• 29 Eylül 2020, Salı 14:26
ORHANBAYLAN

ORHAN BAYLAN

Ne kadar Müslümanız?

NE KADAR MÜSLÜMANIZ?

 

13 yıllık Mekke döneminde iman edenlerin sayısı 1700.

Okullara, sosyal medyaya bakınca kemiyetçe çok, keyfiyetçe ne kadar az olduğumuzu görüyorum.

Sizi kafirlerden, müşriklerden ayıran hiç bir özelliğiniz yoksa müslüman olmanın anlamı ne?

Hılf-ul Fudul gençleri arasında Ebu Cehil'de vardı.

Mekke'nin en cömerdi benim diyordu.

Ama iman nasip olmayınca, iyiliğin, insanlığın, cömertliğin ahiret yurduna faydası ne.

Ahiret yurdu dediğin, yaşadığımız uzuun ömrün yanında an bile sayılmadığı sonsuz alem!

Müslüman olmak iman, iman ise "doğru itikad" iledir.

Doğru itikad ise, 1450 yıldır bize kadar imbikten süzülürcesine gelen "dosdoğru orta yolda" olmaktır.

Peygamber Efendimizin, Ashab-ı Kiramın, Tabiinin ve İslam milletinin alimliğinde söz birliği ettiklerinin bize ilettiklerine inanmak ve tasdik etmektir.

18.yy sonrası İslam memleketlerini sömürmek için dinimizi en ince detayına kadar inceleyip, anlaşılması izaha muhtaç ve tartışmalı bazı konuları dillerine dolayan, "akılcı ve sorgulayıcı" bir dil kullanmak gerektiğini söyleyen Batı'lı müsteşriklerin etkisinde kalan, önce Mısır ve Hindistan'ın satın alınmış zeki müslüman çocukları çeşitli yemlerle kandırdılar.

Sonra bu akımların karşısında set gibi duran Osmanlı’yı yıkıp bizim memleketimize de üşüştüler.

Sonra dini, sosyal hayattan yok etmek için ceberrut bir idareyle gavurdan beter ülkeye çöktüler.

Ezansız, dini eğitimin yasaklandığı Türkiye’ye sanki ihsanda bulunurcasına Ankara İlahiyat Fakultesini kurdular.

Burada yetiştirdikleri yarım alimlere ünvanlar verip etkili makamlara atadılar.

Dr.Doç.Prof. ünvanlarıyla bunlara kürsüler, kurumlar verdiler.

Namaz kılmaz, akidesi bozuk adamları, müftü, vaiz hatta Diyanet İşleri başkanı yaptılar.

Yeni açtıkları fakultelere dekan, kürsü başkanı, enstitülere müdür olarak tayin ettiler.

Bir dönem din eğitimi yasakladıkları halk, bu yeni kurumları bağrına bastı, eksiğine gediğine bakmadan.

Uzun süre çölde susuz kalan biri , bulduğu suda at pisliği, tortu var der mi?

İnsanımız buna da şükür dedi.

Ama işte bu okullarda bilhassa yarım yamalak yetişen ve kendilerini İmam-ı Azam'la eş gören ne idüğü belirsiz bir nesilde peydah oldu.

Tabi sadece okullarla kalmadı.

1960'larda itibaren, dini sosyal hayattan soyutlayamayacağını gören rejimin koruyucu ve kollayıcıları, Abd'nin yeşil kuşak projesi bağlamında bazı dini yapılaşmaları, siyasi oluşumları destekledi.

Ünlü MİT Müsteşarı Fuat Doğu'nun, İzmir'de görev yaptığı dönemde Fetö'yü Edirne'den İzmir'e alıp Kestane Pazarı Kuran Kursu ve Camiini teslim eden Diyanet İşleri Başkanı Yaşar Tunagür'e Seyyid Kutub'un "yoldaki işaretler " kitabını tercüme ettirip dağıttırması bu kabil çalışmalardandır.

Daha sonra MSP içinde çöreklenen selefi bir damar, Ali Şeriati, M.İkbal, Seyyid Kutub gibi kişilerin eserlerini başucu kitabı yaptı Akıncı gençlere.

1000 yıllık Müslüman Türkün mayası Tasavvufu ve tarikatları şirk yuvası olarak niteleyen bu Batı'dan devşirme harici kafa maalesef gençlerimizi siyaset kazanıyla beraber yoğurdu.

Sadece Akıncı gençliğimi?

12 Eylül darbesi sonrası cezaevlerine düşen binlerce ülkücü genç oldu.

Bunlar Efgani, Abduh ve Seyyid Kutub gibi isimlere NFK ve Seyyid Ahmed Arvasi gibi şahsiyetlerin MHP'ye yakın durması sebebiyle mesafeli olmuşlardı.

Lakin cezaevinde bunlar yoğun ve sistemli bir mealist propagandaya maruz kaldı.

O dönemde darbeciler hiç bir İslami neşriyata izin vermezken, bugün piyasada arzı endam eden bir çok "Kuran Bana yeter" saçmalığının ilk fikir babalarından Ercüment Özkan'ın İKRTİBAS dergisi cezaevlerine kolilerle dağıtıldı.

Ne yazıktır roman bile alınmayan cezaevlerine, İKTİBAS ve Yoldaki İşaretler rahatlıkla giriyordu.

Aynı dönemde sözde aranan Fetö, Türkiye'nin en zengin iş adamlarının yalılarında konaklıyor, arabada tabip üsteğmenin eskortluğunda Türkiye'yi baştan başa geziyor ve AKÇA evlerini her şehirde açıyordu.

Bütün bunlar devletin desteği ve gözetiminde yapılıyordu.

Tabi bu arada, şehvet, para ve şöhret düşkünü bir kaç meczup bulunuyor, ya da istihbarat eliyle yetiştiriliyor tarikatçı diye ifşa edilip, Yusuf Hemedani ve Ahmed Yesevi'den beri Müslüman Türk'e ruh veren yapılar halk nezdinde şer yuvaları olarak afişe ediliyor, basın yayın yoluyla tahkir olunuyorlardı.

İşte organize bir şekilde yapılan çalışmalar neticesinde maalesef maksad hasıl oldu ve bugün, ne itikadi ne ameli hiç bir derdi olmayan ama sorduğunda "müslümanım" diyen bir nesil ortaya çıktı.

Ortak dilleri; "İnsani değerler, akıl, rasyonalite, dogmaya karşı durmak, sorgulamak" gibi insana cazip gelen sloganları kullanarak çektikleri insanları önce ne olduğu belli olmayan, özü gitmiş adı kalmış bir İslam'ın yılmaz savunucusu yapıyor, daha sonra deizmin ve ateizmin kucağına itiyorlar.

 

Çözüm:

Mavaraünnehir'de tohumu atılan ve Viyana kapılarına kadar Müslüman Türkü götüren o İslami şuurun yeniden ihyası.

Bu da cafcaflı sözlerle, Batı'nın normlarını kendimize rehber etmekle, Aydınlanma çağı seküler sorgulama teknikleriyle değil, 1450 yıllık müktesabatımıza sarılmakla mümkün olur.

Bizi biz yapacak değerler manzumesi budur.

Yoksa en güçlü ülke olsan, en süper devlet olsan ne yazar.

Hristiyan Gaguz'dan Olga’dan, Alaman Hans'dan, İngiliz George'den farkın olmadıktan sonra.

Kısacası; İmam-ı Azam'ların, İmam-ı Maturidi'lerin; en cahil kişinin anlayacağı hale getirdiği iman esaslarına inanmak, elinden geldiğince dinini yaşamak ve ailene yaşatmak..

Unutma;

İman etmeden müslüman, itikadı düzeltmeden gerçek mü'min olamazsın.

İtikad; Allahu tealanın inanman için Peygamberimiz vasıtasıyla insanlara tebliğ ettiği zarurat-ı diniyyedir.

 

Son söz:

Bırakın gazetelerde, televizyonlarda caf caflı laflar eden ilahiyatçıların sözlerini.

Ninenizin inandığı gibi inanın.

Ninenden bir şey duymadıysan, al bir Mızraklı İlmihal, orada yazılanlara inan...


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


Rıza şimşirgil Rıza şimşirgil 29.09.2020 16:47

İmam hatip mezunlarını bile birer imam-ı Azam olduğunu söyleyen hasta bir ruh sunduğun reçeteyi nasıl kabul edip hayatına geçirir bilmemki

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık