• 04 Eylül 2017, Pazartesi 14:27
ORHANBAYLAN

ORHAN BAYLAN

TARİKATLARI YOK EDEMEZSİNİZ

TARİKATLARI YOK EDEMEZSİNİZ

Tarikat/ tasavvuf bizim İslamla şereflendiğimiz günden bu yana iç dünyamızı aydınlatan kandillerdir.

Maveraünnehir'de Yusuf Hemedani ve Hacegan yolunun büyükleri, Ahmet Yesevi gibi büyüklerle bu mayayı çalmış, Bahaeddin Buhari, İmam-ı Rabbani gibi çırağlarla Hindistan ve Balkanlara kadar bu hamurun mayalanması sağlanmıştır.

Abdülkadir Geylani ve Mevlana Halid-i Bağdadi gibi büyükler de bugün Irak diye adlandırılan coğrafyanın ekseriyetinde o manevi iklimin oluşmasında emekleri olmuştur.

Osmanlı'nın son zamanında verilen bazı hakların kullanımından doğan zafiyet, bütün sahalardaki erozyonun tarikatlara da sirayet etmesi sonucu maalesef ehliyetsiz bazı insanların ve yabancı entelijansiyanın hücumuna uğramıştır.

Yeni kurulan Cumhuriyetin jakoben laik uygulamaları ve dini hayatı toplumdan silip atma çalışmalarının bir parçası olarak 1925 yılında çıkarılan "tekke, dergah ve zaviyelerin" kapatılmasına ilişkin takrir-i sukün kanunu ile bu tür yapılar resmen kapatılmış, gayri resmi olarak illegaliteye teşvik edilmişlerdir.

1200 yıldır toplumun bütün hücrelerine sirayet etmiş yapıları siz çıkarttığınız ceberrut bir kanunla yok edemezsiniz.

Bu sosyoloji ilmine terstir.

Nitekim Türkiye'de böyle olmuş, kahir ekseriyetle deforme olmuş olan tarikat/ tasavvuf dergahları tamamen ehliyetsiz ve kabiliyetsiz kişilerin insafına kalmıştır.

"Efendim tekke ve dergahlar, tarikatlar kanunla kapatılıyor, ne buyurursunuz" diyen bir talebesine son devrin alimlerinden Seyyid Abdülhakim Arvasi:

"Zaten kapalıydılar" gibi manidar bir cevap vermiş.

Son günlerde Trump'un "tarikatların kapatılması ve Ayasofyanın açılmamasına" dair yaptığı konuşmanın daha dumanı tüterken bir tarikat üzerinden bir kısım taarruzlar başladı.

Aslında kendi içimizde bazı ifrat/tefrit durumlarını konuşmamız gerekirken, tasavvuf düşmanı modernist ve mealci tayfanın orantısız saldırıları karşısında eğrisiyle doğrusuyla savunmaya geçmek zorunda kalıyoruz.

Bu da bizi sağlıklı bir yola sevk etmiyor.

Tarikat/tasavvuf yukarıda da kısaca özetlediğimiz gibi bu toplumun mayasında var.

Bizi Maveraünnehir'den Balkanlara taşıyan ruh, yolumuzu aydınlatan çıra oydu.

Ünlü futurist C.Nuisbuik:

"Dünya globalleştikçe yani küçük bir köy gibi oldukça, insanların kendilerini güvende hissedeceği aidiyet duyacakları küçük limanları olacaktır" der.

Yani dünya korkunç bir hızla gelişirken, hayat hızlanmışken bile insanların kendileri gibi düşünen insanlarla bir arada olma arzusu gittikçe daha da artacak.

Tarikatları da toplumsal bir ihtiyacı gideren küçük limanlar olarak düşünün.

Herkes kendi meşrebine, eğitimine, donanımına göre bu küçük koylarda, çalkantılı dünyadan ahirete uzanan yolculuğunda dinen korunaklı yerler arıyor.

Bunlara topyekun saldırıp, jakoben laisizmin değişik bir versiyonu olarak, 17. yy. "kadızade" hareketivari boğmaya, yok etmeye çalışırsanız, tepkiler ve savunmalar da gecikmez.

Tarikat mensuplarının ticarette, devlet memuriyetinde, kısaca toplumun her alanında varlıklarını sürdürmelerini bir tehdit olarak görmek, herkesi kadrolaşıyorlar, ihalelerle büyüyorlar, devlet içinde siyaseten kollanıyorlar gibi düşünmek bir yerde hata.

Toptancı yaklaşım beraberinde hataları da getiriyor tabi ki.

Peki bir de şöyle bakalım!

Ticaret ve Sanayi odaları neden var?

Hemşeri dernekleri veya devletle çalışan, devletten yardım alan ÇYDD gibi Laik ve Kemalist cephenin en yılmaz savunucularının faaliyetlerini nereye koyacağız?

Masonlar, Rotary ve Lions kulüpleri ne amaçla var.

Hepsi devlette bir şekilde yer almak amaçlı değil mi?

Tarikatlar da aynı şekilde dini hassasiyetleri olan insanların bir araya geldiği ve deşarj oldukları yer olarak görülmeli.

Ha bunların takibini yapmak devletin istihbaratının görevidir.

Devlet kendi zaafını hiç bir tarikat/dernek ya da kuruma fatura edemez.

Bizim vergilerimizle faaliyet gösteren MİT, Askeri ve Polis İstihbarat; devletin varlığına karşı faaliyette bulunan her tür kurumla ilgili gerekli hassasiyeti göstermeli daha başlangıç safhasında ağır yaptırımlarla bunların egale etmeli.

Sonsöz:

Bizim kirlenen aslında istihbarat ve siyasetimizdi.

Bir uzak ülkenin uydusu gibi 70 sene istihbaratımıza, askeriyemize ve eğitimimize her tür çeki düzeni onlar verdi.

Onlara teslim ettik bu kurumlarımızı.

Ve 15 Temmuzda bize cemaat saldırmadı, 70 sene bizim içimizde, istedikleri gibi yapılanan Abd'nin taşeronları saldırdı...


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık