• 30 Eylül 2014, Salı 15:26
OSMAN KİBAR

OSMAN KİBAR

Anzavur'u tanımak

 

‘Resmi tarih tezi’ denilen hazır şablonun iki saç ayağı vardır: Abartı ve karartı. Kısmi başarıları olabildiğince abartma, destan ve menkıbe şartlarını bile zorlayıcı süslemeler ve sahte motivasyon... Delilleri karartma ve muhalifleri elden geldiğince kötüleme, karalayıp aşağılama...

Ne yazık yakın siyasi tarihimiz bu çirkin alışkanlığın yüz ağartmayan seçkin örnekleriyle cesamet kazanmış gibidir. 27 Mayıs 12 Mart 12 Eylül ve 28 Şubat darbeleri Türk halkına yönelik operasyonlarda günün teknolojisi de kullanılarak neler yapılabileceğinin en çarpıcı örneği olmuştur. Kısacası hep o bildik ‘söyletmen urun vur abalıya vurun kahpeye’ formülünün en primitif en acımasız ama geçici de olsa en iyi sonuç getiren uygulamaları siyasi kaderimizi belirlemiş bulunuyor. Cılız da olsa insan hakları demokrasi ve AB’ye girme çabaları yakın gelecek için umut verici görünüyor.

Anzavur Ahmed’in öncülük edip yönettiği ve yakın siyasi tarihe ‘Anzavur isyanı’ adıyla geçmiş olan gelişmeler Osmanlı Devleti’nin tasfiyesi sürecinde ortaya çıkmış ve bugün için etkisini kaybetmiştir. Anzavur isyanının iki temel esprisinden söz edilebilir: Birincisi Osmanlı Devleti ve Osmanlı Hanedanı’nın tasfiyesine karşı çıkmak, ikincisi kurulacağı anlaşılan yeni devletin alacağı biçim ve rejimin mahiyetine olan itiraz.

Anzavur’un Osmanlı’nın yıkılışını sezdiği ve yerine kurulacak devletin rejim ideoloji ve bürokrasi (kadro) tercihine karşı aşırı güvensizlik ve çok şiddetli bir muhalefet gösterdiği anlaşılıyor. Onun birikimli bir aydından çok vasat ama pratik bir halk adamı oluşu düşüncelerini ve isyanının sebeplerini net olarak ortaya koymasını engellemiştir. Bu da kendisinin bir zamanlar küçük bir kasabada küçük bir isyan ve kısa süreli bir siyasi muhalif hareket temsilcisi olarak tanınmasına yol açmıştır. Bunda olayların çok hızlı biçimde cereyan etmesi de etkili olmuştur. O dönem şartlarında her iki taraf da fikir üretecek olumlu projeler sunacak barışçıl iletişim kuracak bir ruh haletinden uzaktır.

Doğrusu biz Anzavur isyanının bu kadar dar ve basit kalıplar -veya alışılagelmiş klişeler- çerçevesinin dışında özellikler taşıdığını düşünüyoruz. Tarafsız ve objektif tarih gözlüğüyle bakıldığında daha farklı veya en azından daha net analizlere ulaşılacağı beklenebilir. Bunu bilimden nasipli tarihçi ve aydınlara bırakmak en uygunudur.

Anzavur Ahmed yöre halkının moral desteğine sahip olmakla birlikte aynı oranda silah gücüne ulaşamamıştır. Yanındaki adanmış (müfrit) insan sayısı kırk elli gibi giriştiği işle hiç de mütenasip düşmeyen bir azlıktadır. Son günlerinde ise bu sayı üç dört kişiye kadar inmiştir. O kaybedilmiş bir savaşın (isyanın) son siperinde bir hurûç şekillendirmeye çalışmış ama başaramamıştır. Buradaki değerlendirmeyi haklı-haksız, mûti-hain penceresinden bakmadan yapmak gerekir. Mutlak özelliğine haiz hak kabulü ve ‘görece’ üzerine kurulu siyaset gibi muğlak olguyu her zaman aynı hizada tutmak -arzulanır ama- fiilen çok zordur. Siyasetteki hak kavramı ise sonucunu ‘başarma’ unsurunun belirlediği zeminlerde değişik kimliklerle karşımıza çıkar.

Anzavur’la ilgili yayınların hem pek az hem de fazla mahalli özellikte oldukları tesbiti kimseyi şaşırtmamalıdır. Eserlerin bir kısmının hatırat bazılarının da duyuma dayalı ve te’vil yönü ağır basan edebi endişe taşımamakla birlikte ilmi kimlikten de nasipsiz birer gayret ürünü oldukları görülür. Bu eserlerde gerçekler ve mantıkla ilgili boşluklar sübjektif bazı tesbit ve özel hakaret içeren satırlarla doldurulmaya çalışılmıştır. Ayrıca -sözde-asabi (şoven) duygu ve rejime övgüye yönelik şarlatanlıkların öne çıktığı görülür.

Söz konusu kitaplarda (veya zihniyet) ahlaki sayılamayacak bir tutum öne çıkıyor: Her şeyi sonuca ve bu sonucun beslediği sapkın kanaatlere göre değerlendirmek... Bu onların mevcut etik ve sözde ideolojik yapılanmalarına da pek uygundur.

            Bunlardan yalnızca birisi ve rastgele bir sayfasında aşağıdaki ‘seçkin’ ifadelerle karşılaşabilirsiniz: ‘aşağılık duygusu içinde bir yapıya sahip, çok kibirli ve gösterişi seven bu insan, kendini halka bir evliya gibi tanıtması, saçma sapan yalanlar söylediği, geri kafalı olmasına rağmen'

Mahalli amatör araştırmacıların birbirini tekrar-layan iddia ve tasavvurlarına müracaatla yetinilirse tarihi gerçeklik ve insan adına pek bir şeye ulaşılmaz. Söz konusu kitaplar resmi tarih tezine uygun birbirine paralel ve belli bir zihniyet eseri ve yarı-folklorik özellikleriyle öne çıkmaktadır. Bu amatör kitaplar arasındaki iktibas ve intihal trafiğini takip içinse insanın sabırdan yana da epey nasipli olması gerekir.

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık