• 09 Şubat 2019, Cumartesi 19:37
ORHANBAYLAN

ORHAN BAYLAN

Nasıl Adam Oluruz?

Nasıl Adam Oluruz?

 

Eguene Bore.

1809-1878. Fransız Katolik misyoneri.

1837-66 yılları arasında Türkiye’de çalıştı.

Türkiye’ye gelmeden önce İtalya’da Katolik Ermeniler arasında bir yıl yaşayıp Ermeniceyi öğrendi.

Daha sonra Türkiye’ye geldiğinde Galata’da Ermeni bir ailenin yanında kalıp, Ermenicesini geliştirdi.

Çok seyahat etti.

İstanbul, Tebriz, Urumçi, Lübnan, Cezayir, Polonya da çeşitli okullar açtı.

O dönem Osmanlı, İran ve Rusya’nın bir kısmında gitmediği yer kalmadı.

Her gittiği yerde notlar tutup daha sonra bunları yayınladı.

Ülkesindeki klise yetkililerine devamlı raporlar verdi.

Keldanice, Aramice, Maruni dilleri gibi yerel diller yanında Rusca, Arapça ve Çince gibi diller dahil olmak üzere 20’den fazla dili okuyup yazabiliyordu.

 

Elias Riggs.

1810-1901 Amerikan Protestan misyoner kuruluşu ABCFM’nin Osmanlı’da en uzun süre çalışan elemanı.

1932 yılında 2 günlük evliyken Türkiye’ye gelen Elias Riggs 69 sene bu ülkenin her yerinde misyoner faaliyetlerde bulunduktan sonra yine İstanbul’da ölmüş.

Henüz Bulgaristan diye bir devlet yokken Bulgarca İncil yazmış, Bulgar devlet sınırları tespit edilirken Hakem heyetinde görev almış, Bulgar Milli Kahramanı addedilen, ailesini de misyoner olarak yetiştirmiş birinden bahsediyorum.

20 dil bilen, 12 dilde uzman, 4 dilde çevirdiği incilleri hala okunan bir misyoner.

Cyrus Hamlin.

Asahel Grant.

Gertrude Bell.

Ve daha niceleri.

Osmanlı’nın en uzun asrında bu topraklara gelerek köy köy demografik yapısını çıkaran, karıştıkları halkın çeşitli dinlere ve etniseteye mensup farklılıklarını zamanla işleyerek ayrılık tohumlarını bıkmadan usanmadan körükleyen bu misyonerlerdi.

Kendi tahrif olmuş dinleri için, iktisadi ve ekonomik sömürü için bıkmadan usanmadan çalışan bu insanlar, hasta Osmanlı’yı yıkmayı başardılar.

Ermenileri, Arap’ları, Rumları eğiterek, kışkırtarak sonunda bizi hem zayıflattılar hem istikrarsızlaştırarak yıkılışı hızlandırdılar.

Ama onlar bu topraklara gelirken ellerini kollarını sallayarak gelmediler.

Hazırlandılar.

Bizim kadar güzel Türkçe, bizim hocalarımızdan iyi Arapça, devlet görevlisinden iyi Ermenice, Rumca veya bu toprakların halklarının dillerini öğrendiler.

Dinlerini, dinlerindeki ihtilaflı konuları çalıştılar.

Adetini, her şeyini öğrendiler.

Eugine Bore 1837’de ilk seyahatine çıkarken bir Osmanlı gibi giyindi ve sakal bıraktı.

Elias Riggs, Osmanlı devlet görevlilerinden daha iyi Keldanice biliyor, Keldanilerin inançları, zayıflıkları ve eksikliklerini, kültürlerini biliyordu.

Biz İmparatorluğu yıkılmasın diye ellerimizle ayakta tutmaya çalışırken bir çok şeyi yapamadık maalesef.

Batı karşısında denizde ve karada devamlı yenilmeye ve zayıflamaya başlayan Osmanlı kaçırdığı sanayi devrimini yakalamak için eğitim atağına kalkıştı.

2.Mahmud döneminde eğitimde yeni yöntemler uygulamaya konuldu.

Ve öğrenci göndererek en azından bu makasın kapanması için elini çabuklaştırmaya çalıştı.

Ama gönderdiğimiz öğrenciler değil, onları korusun kollasın diye devletin başlarında yolladığı Hoca Tahsin denien şahıs Montprasse cafelerinden çıkmaz olup kıyafetini atıp kafasına fötrü geçirdi, tam bir Frenk oldu.

Hoca Tahsin o devrin takılan adıyla Gavur Tahsin oldu.

Sonra hiç adam yokmuş gibi tutup bunu Dar-ul Fünun’a (İstanbul Üniversitesi) kurucu olarak tayin ettik.

Osmanlı kendi kültür temellerini nasıl yok etti anlayın!

Osman Hamdi Beyi mühendis olsun diye yolladı ressam olup geldi.

Abdülhak Hamid ve kardeşi şair oldu.

Devletin görevle yolladığı şu Robert Kolej’in arazisini satan Ahmet Vefik Paşa, kumar oynamadığı zamanlar tiyatrolardan çıkmaz oldu,

Ve daha niceleri.

Cumhuriyet dönemi daha bir fecaat.

Kendi halkının dinine, diline, müziğine yasak koyan bir türedi cibilliyetsiz grup musallat oldu ülkenin başına.

Dini müesseselerini kapattılar.

Ezanı yasakladılar.

Kuran-ı Kerim okunmasına ve öğretilmesine engel oldular.

Allah demeyi yasakladılar.

Halkının dinini, örfünü, adetini öğrenip onunla beraber, omuz omuza bu ülkeyi yeniden mamur etmeye, düştüğü yerden kaldırmaya çalışacağına daha beter düşman ettiler.

Bizi 200 sene de bölerek, parçalayarak düşman edenler nasıl 4 milyon kilometrekareden 780 bin kilometrekareye mahkum ettilerse, onların bizi küçültürken kullandıklarını kullanarak yeniden ihya hareketine başlamamız gerekirken, bilakis tersini yaptılar.

Bu ülkenin subayı, din adamı, bürokratı maalesef; ülkede konuşulan dilleri, yaşayan kültürleri, etnisiteyi, din ve cemaatleri hiç umursamadılar, öğrenmeyi bırak, saygı bile göstermediler.

Kendi dininin akidevi ve ameli farklılıklarını, yani mezheplerini bile öğrenmeyi arzu etmediler.

Umursamadılar.

İşte ülke ne Batı’lı olabildi, ne Doğu’lu kalabildi.

Saçma sapan insanların türediği, yolsuz, yordamsız, ülküsüz bir topluluk haline geldi.

Biz düştüğümüz yerden kalkabilmek için, yeniden büyük ve güçlü Türkiye'yi inşaa etmek için;  kendi kültürünü, örfünü, adetini kendi dinini bilen bireyler yetiştirmemiz gerekiyor.

Başka türlü bu ülke mamur değil, bazıları için hamur olur...

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık