• 08 Şubat 2018, Perşembe 0:35
ORHANBAYLAN

ORHAN BAYLAN

TARİHİ TEKERRÜR MÜ DEJAVU MU?

TARİHİ TEKERRÜR MÜ DEJAVU MU?

19.yüzyıl Osmanlı’nın en uzun asrıdır.

17. asırda başlayan durağanlık, iç çekişme, sanayi devrimini kaçırma sonucu başlayan çözüm arayışlarının getirdiği yeni çatışmalar ve kaoslar nihayet 19.yy. gelindiğinde iyice arttı ve koskoca imparatorluk 9 senede tepetakla oldu.

3.Selim ve 2.Mahmut’un Osmanlı’yı toparlama gayretiyle yaptıkları bazı atılımlar toparlamaya yetmediği gibi; Batı hayranlığının, eskilerin deyimiyle “Frenk mukallitliğinin” zirvelere çıkması sonucunu da getirdi.

Güçsüzleşen Osmanlı’nın kudretli zamanlarında Avrupa Devletleri arasında ki çekişmeyi sağlamak için kullandığı kapütülasyonlar aleyhine döndü.Siyasi ve ekonomik baskı unsuru oldu.

Bunun sonucunda; Osmanlı yurdu misyonerlerin hücumuna uğradı.

Asırlardır beraber yaşadığımız etnik ve dini azınlıkları milliyetçilik duygularıyla Osmanlı’ya karşı isyana teşvik ettiler.

1820 yılında ilk defa İzmir’e ayak basan Amerikan Board misyonerlerinin gayretleri sonucu; 1830 yılında ticari ayrıcalık hakkı verildi.

O yıllarda görevli gelen İngiliz ve Amerikalılar dışında Protestan halkın olmadığı Osmanlı topraklarının her tarafında Protestan kiliseleri ve okulları açtılar.

Bulgar, Sırp ve Karadağ gençlerinin arkasında duran en başta Rusya ve İngiltere, 1875 yılında ekonomisi dibe vuran Osmanlı’dan ayrıldılar.

Okullarda okuttukları Arap, Ermeni, Rum ve diğer cemaatlere ait gençlere milliyetçilik duyguları aşılamakla kalmadılar, yayın desteği, teşkilatlanma bilinci verdiler.

İçeride bunlar olurken; dışarda da daha öncede başka yazılarımızda değindiğimiz bir sürü savaşlar yaşandı.

Kavalalı Mehmet Ali paşa isyanı; Osmanlı- Rus Savaşı; Yunan İsyanı, Kırım Savaşı, Bulgar, Sırp, Karadağ’ın kaybı, 1877 Osmanlı-Rus Savaşı…

Tunus’un Fransızlar, Mısır’ın İngilizler tarafından işgali, Kars-Ardahan-Batum’un kayıpları…

Bütün bunlar hem maddi olarak yıkıma, hem de toplumda travmatik etkilere meydan olmuş olan büyük hadiselerdir.

İngiltere/Rusya ve Fransa ile zaman zaman çatışarak, zaman zaman bir birleri ile olan çekişmeleri kullanılarak yapılan dış politika yanında devletin kendi içinde de yozlaşma vardı.

Yeni Osmanlılar denilen muhalif unsurların çalışmaları Abdülhamit döneminde “Jön Türkler” olarak başka bir boyuta geçmiş, Avrupa’nın o gün en merkezi iki başkentinde, yani Londra ve Paris’te gazeteler çıkarıyorlardı.

Bu gazeteler; yabancı posta servisleriyle İstanbul’a getiriliyor ve dağıtılıyordu.

İttihadi Osmani olarak örgütlenen Askeri Tıbbıye talebeleri de içeride müslüman unsurlar olarak, Abdülhamit aleyhinde yoğun ve kesif bir propagandaya başlamışlardı.

Öyleki; İstanbul’da İbrahim Temo, İshak Sukuti, Abdullah Cevdet ve diğer arkadaşlarının başına gelen bir hadise; Londra’da yayınlanan “Meşveret” gazetesinde ballandırılarak ve abartılarak yazılıyor, bu gazeteler kapütülasyonlar sayesinde aranamayan ve dokunulamayan yabancı posta servislerince İstanbul’a getiriliyor bu sefer aynı grup bunu halka yayıyordu tezvirat yapıyorlardı.

İttihat Ve Terakki’yi kuran ve bir süre liderliğini yapan İbrahim Temo tutuklanıp bir müddet Bekir Ağa bölüğüne alınır ve sorguya çekilir.

Bu arada onun işkenceyle öldürülüp, Sarayburnu’ndan denize atıldığı, balıklara yem edildiği yaygarası koparılır.

Ve bunu kendisi anılarında anlatır.

Yabancı gelmedi değil mi mizansen; “Harp okulu öğrencilerinin Menderes polislerince kıyma yapıldığı “ haberine ne kadar benziyor!

İçeride Amerikan Board, Allianz İsrailete, Katolik okullar ve kiliseler ve diğer misyon görevlilerinin yalan yanlı haberleri Amerikan ve Batı gazetelerinde bol bol yer veriliyor, Osmanlı aleyhine kampanyalar düzenleniyordu.

Bu arada milleti sabıka olarak asırlardır bizimle beraber barış içinde yaşayan Ermeni vatandaşlarımız isyana teşvik ediliyorlar, zulüm görmeleri için azınlıkta olsalar devlete baş kaldırmaya sevk ediliyorlardır.

Bunun en güzel örneği, Merzifon Amerikan Kolejinde öğretmenlik yapan Karabet Tomayan adlı Ermeni öğretmenin, okula ait teksir makinasında bastıkları ve Sivas, Yozgat havalisinde devlet dairelerine astıkları, halkı Ermenilerin yaptıklarına karşı ayaklanmaya sevk eden bildirilerdir.  

Batı’lı devletler Ermenileri isyana teşvik ederken amaçları; Ermenilerin yurt edinmesi değil, Osmanlı’nın içeride meşgul edilmesi ve isteklerini daha iyi dikte edebilmeleri, azınlık hakları için idarecileri zorlayabilmek amaçlıydı.

Sason ve Zeytun isyanlarının çıkış amaçları da bu amaçlara yöneliktir.

Bu isyanları tahrik eden okullar olduğu kadar aynı zamanda bölgeden elini çekmeyen İngiliz konsoloslardır aynı zamanda.

Bu isyanlar sonucunda 3 büyük devletin elçileri Osmanlı’yı devamlı ablukaya almış, ellerinde ki bütün imkanlarla suçluların en az cezayla kurtulmalarını sağlamışlardır.

Hatta 1894 yılında çıkan Sason isyanını bastırmaya gidecek Osmanlı komutanına bile karışmak istemişler; Sultan Abdülhamit; İngiliz Elçisine ağır sözler sarf ederek huzurdan kovmuştur.

Afrin’de bugün Türk Ordusu’nun nasıl davranmasını söylemeye kalkışan Amerika ile ne kadar benzerlik gösteriyor değil mi?

İşte; bugün Uluslararası hiç bir hukuka dayanmadan bölgemizde cirit atan devletler o günde vardı, bugün de var.

Dün misyonerlerin yaptığı çalışmaları; 150 sene önce bu topraklarda kurulan okullardan okuyup mezun olmuş; beyinleri iğfal, kalpleri ısındırılmış kişiler gönüllü olarak yapıyor.

İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin, Abdülhamit düşmanlığıyla yaptıklarının benzerini bugün CHP ve HDP aynen yapmıyor mu?

Avrupa ve Amerika basını; dün Ermeniler’e, Bulgarlar’a yapılıyor diye uydurdukları yalan ve yanlı haberlerin benzerlerini şimdi Afrin’de, Suriye’de, Türkiye yapıyor diye çarpıtarak yapıyorlar.

İnsan dünü okuyup bilince; bugün yaşananlar “dejavu” gibi geliyor insana.

Bu ülkenin en büyük düşmanı Türkiye’nin etrafında varlıklarını sürdüren devletler değildir.

İçimizde hala eğitimini sürdüren bu okullar da değildir.

Kiliseler, etnik ve dini azınlıklarda değildir.

Bu ülkenin en büyük düşmanı; 1909 yılında bu memlekete çöreklenen adı İttihat ve Terakki, ama muhtevaları mason, uluslararası para, petrol ve silah sanayinin uşakları olanlardır.

Cihan harbinden koca İmparatorluğu parçalayarak çıkan İttihat ve Terakki’nin A kadrosu yurt dışına kaçmış, onların yerine B kadrosu sahaya sürülmüş ve istila devam etmiştir.

Zaman zaman bu memleketin çocukları ipleri ellerine almaya kalktıklarında, yukarıda bahsi geçen uluslararası şebekenin yerli iş birlikçileri ve piyonları tarafından akamete uğratılmış, geriletilmiştir.

16 yıldır Türkiye’nin yerli ve milli evlatları yeniden bir varlık ve bekaa  mücadelesi vermeye başlamıştır.

Bunun sonucunda bölgesinde oynanan oyunları bozmaya başlamış, bölgenin asli unsurları olmayan güçlerin kurdukları oyunu bozmaya başlamıştır.

Yani;

Uyuyan dev uyanmıştır.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık