müdür alaybay/albay jeneral seviyesindeki lawuklar da aynı cins havadan salgılardı. Eh dışarı özgür bırakılan onca pis havaya bakınca atmosfer kirliliğine dair belli bir kanaat sahibi olunmasına ise şaşılmaz!

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık