• 08 Ekim 2019, Salı 21:19
ORHANBAYLAN

ORHAN BAYLAN

Suriye’de Yanlış mı Yaptık?

Suriye’de Yanlış mı Yaptık?

CHP'lilerin her fırsatta ileri sürdükleri bir tez var:

" Emevi Camisinde namaz kılacağız diye Türkiye'yi ateşe attınız"

İnsanlar genelde balık hafıza olduğu için, aklında kendisine sık sık tekrarlanan sloganlar kalıyor.

O günün şartları, gelişmeleri, etki eden etmenleri filan gözardı edilip, sadece sonuç bağlamından olay değerlendirmesi yapılıyor.

“Stratejik derinlik diyen Davutoğlu Türkiye'yi bu maceraya attı.”

“Türkiye, Esed'le yürümeliydi” gibi tezlerin acaba gerçekliği ne kadar doğru?

Esed'le yürünebilir miydi?

Olayları o günlerin insicamı içerisinde teker teker hatırlayalım.

Dara olayları öncesine kadar Türkiye ile Suriye arası, bizden koparıldıkları tarihten beri hiç olmadığı kadar iyi bir durumdaydı.

Vize kaldırılmış, iki ülke vatandaşları pasaportlarla birbirlerine gider olmuştu.

Futbol klupleri gidip Halep'de maç yapıyor, hatta iki ülke ortak bakanlar kurulu topluyordu.

Esed ve eşi Türkiye'de Erdoğan ve eşinin misafiri olarak tatil yapıp herkes mutluluk tabloları resmediliyordu.

Ama Tunus'ta başlayan Mısır'la devam eden arap baharını Suriye'ye de taşımayı amaçlayan küresel güç, Suudi Arabistan destekli olarak Suriye'de bazı fitne tohumları atmaya başlamıştı.

30 yıl önce Baba Esed'in katliam yaptığı Dara şehri bu iş için uygun bir zemindi.

Ve demokratik hak talepleriyle insanlar yürümeye başlamıştı.

Her gün Suriye de yürüyüşler olmaya başlamış, Türkiye Esed'e demokratik taleplere kulak vermesini salık verip, anayasal düzenleme, seçim yapma ve bazı hakları vermeyi öğütlemeye başlamıştı.

O günün Dışişleri bakanı A.Davutoğlu bu sebeple "6 ay içinde 29 defa " Halep ve Şam'da Suriyeli yetkililerle görüşmüş, ateşi söndürmeye çalışmıştı.

Dara'da göstericilere açılan ateş neticesinde ipler kopmuş, Amerika ve Suudi Arabistan'ın çeşitli ülkelerden getirdiği sözde "mücahit" lerle yerli "muhalifler" bu iki devlet tarafından silah ve mühimmat yönünden desteklenmeye başlamıştı.

İlk başlarda sadece İran'ın desteklediği, Rusya'nın tam olarak oyuna girmediği günlerde Türkiye Amerika, Suud ortaklığından yana tavır alarak, Esed'i devirmek için muhaliflere gidecek sevkiyata topraklarını açtı.

Tabi bunda çeşitli çok çeşitli etken vardı.İnsani nedenlerin yanında, Suriye'de ki Türkmenlerle ortak yönlerimiz bir yerde bizi mecbur da ediyordu.

Ayrıca; 911 km sınırımız olan Suriye'nin içinin daha önceki örneklerde olduğu gibi (Afganistan ve Irak) olması durumunda bunun en büyük faturasını Türkiye'nin ödeyeceği de aşikardı.

İşte Amerika'nın oyununa, Esed'in de İran ve Rusya'nın baskısına mecburi boyun eğmesi sonucu Türkiye bu konsorsiyuma katılmak zorunda kaldı.

Akdeniz’de ki tek üssünün tehlikeye girdiğini gören Rusya’da İran’la beraber Esed’i desteklemeye başladı.

Aslında hem Suriye, hem de dolaylı olarak Türkiye, iki süper gücün oynadıkları oyunun mağduru oldular.

Amerika; bölgede İsrail'in başını ağrıtacak ve enerji üzerinde kendisinin canını sıkacak güçlü bir devlet istemediği, Rusya'da benzer gerekçelerle, Orta Doğu'da ki devletleri kılcal damarlarına kadar bölüp parçalasalar ancak mutlu olurlar.

Türkiye güneyinde oluşan bu duruma kayıtsız kalamazdı.

Ama Amerika Türkiye’yi resmen sattı.

2013 yılı aslında başka bir yazı konusu olur.

Ayn-el Arab’ta (Kobani) öyle bir uluslararası algı çalışması yapıldı ki, Barzani güçleri diye PKK2nın dağ kadroları Türk toprakları açılarak geçti.

Selahattin Demirtaş’ın o günlerde 53 vatandaşımızın ölümüyle sonuçlanan provakasyonları, Gezi ve 17-25 Aralık yargı darbeleriyle hükümetin adeta linç edilerek işlemez hale gelmesi işte Amerika’nın Suriye’de ki oyununun bir parçasıydı.

Türkiye Amerika’nın oyununu anladığında kendisine yeni yol haritası ve partnerler aradı.

Ve hepinizin bildiği İran ve Rusya yakınlaşması başladı.

Bu arada Suriye rejimiyle görüşmeli sözlerinin pratikte hiçbir değeri olmadığını söyleyenlerde biliyor aslında.

Esed şu an Rusya ve İran’ın figüranıdır.

Rusya varken onla konuşmak zaman kaybından başka bir şey değil.

Esed'le görüşerek, Suriye'de akan kanı da durduramazsınız, ülkeyi yeniden şekillendiremezsiniz de.

AK Parti içinde kazan kaldırdığı için aslında Ahmet Davutoğlu'nun Dış İşleri Bakanı olarak oynadığı rolü ve ettiği sözleri bugün kimse sahiplenmiyor.

Davutoğlu kendi kendine politika belirleyip yürütmedi.

Ayrıca dış politika hükümet değil, "Devlet" politikasıdır.

Netice olarak şunu diyebilirim:

Türkiye bu oyunların dışında kalamazdı.

911 km sınırınız olan bir devlete 10 bin kilometreden gelip tezgah açanlara “pazarola” diyemezsiniz.

Tezgahını başına geçirirsiniz.

Ha yavaş olur, ama olur.

Nasıl Amerika’nın PKK koridorunu Cerablus ve Afrin’e girerek kestiysek, Fırat’ın doğusundaki o kuklaları da dağıtırız…

Emevi Camisinde cuma namazı mevzusuna gelirsek, bir gün kılacağımızdan emin olabilirsiniz...

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık