• 16 Temmuz 2017, Pazar 22:17
ORHANBAYLAN

ORHAN BAYLAN

TARİKAT/CEMAAT DÜŞMANLIĞI KİMİN İŞİNE YARIYOR

Bildik fıkra.

İki kör oturmuş dolma yiyorlarmış. Biri diğerine, “Teker teker yesene kardeşim dolmaları” demiş.

Suçlanan kör şaşırıp, “Zaten birer birer yiyorum” diye cevap vermiş.

Diğeri, “Ha tamam, sen de benim gibi ikişer ikişer yiyorsun sanmıştım da” demiş pişkin bir şekilde.

***

Tarikat/Cemaat ve Tasavvuf gibi konularda toplumda kafa karışıklığı çok. Tabii bunun sebebi de çok ama üzerinde duracağımız konu bu değil.

Tarikata karşı olanlar iki grup:

1-Hiç bilmeyenler.

2-Bilerek düşmanlık edenler.

Seküler ağırlıklı eğitim alan, tarikat/cemaat sosyal dokusundan uzak mahallelerde yetişen birinin bu konuları bilmemesi doğal ama ukalalık etmesi doğal değil. Bilerek düşman olan kesim, yani 2. grup, “uydurulan din, indirilen din” veya “yalnız Kur’an” saçmalıklarını düstur edinenler ile selefi tabir edilen sefiller.

Selef kelimesini de izah edelim yeri gelmişken. Aslında İslâm’ın ilk intişar yıllarında, sahabe, tabiin ve tebe-i tabiin alimlerinin genel adıdır. Şimdiki Vehhabi eksenli veya Harici mantıklı İslâm adını kullanan sapıklar grubunun bu güzel insanlarla zerre kadar ilgisi yok ama birileri takmış bu sıfatı gidiyor.

Kısaca, tarikatı bir sürü tasavvufi terimlere boğmadan izah etmek gerekirse, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem'in İslâm’ı yaşadığı ve öğrettiği şekilde, ondan görenlerin sonrakilere aktarması suretiyle günümüze kadar bir silsile şeklinde aktarımının yapılmasıdır. Mesela, abdesti Resulullah nasıl almışsa Ebubekir efendimiz de öyle almış, ondan Selman-ı Farisi görmüş o da öyle almış ve sonra gelen talebeleri görmüş onlar da öyle... gibi.

Suyu ne kadar kullanırdı?

Başını mesh ederken nasıl yapardı?..

Bu hassasiyet neyi getirir?

Bu, günümüz şeyhi, öncekilerden gördüğü gibi yaparken, aslında ilk yapan gibi yani Resulullah gibi yapıyor demektir.

***

Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde tarikatlar her sokakta vardı. O dergâhlarda kalplerin pası silinir ve iman tazelenirdi. 15 Temmuz sonrası en büyük zayiatı biz işte bu alanda verdik. Zaten bilinmeyen, 100 yıllık topluma yaşattırılan travma sonucu zedelenen tasavvuf/tarikat/marifet/hakikat eksenimize bir darbe de Fetö örgütü vurdu. Belki de asıl maksat maddi kayıplardan çok buydu. Yusuf Kaplan’ın hep feryat ettiği gibi, yıkamadıkları Ehl-i Sünnet damar hedeflendi belki de.

Öncelikle cemaat demek tarikat demek değildir. Mesela; Müslüman Kardeşler Hareketi, Nahda Hareketi, Nur Cemaati… Gülen cemaati de tarikatla uzaktan yakından alakalı değildir. Tarikatların silsilesi olur. Aktarılacak 1440 yıllık müktesebat vardır zira.

Cemaatlerin sadece alimi ya da lideri olur; o kadar.

Bu arada tarikatlarla derdi olan yukarıda belirttiğim bilhassa 2. gruptakiler, 15 Temmuz Fetö hareketinin yapmış olduğu ihaneti dillerine dolayarak, fırsattan istifade tarikat ve cemaatlere savaş açtılar.

Bunun iki görünür sebebi var tabii. Hem Fetö’den boşalan devletteki kadrolara kendileri yerleşmek istiyor; hem de fikren karşı olduğu Ehl-i Sünnnet inancının en büyük savunucusu tarikatları toplum nezdinde tu kaka yapıyor. Bu yüzden de son günlerde bir furya başlattılar. Yok “Menzil cemaati, Tarım Bakanlığı’nda Fetö örgütlenmesi gibi kadrolaşıyormuş”,  yok “Süleymancılar büyük tehlikeymiş”, “İsmalağa cemaati şunu yapıyormuş” filan... Bunların hiç birinin savunucusu avukatı değilim ama bu iddiaları dile getirenlerin İslam, Tasavvuf/Tarikatlar konusunda zerre kadar ya bilgileri yok; ya da deformasyon yapmak için bilhassa yapıyorlar.

Tabii yıllarca bizim merkez medyamızın tarikat bilirkişisi Ruşen Çakır olunca bu bilgi kaosunun olması da doğal.

İnsaf edin, yaşadığınız toplumu tanımadan sosyolojik tanım, dininizi bilmeden dini tanımlara kalkışmayın bari. Tarikatların toplumun hangi kesiminden rağbet gördüklerini bilmeden ezbere sallayınca, bu söylemlerin bir müddet alıcısı olsa da sonunda balon gibi sönmeye mahkum oluyor.

Küçümsemek için demiyorum, İsmailağa ve Menzil bu toplumun resmi eğitimi en az almış tabakalarının rağbet ettiği yerler. Devlette görev almaları, inandıkları gibi yaşamalarına engel olduğu için uzak dururlar. Genelde bu yüzden ticaret yapar bu grupların mensupları.

Menzil grubunun Tarım Bakanlığı hikâyesini açıklığa kavuşturalım bu arada. Bahsettiğim gibi, resmi eğitim almadıkları için bir kısmı çiftçilik yapıyor; hayvan yetiştiriciliği, süt üretimi gibi… Ve devletin buralara verdiği teşviklerden istifade etmek istiyorlar haliyle. Tarikatın lideri Adıyamanlı olduğundan, Mehdi Eker’in de bölgenin Bakanı olması hasebiyle, -cemaatin oy potansiyeli de gözetilerek sanırım- bir yol bulup teşviklerden yararlanılmış. Arada Menzil cemaatine mensup bir iki bürokrat da olabilir.

Ama ele geçirmek, yuvalanmak ne demek yahu?...  

Ayrıca, devlette gözü olanın Tarım Bakanlığı’nda ne işi var? İnekler ve koyun, keçilerle mi darbe yapacak?

Mesele bu…

İsmailağa cemaatini yazmaya gerek var mı? Yahu giydiklerini şalvar-ı şerif, çarşaf-ı şerif diye niteleyen kişilerin devleti ele geçirme iddiasına neyimle güleyim bilemedim…

Süleymancılar konusunda şimdilik fazla bir şey yazmayacağım, ona ayrı bir yazıda değinmek istiyorum.

Bu dedikoduları çıkaranların arkasında, M. İslamoğlu, C. Taslaman, M. Okuyan ile adamları var. Esas örgütlenenler bunlar. Çünkü bunlar üniversitelerde öğretim görevlisi ve televizyon kanalları olduğu için eğitimli insan potansiyelleri fazla. Bir de üstüne devletin en kalın seslisini koyduğunda bürokraside yapılananlar bunlar oluyor.

Yani hem dolmayı çifter çifter götüren bu hergeleler, hem de bağıran….

Yiyin beyler yiyin bakalım; yediğiniz dolmalar, bir gün gelir sizi tırmalar.

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık