• 06 Haziran 2018, Çarşamba 1:42
ORHANBAYLAN

ORHAN BAYLAN

Millet Olmanın 3 Şartı

Millet Olmanın 3 Şartı

 

“ İngilizce, Ermenice, Rumca, Genel Kültür, Fen Bilimleri, Hristiyanlık tarihi, Pontus ve Ermeni Mitolojisi dersleri.”

Yukarıda saydığım dersler, Amerikan BOARD misyonerlerinin Osmanlı topraklarının her tarafında açtığı okullardan biri olan Merzifon Amerikan Kolejinde okutulan dersler.

800 yıl birlikte kavga etmeden yaşadığımız Ermeni ve Rumlara, önce tarih ve edebiyat sonra silah ve destek vaad ederek, onların yüreğinde bağımsızlık ateşi yakıp, Anadolu topraklarının kana bulanmasına sebebiyet verdiler ve  “elim olayların” yaşandı.

Tahriklerin sonucunda;

1915’de Ermeniler tehcir edildiler.

1924’de Rumlar mübadeleye tabi oldular.

Yerlerinden yurtlarından oldular.

Sadece Ermeni ve Rumlara değil ki; Osmanlı topraklarında ki ne kadar etnik ve dini farklılıklar varsa hepsini zehirlediler.Maruni, Dürzi, Nusayri, Bulgar, Makedon, Sırp ve Arap.

Osmanlı topraklarının en kılcal damarlarına kadar girip, ne kadar ayrıştıracak unsur varsa hepsini teşvik ve tahrik ettiler.

Düşünün; Hakkari, Urumiye ve Musul üçgeni arasında yüksek tepelerde yaşayan “Nesturi Hristiyan” kabileleri bile ihmal etmediler.

Çok kaba, geri kalmış ve ilkel şartlarda yaşayan Nesturileri önce Amerikan Board misyonerleri, daha sonra Fransız Domiken ka-tolikleri ve daha sonra da Rus Ortodoksları eliyle ifsat edip 1914 yılında isyan ettirdiler.

Tabi sonunda yerlerinden yurtlarından oldular.

Nesturi komutanının söylediği söz çok ibretliktir:

“Amerikan misyonerleri gelmeden biz Kürt aşiretlerle mera kavgası eder, araya nüfuzlu beyler girer sonunda bir şekilde sulh yapardık.Fakat bunlar geldikten sonra biz topraklarımızdan olduk”

Beyler unutmayın; millet inşaa etmenin 3 şartı vardır.

Evet bir halka, kavme bir kimlik kazandıracaksanız; Din, Edebiyat ve Tarih vermelisiniz.Sonra onlar çocuğunun ekmeğini kesip sizden silah zaten alacaktır.

Baştaki dersler arasında Pontus ve Ermeni Mitolojisi yani efsaneleri ders olarak okutuluyor denmiş.

Yani masallar, efsaneler kahramanlık hikayeleri.

Gerçek üstü bu masalların, efsanelerin aktarılması, öğretilmesi aidiyet duygusunu güçlendirmek için.Onlara milli bir bilinç kazandırmak için.

Aslında bir millete ( kültür, hars) veya dine ait masal, hikaye, ritüel, şarkı, ağıt, naat ve sözlü edebiyatın oluşturduğu bugünün ruhuna göre bazen “saçmalık” gibi gelen bütün fiillerin hepsi aslında aidiyeti pekiştiren unsurlardır.

Örneklendirelim.

Dünya’nın en çok zulüm, sürgün ve işkence görmüş halkı Yahudilerdir.Lanet edilmişlerdir.Ama işin ilginç yanı Dünya’da asimilasyona en çok direnenlerde İsrail oğullarıdır.

Onları 3000 bin yıldır yayıldıkları her coğrafyada dinlerine sımsıkı sarılmış tutan işte yukarıda bahsettiğim belki de bir kısmı saçma gibi gelen anane ve örf, dinsel inanış ve ritüellere sımsıkı bağlı olmalarından.

Bugün ortalıkta Tevrat diye dolaşan muharref kitabın ya da onun tefsiri kabul edilen Talmud’un içinde ki saçmalıkları eleştiren bir “Yahudi” entelektüeli gördünüz, duydunuz mu?

Dünya’da paraya hükmeden, neredeyse bütün bilimlerde dâhiler yetiştiren İsrail oğulları kendi kitaplarıyla ilişkili tek kelime neden etmez?

Çünkü biliyorlar ki; 3000 bin yıldır onalrı canlı ve diri tutan ruh bazıalrı için saçma olan o “ruh” dur.

Bugün maalesef bizim toplumuzda misyonerler çalışması sonrası oluşan bir Batı’cı aydın protitipi ve onu taklit etmeye çalışan, bu sayede paraya, makama, güce ve sosyal birey olabilen bir taklitçi güruh türedi.

Bunlar kendi kültürlerine, dinlerine, anane ve örflerine burun kıvıran, küçümseyen hatta zaman zaman aşağılayan seküler mantıklı kişiler.

Bir de misyonerlere gittikleri İslam Ülkelerinde ki sömürge çalışmalarında destek olmak için; islami bilimleri iyi etüd etmiş, bu konuda çatışmalı ve kafa karıştırıcı teknik konuları ortaya atarak insanları iğfal etme konusunda uzmanlaşmış “müsteşrikler” vardı.

Bunlar sadece Hristiyan misyonerleri etkilemedi; Batı aydınlanması gözlerini kamaştırmış bizim yarı aydın müsveddesi sözde “İlahiyatçıları” da etkisi altına aldı.

Ve bunlar da; kendi dinlerini İmam-ı Azam, İmam-ı Şafi, İmam-ı Maturidi, Gazali’den değil, A.Sprengler, M.Wat, Dozy, Goldziher gibi müsteşriklerin yazdıklarından nakletmeyi yeğlediler.

1400 yıllık İslam müktesabatı yerine, aydınlanma çağı Kilise ve İncil reddiyeleri üzerinden oluşturulan bakışı taklit etmek kolaycılığına kaçtılar.

Ve aynı seküler aydın tabaka gibi batı hayranı bir de ilahiyatçılarımız oldu.Yalnız şunu unuttular.

Kendi dininize, kültürünüze ait hurafe, hikaye, masal, efsane diye küçümsediğiniz ne kadar çimento varsa onlar millet oluşumunu sağlayan unsurlar.

İşte yukarıda İsrailoığulları ile ilgili verdiğim örneklemede olduğu gibi.

Siz kendinizi aydın ve dünya vatandaşlığının bir parçası olarak gördüğünüzde aslında kimliksiz, kişiliksiz, kapitalist endüstrinin tüketicisi bir birey olarak kalmaya mahkum olduğunuzu bilin.

Böylelikle ne yıktığınız milletinizden, ne de yaranmaya çalıştığınız “World citizen” den olabilirsiniz.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık