• 01 Nisan 2018, Pazar 15:39
ORHANBAYLAN

ORHAN BAYLAN

Türkiye'yi Bekleyen Tehlike: Mezhepsizlik ve Selefilik

 

Türkiye'yi Bekleyen Tehlike: Mezhepsizlik ve Selefilik

 

Ülkemizde gittikçe yayılan "seleficilik" modası var.

Ehl-i sünnetten olduklarını söylemiş olsalar da, ehl-i sünnet daireden çıktıklarına dair çok deliller getirilmiştir.

Ve Kuran ve Hadis dışında ki icma ve kıyası kabul etmeyen, "rey ekolu" hanefiliği tekfir eden bu görüş mensupları, aslında kaynağa iniyoruz derken, mezhebi yorumun o engin güncellemesini(tecdidi) kaçırıp radikalleşebiliyorlar çok rahat.

Kuran ve Sünnet dışında hiç bir kaynağa itibar etmemek bizi sonuçta iki yola götürür.

1-Kültür Müslümanlığı: Yani kelime-i şehadet söyleyen, İslamın emir ve yasaklarından çok, evrensel değerlere ittiba eden "güzel insan" olmayı öğütleyen, dini hiç bir ritüele bağlı kalmayan birileri.Bu yolun sonu deizmdir.

2-Selefilik: İslamın ilk asırlarına dönmek derken, hadis ve Kuran dışında hiç bir görüşü kabul etmemek katılaşmaya, sabitleşmeye, yeni yorumlara kapalılığa götürür. Vehhabilik gibi...

Ülkemizde ki dini hayatı siyasetin yönlendirmesi sonucu çok gel-gitler yaşadık.

1950 yılına kadar jakoben laisizm uygulamalarıyla dini yok edemediler.

Devlet eliyle yapılan seküler çalışmalara, zorlamalara rağmen dini hayattan çıkaramadılar.

1950 sonrası toplumun çölde susuz kalan insanın suyu gördüğünde saldırdığı gibi dine yöneldiğini gören devlet aklı, kontrollerinde bir dini yapılaşma olsun istediler.

Maalesef bütün insanlık tarihinde olduğu gibi din, Orta Doğu'da da siyasetin kullandığı en güçlü argüman olmuştur.

1960 ihtilalini yapan kadro, Amerikan politikalarının verdiği dayatma serbestilikle toplumu istediği tarzda bir dini yapılanmaya kanalize etmek istedi.

Tabi bu arada dış etkenlerde vardı.

Soğuk savaşın iki kutuplu dünyasında biz kapitalizmin kucağına düştük.

Bizi tehdit eden komünizm belasından kurtarması için Abd ve NATO şemsiyesi altına sığındık.

Amerika, Rusya ile sınırdaş olan İslam ülkelerinde bir "yeşil kuşak" projesi oluşturmaya karar verdi.

Bunu bazı ülkelerde silahlı kuvvetlerle bazı ülkelerde din adamları kanalıyla yaptı.

Türkiye'mizde ise her ikisi kanalıyla bu kuşağı tesis etti.

Tabi bu arada bunu yaparken kendi doğru bildiği akılla ve usullerle, kullanabileceği aktörlerle yapmaya çalıştı.

İşte bugün şikayet ettiğimiz iki yapının çıkışı da, devlet aklının dini hayata müdahalesi sonucudur.

1960 yılı sonrası dönemin efsanevi önce MAH daha sonra MİT başkanı olmuş olan Fuat Doğu sayesinde bu organizasyonu yapma görevi İzmir Vaizliğinden Diyanet İşleri Başkan Yardımcılığına getirilen Yaşar Tunagür'e verildi.

Yaşar Tunagür geleneksel İslam alanında ki sahayı doldurması için F.Gülen'i parlattı.

Bu arada geleneksel İslam yorumlarına sıcak bakmayan, 19, yüzyılda bilhassa Rönesans sonrası Batılı aydınların Kiliseye ve İncile karşı geliştirdikleri akıl merkezli sorgulayıcı tavrı benimseyenler vardı.Bu kesim aynı "normları" islama karşıda koymayı, geri kalmışlığımızın ve ezikliğimizin nedenlerinin bu şekilde aşılabileceğini düşünüyorlardı.

İşte bu yeni akımın baba isimleri de Türkiye'de değillerdi.

Eserleri Türkçeye çevrilmemişti.

Ama bilhassa Arap ülkelerinde, Mısır ve Libya'da radikal söylemli müslüman gençler vardı.Bu dilinde Türkiye'de yavaş yavaş taraftarları olmaya başlamıştı.Bunlar hem komünizme karşıydılar.

İşte bir gün Fuat Doğu Yaşar Tunagür'le sohbet ederken;

"Bak bu kitabın yazarı da komünistken müslümanlığa dönmüş, komünizme karşı gençleri güzel yazılarıyla karşı durmaya çağıran biriymiş.Bu eseri tercüme et, bol miktarda dağıtalım" der.

Yaşar Tunagür'ün önüne konulan eser; Seyyid Kutub'un,

"Yoldaki işaretler" dir.

Daha sonra bilhassa bir siyasi partinin çatısı altında kümelenerek ve onun kısa zamanda elde ettiği başarı kanalıyla, Suud ailesinin finanse ettiği Rabita örgütünün çalışmaları sonucu bilhassa İmam-Hatip okullarında ve dini çevrelerde selefi yazarların eserleri çoğaldı.

Seyid, Kutub, Reşit Rıza, Hasan El-Benna, Mevdudi, Kardavi, Ali Şeriati gibi mezhepsiz ve selefi görüşlü yazarların eserleri baştacı edildi.

1980 darbesiyle birlikte bilhassa İlahiyat fakültelerinde ve daha sonra Diyanet İşleri Başkanlığına getirilen bazı şahısların gafleti ve bazılarının bilerek bu yola tevessülü sonucu mezhepsizlik baştacı edilmeye başlandı.

"Yalnız Kuran yeter", "İndirilen Din-uydurulan Din", "Peygamberin mezhebimi vardı", gibi görünüşte akla ve mantığa uygun gibi gelen ama 1400 yıllık islam müktesabatına vurduğunuzda çok hamasi ve havada kalan bu sözlerin birer yutturmaca olduklarına kimse dikkat etmeden peşlerine takılıp mezhepsizlik bataklığına sürüklendiler.

Yine; "Tağuta savaş açmak,", "Şeriatı Muhammediyesiz bir düzende yaşamak küfre rıza göstermektir", "Demokrasi tağuttur", "Cihad ölünceye kadar müslümana her şartta ve her yerde farzdır " gibi sloganik sözlerle genç insanların beyinlerini iğfal edip birer selefi terörist haline getirdiler.

Selefi düşüncede ki biri radikalleşmeye müsaittir.

Radilkalaşmiş birisini kimin manipüle ettiğini, hangi istihbarat örgütünün kontrol ettiğini asla tahmin bile edemeyiz.

1980 yılında Afganistan'da başlayan, El-Kaide ve Daeş, Boko Haram, Eş-Şebab gibi selefi örgütlenmelerin "İslami" olduğunu kim söyleyebilir.

Bu yazıyı okuyan bazı ılımlı selefi arkadaşlar bana itirazda bulunabilir.

Ama beyhude olduğu İslam tarihi boyunca yaşanan örneklerle doludur.

Yalnız kitap ve sünnet bağlamında ki bir İslam anlayışı ya deizme, ya da radikal selefiliğe götürür.

Peki ne yapmalıyız?

Bu yazının devamı ı sonraki yazıya bırakalım...

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


darbeter darbeter 01.04.2018 18:13

1965-1969 arasında Hilal dergisinde idari müdür olan İsmail Kazdal, 2004 yılında “Serencam-Anılar” adıyla yayımladığı hatıratında “Kullanıldık mı?” alt başlığıyla şunu söyler: "Çalışmalarımızın derin ve de kutsal devlet tarafından kullanıldığını anladığımda komaya girmiştim altmışlı yılların ikinci yarısından sonra. Rahmetli Seyyid Kutub’un Türkçeye çevrilmiş olan ilk eseri İslâm’da Sosyal Adalet adlı kitabı çeviren Diyanet İşleri Başkan Vekili Yaşar Tunagür’ün MİT Müsteşarı Fuat Doğu’nun ajanı olduğunu duyduğumuzda aklımız karışmıştı doğrusu. Devlet, yani asker ne maksatla Seyyid Kutub gibi radikal ve de fundamental bir Arab’ın kitabını (ki devlet koyu bir Arap düşmanlığını politikası haline getirmişti) çevirtsin ve neşir etsindi ki?"

darbeter darbeter 01.04.2018 18:15

1960’lardan itibaren Radikal İslam Türkiye’ye tercüme yayınlarla hızlı bir giriş yapmış ve 1990’lara kadar bu tempoyu devam ettirmiştir. Bu süreçte Türkiye’de ilk tercüme edilip basılan Radikal İslamcı kitap, Mısırlı düşünür Seyyid Kutub’un 2. Dünya Savaşı’ndan sonra (1946-1948) yazmış olduğu el-Adalet’ul-İçtimaiyye fi”l-İslâm adlı kitabıdır. İslâm’da Sosyal Adalet adıyla Türkçe’ye çevrilen bu kitabın ilk çevirisini 1962 yılında Yaşar Tunagür ve M. Adnan Mansur yapmış, Cağaloğlu Yayınları da yayınlamıştır. Dücane Cündioğlu ilk tercümenin 1960 sonrası, diğer tercümelerin de 1980 darbesi sonucu yapıldığına işaret ederek bu duruma dikkat çeker…

Ali Keyagil Ali Keyagil 01.04.2018 23:17

"Mezhepsizlik dinsizliğin köprüsüdür" Abdulgani Nablusi rahmetullahi aleyh. Bir asırdan daha önce söylemiş mübarek. Müslüman çocuklarını önce mezhepsiz sonra dinsiz yapıyorlar. Çocuğu evden soğutup sokakta istediklerini yapıyorlar. Geçmişte bu işin başı ve uygulayıcısı İngilizdi. Günümüzde ise, başı yine İngiliz ama uyguluyacısı ABD. Maşaları ifsat ettikleri Müslüman yavruları. Mevlam şerlerinden muhafaza eylesin.

m oz m oz 02.04.2018 10:34

ya Allah u Teala tuttuğunu altın etsin abi, bu kadar güzel,net ve basit anlatılır, işte bütün hikaye , devamını dört gözle bekliyoruz, şu tapu memurluğundan Diyanet Reis Muavinliği ne getirilen Yaşar Tunagür projesi iyice bi incelenmeli

m oz m oz 02.04.2018 10:35

ya Allah u Teala tuttuğunu altın etsin abi, bu kadar güzel,net ve basit anlatılır, işte bütün hikaye , devamını dört gözle bekliyoruz, şu tapu memurluğundan Diyanet Reis Muavinliği ne getirilen Yaşar Tunagür projesi iyice bi incelenmeli

abdullah abdullah 02.04.2018 10:39

bu yaşar tunagür denilen adamın diyanetin vakti zamamnda ehli sünnet omurgasını teşkil eden Süleyman Efendi' de okumuş hocalara düşman olduğu ve onları Diyanettten temizlemek için her türlü numarayı çevirdiğini ve SÜLEYMANCI tabirini bu adamın icat ettiğini bilir misiniz ey ümmet i Muhammed SAV ,

m oz m oz 03.04.2018 09:23

Allah cc gani gani razı olsun, net, açık, kısa eskilerin dediği fesih ve beliğ, ehli sünnet İslamdır, İslam ehli sünnetdir...( bu yorum ikinci defa, birinci yayınlamadınız :)

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık