• 18 Kasım 2017, Cumartesi 1:29
ORHANBAYLAN

ORHAN BAYLAN

SAPLA SAMANI KARIŞTIRMASAK

SAPLA SAMANI KARIŞTIRMASAK

Bi’setin 7. Yılı.

Haşimoğulları hariç diğer Mekke kabileleri bir araya gelip, Müslümanlarla kız alıp vermemeyi,

Hiçbir mal alıp satmamayı,

Cenazelerine gitmemeyi, taziyede bulunmamayı,

Peygamberimizi korumaktan vaz geçip onlara teslim edene kadar ablukayı sürdüreceklerine dair sözleşmeyi mühürleyip Kabe’nin duvarına astılar.

Ve Müslüman olanların zarar görmemesi için Ebu Talib’in isteği doğrultusunda “Şib-i Ebi Talib mahallesinde” toplandılar.

Ve abluka ile zor günler başladı.

Sadece Mekke panayırı zamanında ticaret yapmaları serbestti ama o zamanda fiyatları bilhassa Peygamber Efendimizin amcası Ebu Leheb yükselttirdiği için Müslümanlar bir şey alamıyorlardı.

Hurma hariç her şey ticaret yoluyla geldiği için şartlar gittikçe zorlaşmış, açlık son raddeye gelmişti.

Ebu Talib ve Mekke’nin en zengini Hz.Hatice’nin bütün birikimleri tükenmiş, sıkıntı had safhaya çıkmıştı.

Kadınlar çocukları emzirecek süt bulamıyor, açlıktan bebekler ölüyordu.

3 sene süren bu abluka günlerinde vicdanlı Müslüman olmayanlarda vardı.

Hz.Hatice’nin yeğeni Hakim b. Hizam ve Hişam b. Amr bunlardan ikisiydi.Defalarca gizlice yiyecek getirip vermişler hatta birinde Ebu Cehil’e yakalanıp, Hişam b. Amr onu fena dövmüş, deve kemiğiyle kafasını yarmıştı.

Artık açlık ve yokluğun son demlerindeyken Müslümanlar, Hişam, Züheyr b. Ümeyr’in evine gidip bu durumun katlanılmaz olduğunu, vicdanını yaraladığını anlatıp beraber hareket etmeyi teklif etti.

Ondan destek alan Hişam daha sonra Mut’im b. Adiyy, Ebu’l Bahteri ve Zem’a b. Esved’den de destek buldu.

Bir gece Hacun mevkiinde toplanan bu 5 yiğit adam, ne olursa olsun bu ablukayı bitirmeye yemin ettiler.

Ertesi sabah Kabe’nin avlusuna gelen Züheyr ayağa kalkarak:

“Biz yiyip içerken bazı insanlar açlıktan ölüyor.Vallahi bu zalim sayfa yırtılıncaya kadar oturmayacağım”dedi.

Geceden anlaştığı diğer 4 arkadaşı da benzer sözlerle kendisini destekledi.

Ebu Talib’de birkaç akrabasıyla o esnada kabe’ye geldi.

Ve dedi ki:

“Yeğenim diyor ki Allah bana bildirdi, Allah ismi hariç o sayfanın her yerini güve musallat olup yedi”

“Ebu Cehil mümkün değil, bu bir tertip dediyse de;

“Sayfaya bakalım, Muhammed’in dediği gibi mi” dediler orada bulunanlarda.

Ve gerçekten anlaşma sayfasından geriye sadece “Bismikellahümme” yazılı olan kısım kalmış.

Züheyr ve arkadaşları silahlanarak Şib-i Ebi Talib mahallesine gidip müslümanları dışarı çıkartıp ablukayı fiilen bitirdiler.

Peygamber Efendimizin 23 yıllık risalet dönemine ait en acı 3 yılı neden anlattım şimdi.

Elbette bir sebebi var efendim.

Ben o Hatem-ül Enbiya’nın hayatını siyer olarak okumanın yanında insanlık için her yönüyle dersler olduğuna inanan biriyim.

Ben böyle okurum bir başkası farklı yönle okuyarak aslında verilen “hikmeti” belki isabet etmeyi becerebiliriz.

23 senelik risalet hayatının 13 yılının Mekke’de yani müşriklerle, inanmayanlarla beraber geçmesi, 10 yılının İslam devletinin teşekkülüyle, ehl-i kitapla beraber geçmesinin elbette bir anlamı, mesajı var.

Niye o yıllar diğerinden uzun bununda elbette bir anlamı olmalı.

Buradan çıkarılabilecek bir sürü ders olabilir ama benim bugün acizane çıkarttığım bir benzetme var.

Türkiye laik bir ülke.

İslam devleti değil.

Dar-ul harb, dar-ul İslam ve buna bağlı fıkhı meselelere, yorumlara girmeyeceğim.

Son devrin büyük alimlerinden Seyyid Abdülhakim Aravasi kaddesallahu sirrahum buyuruyor ki bu husuta:

“Şeriat hükümlerinin uygulanmadığı memalik dar-ul harbdir.”

Yani Mekke dönemine eş bir zaman içindeyiz.

Başımızdaki idarecilerin şahsi olarak Müslüman olması bu kaideyi bozmaz.

O zaman derim ki bir sürü şeyi saymadan kısaca; Müslüman idareci ve dar-ul islam’sa bu genelevlerin işi ne?

Neyse bu bahsi böylelikle kapatalım.

Lakin Türkiye’de Müslümanların yanında; inançsız, ateist, başka dine mensup ama hakkaniyetli, adil, vicdanlı insanlarında yaşadığı hepimizin malumu.

Tabi İslam’ın ve Müslümanların düşmanı, her fırsatta elinden geleni ardına koymayan, makam sahipleri, yazar çizer, sanatçı v.s insanlarda bol miktarda var.

Fakat bizim tayfada bir hastalık var.

Adam dine biraz uzaksa ölüsünün bile ardından ağza alınmayacak hakaretler ediliyor.

Bu yaşıma kadar öyle komünistler ve ateistler gördüm ki, müslümanların korkudan sindiği, hatta zamanın ceberrut idarecilerinin etrafında temennalarla göbek atarken, zulüm gören inannanların haklarını savundular.

Aleni dine ve dindara düşmanlığı, buğzunu bilmediğiniz ama sizden olmayanları aynı kefeye koymayın.

Rahmet okumasanız da sövmeyin.

İşte yukarıda o sevgilinin hayatının bir bölümünden örneklediğimiz olayda Müslüman olmadıkları halde vicdanlı insanların verdiği mücadeleyi anlattık.

İsim vermeyeceğim kimler böyle diye.

Çoğunu sizler biliyorsunuz.

Sadece istediğim; sapla samanı karıştırmasak…

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık