• 20 Ocak 2018, Cumartesi 4:43
ORHANBAYLAN

ORHAN BAYLAN

SURİYE VE CİVARININ 200 YÜZYIL ÖNCESİNE KISA BİR BAKIŞ…

SURİYE VE CİVARININ 200 YÜZYIL ÖNCESİNE KISA BİR BAKIŞ…

Bugün yaşananların izlerini geçmişte aramakta yarar var.

Asırlarca bu topraklarda bir çok etnik ve dini farklılıkları olan topluluklar ciddi bir ayrışma olmadan beraberce yaşadılar.Yönetenlerin onlardan talebi çok basitti.

“Dininizi yaşamakta, dilinizi konuşmakta, adetlerini örfünüzü devam ettirmekte özgürsünüz.Nasıl evleneceğinize, nasıl boşanacağınıza, mirası nasıl pay edeceğinize ben karışmam.Sadece kayıt altına alırım.

Bana vermenizi gereken vergiyi verir, kendi aranızda veya diğerleriyle huzursuzluk çıkarmaz, devlete isyan etmediğinzi sürece can ve mal emniyetiniz vardır”

Buna riayet ettikleri sürece bilhassa Bağdat ve Bilad-ı Şam vilayetlerinde her dinden her milletten insanlar arasında ciddi bir sürtüşme yaşanmamıştır.

Ama Osmanlı sanayi devrimini kaçırıp Batı ile olan yarışta geriye düştüğünde, Doğu’nun zenginliklerini sömürmek için kendilerine engel, Haçlı seferlerinde kendilerini durdurup bir de asırlarca Avrupa içlerine kadar gelip kendilerine korku ve kabus yaşatan Osmanlı’dan intikam almak amacıyla gözlerini bu topraklara diktiler.

Tabi bu sefer ordularıyla gelmediler.

Misyoner din adamları ve gezgin, araştırmacı, arkeolog olarak bu topraklara üşüştüler.

Misyoner rahiplerin amacı “İnsanları kurtarmaktı”.Ama Müslümanlar üzerinde etki edemeyip üstelik bu tür teklifler çok kötü sonuçlar verince taktik değiştirdiler.

Osmanlı topraklarındaki Hristiyanlar üzerinde çalışmalarını yönelttiler.

Ortodokslar, Katolikler zaten Osmanlı coğrafyasında gerek cemaat okulları ve diğer misyonlarıyla vardı.Ama 19. Yy. başında bu topraklarda pek olmayan yoğun bir Protestan misyoner çalışmasına maruz kaldı.

Tabi bunların en ünlüsü ve etkilisi; American Board of Commissionars for Foreign Missions (American Board)’dur. Bu örgüt 1810 yılında Boston’da Presbyterian ve Congregational kiliselerinin üyeleri tarafından kurulmuştur. Başlangıçtaki hedefi Amerikan yerlilerini ve Amerika kıtasındaki Katolikleri Protestanlaştırmak iken, sonradan “bütün dünyayı Protestanlaştırmak” olan yeni bir hedef belirlemiştir. Bu hedefe ulaşmak için de iki önemli aracın bulunulduğu düşünülmekteydi: “İslam’ı yok etmenin ve eski kiliseleri canlandırmanın bir vasıtası olarak Müslümanları ve ‘sözde’ Hıristiyanları Protestanlaştırmak.” 20. yüzyılın pek çok misyoneri Dünya Misyonerlik Konferansı’nda hep birlikte “Protestanlık ve hizmet, kilise ve okullar yoluyla ulusların Hıristiyanlaşmasını, bunun için de hükümet desteğini reddetmemek” gerektiğini söylüyorlardı.

1818 yılındaki bir toplantısında da Levi Parson ve Pliny Fisk adındaki iki misyonerleri Osmanlı hakimiyetinde bulunan ve Müslüman, Yahudi, Ermeni, Nasturi, Grek ve başka Hıristiyan topluluklarının yaşadığı Orta Doğu bölgesine gönderme kararı almıştır.5 Bu karar üzerine 1820 yılı başında İzmir’de Osmanlı topraklarına ayak basan bu ilk ABD misyonerleri, burada başarılı olamayacaklarını anlayınca Filistin’de Yahudiler ve Müslümanlar arasında çalışmalarına devam etmişlerdir. Parson ve Fisk’in bu sırada yapmış oldukları çalışmalar ve topladıkları bilgiler bir ölçüde Board’un Osmanlı topraklarındaki büyük çaplı misyonerlik hareketine öncülük etmiştir. Nitekim, Parson ve Fisk’i müteakiben W.Goodell, J.Breva, E.Gridley, D.Semple, I.Bird, E.Simith, J.D.Paxton, H. Hallock, Esh S. Asaad, J. Wolff, R. Anderson, J.B. Adger, D. Temple, J.V. Lennep gibi misyonerler bölgeye gelerek etkin bir şekilde çalışmalarını devam ettirmişlerdir.

Şimdi bu şahısların geldiği ve Lübnan’da 1823 yılında açtıkları ilk kolej yıllarında bölgeye ve Osmanlı İmparatorluğunun başında olduğu gailelere bir bakalım.

Uzun süredir Hicaz ve Necd bölgesinde devam eden Suud/Vehhabi isyanını bile bastırmaktan aciz Osmanlı, Mısır Valisi Mehmed Ali Paşa’dan bu konuda yardım istemişti.

3.Selim’in başına mal olan laçkalaşmış yeniçeri ocağının lağvı hadisesi Padişah kellesiyle akamete uğrayınca, bunlar hepten gemi azıya almış savaşa bile gitmeyecek kadar Osmanlı yurdunun başına bela ıolmaya başlamışlardı.

Daha sonra Yunanistan’da kıpırdanmalar başlamış, bu amaçla Mora ve Girit adasında Rumlar isyan çıkartmışlardı.Bu isyanları bastırmak için Osmanlı yine Kavalalı Mehmed Ali paşa’dan yardım istedi.Kavalala’lının elinde Fransızların eğittiği ve silahlandırdığı düzenli bir ordusu vardı.İstanbul’dan yollanan gemilerle Girit ve Mora’ya çıkan Mısır askerleri isyanları bastırdı.

Yunan bağımsızlık hareketinin tehlikeye girdiğini gören Avrupa’nın o günlerdeki güçlü devletleri İngiltere, Rusya ve Fransa hemen Babıali’ye baskı yapmaya başladılar.

Bu arada 1827 yılında bu 3 devlet donanması Navarin’de Osmanlı-Mısır donanmasını baskın harekatla yakıp yok ettiler. Navarin faciası olarak tarihe geçen bu hadise sonrası Kavalalı Mora’nın elinde kalmayacağını anladı.Ve ordusunu tekrar Mısır’a çekti.

1826 yılında iyice laçkalaşmış yeniçeri ocağı 2.Mahmut tarafından yok edildi.Bugün Aksaray ile Yenikapı arasındaki alanda yerleşik olan yeniçeri kışlaları günlerce bombalandı.Hatta millet caddesinin üzerinde bulunan yeniçeri mezarlığı bile toplarla hallaç gibi atıldı.

Ama aynı yıl Yunanistan bağımsızlığını ilan etti.

Navarin baskınından 1 yıl sonra 2 yıl süren Osmanlı Rus savaşı başladı.Ve Osmanlı’nın yenilmesiyle son buldu.Osmanlı-Rus harbi sırasında yardıma çağrılan Kavalalı Mehmed Ali paşa yolu, Suriye’deki salgın hasytalıkalrı bahane edip gelmedi.Ve 2.Mahmut onu değiştirmek üzere harekete geçti.

O da Mora ve Girit yardımı karşılığı Suriye2yi talep ediyordu bu gibi sebebplerle Osmanlı’nın bir valisi ile arasında savaş durumu meydana geldi.

Kavalalı Mehmed Ali paşa’nın oğlu İbrahim paşa Suriye’yi işgal etti.

Suriye ve Konya’da yapılan iki savaşta Osmanlı güçleri bozguna uğradı ve büyük kayıplar verdi.

Torosları aşıp Kütahya’ya kadar geldi.

Fransa Mısır tarafını tuttuğu, o sıra İngiltere Hollanda ve Belçika ile gergin durumda olduğu için Osmanlı’nın yardım talebine cevap veremediler.

Osmanlı’ya yardıma koşan; sıcak denizlere inmek isteyen, güçlü bir Kavala hakimiyetindeki Mısır destekli Osmanlı yerine zayıf bir Osmanlı ile yürümek isteyen Ruslar 5 bin asker ve donanmayı İstanbul’a yolladılar.

Hünkar İskelesi diye bilinen anlaşmada ki gizli maddeleri öğrenen İngiltere ve Fransa notalar verip tanımayacaklarını belirttiler.

Kütahya anlaşması her iki tarafı da memnun etmedi.

Tabi 8 yıllık Hünkar İskelesi anlaşması da Avrupa Devletlerini…

Ve 1839 yılında 2.Mahmut öldü.

Yerine 16 yaşındaki oğlu geçti.

Aynı yıl tanzimat ilan edildi.

Ve 1839 yılında tekrar Osmanlı- Mısır kuvvetleri savaşa tutuştu.

Yine yer Suriye bitişiği Nizip’ti.Osmanlı güçleri yine kaybetti.

Avrupa Devletleri bu sefer Rusların daha fazla Osmanlı üzerinde etkili olmasını istemedikleri için kıta sorunu haline getirdiler ve Londra antlaşmasını imzaladılar.

Suriye’yi ve Adana bölgesini işgal etmiş olan Kavala’lı Mehmed Ali paşa’yı sanki galip değilde mağlup gibi Mısır’a mahkum etitler.

Yani bugünkü Suriye yine zayıf Osmanlı’da kaldı.

***

İşte yukarıda bahsettiğimiz American Board misyonerleri ağırlıklı bölgedeki çalışmalar bu kaotik ortamda oldu.

Osmnalı’nın içerideki çalışma yapan misyonerleri ne görecek, ne müdahale edecek, ne karışabilecek hali vardı.Zaten her hangi bir şikayet üzerine müdahale edecek olsa, Ortodoks ise Rus, Protestan ise İngiliz, Katolik misyonerse Fransız elçilikleri hemen üşüşüyorlar, olayı kendi lehlerine çeviriyorlardı.

Amerikan Board misyonerlerinden en büyük şikayet bölgede ki Katolik ve Grogeryen Ermeni cemaatlerden geliyordu başta.

Hatta Lübnan merkezli çalışmalarda Katolik olan Maruni Patrik en büyük tepkiyi verenlerdendi.

“Protestan misyonerlere karşı en başından beri Maruni kilisesinin özel bir husumeti olmuştur. Nitekim 1825 yılında Katolik iken Protestanlığı benimseyen Es’ad Şedyak adında bir Maruni tutuklanmış ve patriğin talimatları doğrultusunda ölünceye kadar kendisine işkence edilmiştir. Sonuç olarak Protestan misyonerlerin Lübnan’a gelişi Maruni kilisesini son derece endişelendirmiştir. Patrik, kendi cemaatinin çocuklarının Protestan okullarına gönderilmesini yasaklamıştır. Ayrıca Protestan misyonerlerin dağıtmış oldukları gıda ve diğer hediyeleri almaktan onları menetmiştir. 1841 yılında Şuf çiftçilerine Protestan misyonerlerin dağıtmış oldukları İncil nüshaları toplatılarak Deyru’l-Kamer’de yakılmıştır. Protestanlarla yakınlaşan, onlarla iş yapan, onlara ev kiralayan, onları ziyaret eden, onların bir öğrencisini karşılayan veya onların ülkede kalmalarına yardım eden her Maruni, patrik tarafından aforozla tehdit edilmiştir.  “(Muhammed Züaytir, el-Maruniyye fi Lebanan Kadimen ve Hadisen,  )

 

Suriye’ye 200 sene öncede bir kavganın ortasında kalmış, yaklaşık 7 yıl boyunca savaşlar ve kavgalar eksik olmamıştır.

O gün o bölgeyle ilgili Avrupa devletleri ne kadar birbirleriyle çekişme halindeyse bugün de aynı çekişme içinde.

Bugünde ne kendilerine yar ederler, ne Türkiye’yi oraya sokarlar.

Türkiye’nin yapması gereken, onların ihtirasları üzerinden birbirlerini yemelerini sağlayacak politikalar gerçekleştirmesi.

Bu arada yaklaşık 1820-40 yılları arası Osmanlı genelinde, Suriye ve Lübnan havalisini anlatmaya çalıştım.

İşte o kaotik ortamı fırsat bilen misyonerler, Osmanlıyı yıkacak ayrılıkların tohumalrını o yıllarda ilk olarak Beyrut bölgesinde attılar.

Daha sonra 1839 Tanzimat, Kırım savaşı sonrası Osmanlı’nın borçlanması ve Islahat fermanıyla Anadolu topraklarının her yerinde pıtrak gibi okul ve misyon açmaya başladılar.

Üstelik bu okulları ve kiliseleri açtıkları yerlerde ilaç için bir Protestan yokken…


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık