• 07 Temmuz 2019, Pazar 21:51
ORHANBAYLAN

ORHAN BAYLAN

İstanbul Sözleşmesi Nedir?

 

İstanbul Sözleşmesi Nedir?

Son günlerde çokta tartışılan ve gündeme gelen İstanbul Sözleşmesi nedir?

Kısa ve net bir cevap verelim.

11 Mayıs 2011 tarihinde İstanbul’da imzaya açılan, TBMM tarafından 14 Mart 2012’de kabul edilen, 1 Ağustos 2014 tarihinde yürürlüğe giren uluslararası bir sözleşmedir.

Kısa adı İstanbul Sözleşmesi olan metnin uzun ismi, “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadele Hakkındaki Avrupa Konseyi Sözleşmesi”dir.

2018 verilerine göre 45 ülke tarafından imzalanan ve 27 ülke tarafından onaylanan İstanbul Sözleşmesi, “kadına karşı şiddetin önlenmesinde hukuki bağlayıcılığı bulunan ilk uluslararası belge” niteliği taşıyor.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, 11 Kasım 2011'de tarihinde nadir görülen uzlaşmalarından birisine sahne oldu.

O gün İstanbul Sözleşmesi veyahut bildiğimiz adıyla Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi oylandı.

“Türkiye'nin bunu kabul etmesinin Avrupa Konseyi üzerinde olumlu bir netice vereceği ve “Kadının özne olduğu her konuda Meclis birlikte hareket etmeli” ve “Sözleşme üzerinde sağlanan görüş birliğinden memnuniyet duyduk” türünden konuşmalar eşliğinde, İstanbul Sözleşmesi AK Parti, CHP, MHP ve HDP vekillerin olur ve onayıyla 246 kabul ve (0) sıfır ret oyuyla Meclis'ten geçti.

Ve böylece, TBMM’nin onayıyla iç hukukun parçası haline gelen Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi namı diğer İstanbul Sözleşmesiyle LGBT'nin LBT’si ‘Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadele’ kapsamına girdi.

Türkiye’de MEB, İçişleri, Adalet Bakanlıkları başta olmak üzere, Üniversiteler ve Diyanet bu konuda hızlı bir şekilde iç eğitime başladılar.

Özel Üniversiteler başta olmak üzere bir çok STK, Vakıf ve dernek bu konuda toplumu bilinçlendirme çalışmalarına hız verdi.

Görünüşte kadınalra yönelik şiddet ve aile içi şiddetin önlenmesi gibi aslında toplumsal bir yaramıza parmak basıyor olması önkabulde işe yaradı.

Ama anlaşmanın orjinalindeki bazı ifadeler, ki yukarda da değindik “Ev içi şiddet” ve sözleşme maddelerinin bir çoğunda geçen kadınlar ve “taraflar” ibaresi aslında bazı “ safdil “ politikacılarımızın zannettiği gibi çocukları işaret etmiyor, partner yaşam şeklini işaret ediyor.

Sizin Türkçe metine ne yazdığınızın hiçbir önemi yok.

Orijinal metinde ne yazılıysa siz Ülke olarak ona uymayı ve yerine getirmeyi taahhüt etmişsiniz demektir.

Anayasanız uluslar arası anlaşmalara uymanızı emrediyor.

Bunu örneklemek istiyorum.

Aynı evi paylaşan iki Gay bir süre sonra anlaşamayıp Türk yargısına başvursa, biri diğerinin kendine fiziksel ve manevi şiddet uyguladığını iddia edip belgelese, ama yargı benim sistemimde siz İstanbul sözleşmesine göre yargılanamaz sadece bir birlerine şiddet uygulayan iki arkadaş olarak yargılanırsınız dese, sonra da bu davayı Türk Devleti benim haklarımı korumadı dşye AİHM’e taşısa tazminata mahkum edilir Türkiye…

Siz istediğiniz kadar benim iç hukukumda bunları “aile “ kabul etmiyorum diye tepin dur.

İmzaladığın İstanbul sözleşmesinde “domestic violence” ibaresini kabul edip, “Domestic Unit” iafedesine imza atmışsın.

İstediğin kadar aile içi, aile birliği diye Türkçeye çevir.

 

Şiddet, kadın, İstanbul ve Sözleşme kavramlarının bu denli küresel bir hukuk formuna dönüşmesi kadar ilginç olan bir bilgi notu ise, bir Avrupa Konseyi olan “sözleşmenin, Avrupa’nın iki kurucu ülkesinden biri olan Almanya’da ancak 2018 Şubat’ında imzalanabilmiş olmasıdır.

 

Sözleşmenin, kamuoyunca tanınmasında, medya, bazı üniversiteler ve derneklerin düzenlediği çeşitli etkinliklerin yanında, özellikle TBMM’ye ve hükümete taşınmasında bir çok farklı sivil toplum kuruluşunun yanında, KADEM’in çok belirgin bir katkısı ve çabasının olduğu bilgisi şu sebeple önemlidir ki, 2013 Mart ayında kurulan Kadın ve Demokrasi Derneği, sonrasında bu eksende bir çok özel oturum ve seminer düzenlemiş, İstanbul Sözleşmesi’nin denetim organı olarak görev yapacak olan uzmanlar grubu GREVIO Başkanı” Prof. Dr. Ayşe Feride Acar da, bu programların önemli kısmında konuk – koordinatör konuşmacı olarak katkıda bulunmuştur.

 

Bu arada sözleşmenin İngilzice metninden Türkçeye çevrilmesinde, yanlışlık veya kamuoyu tepkileri sebebiyle bazı değişikliklere gidilmiş. Sözleşme’nin orijinal başlığıKadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi” olmasına rağmen, Türkçe’ye “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi” olarak çevrilmiştir. Sözleşme’nin metnindeki “ev içi şiddet (domestic violence) ibaresi, Türkçe’ye “aile içi şiddet’’ olarak çevrilmiş, ev içinde (domestic unit) ibaresi ise “aile birliğinde” olarak çevrilmiştir. Öte yandan, “eşler veya partnerler” arasındaki “şiddet” ibaresi, “eşler veya ebeveynler arasındaki” şiddet olarak çevrilmiştir (m.3/b). “‘domestic violence’ shall mean all acts of physical, sexual, psychological or economic violence that occur within the family or domestic unit or between former or current spouses or partners, whether or not the perpetrator shares or has shared the same residence with the victim”.

 

Belirli bir toplumun (Dikkat! Yaradılışın değil) kadınlar ve erkekler için uygun gördüğü sosyal olarak inşâ edilen (kurgulanan) roller, davranışlar, etkinlikler ve yaklaşımlar anlamına gelir.” M.3/c.

Sözleşmenin 12/1. maddesinde de;

“Taraflar, kadın erkek için kalıp rollere dayanan ön yargıları, örf ve âdetleri, gelenekleri ve tüm diğer uygulamaları ortadan kaldırmak amacıyla kadın ve erkeklere ilişkin toplumsal ve kültürel davranış modellerinde değişim sağlamak için gerekli tedbirleri alır. M.12/1” hükmüyle, Müslüman toplumun inanç, örf, adet ve geleneklerinden gelen her tür kalıp (kadın – erkek cinsiyet) rollerde değişimin teminatı devlet olacaktır. Bir başka ifade ile 3 ve + cinslerin teminatı olacaktır devlet.

Toplumsal Cinsiyet eşitliğinde, bu eşitliği hukuki yapıya kavuşturan İstanbul Sözleşmesindeki kavramlara ve yükümlülüklere dikkat etmek gerekiyor. Bu kavramlardan biri cinsel yönelimdir.

İstanbul Sözleşmesi’nin 4. maddesi, “Devletler cinsel yönelimi yasal güvence altına alır”. M.4/1

Cinsel Yönelim: Bir kişinin, cinsel arzusunun, hemcinsine, karşı cinse ya da her ikisine birden yönelebileceğini anlatmak için kullanılan kavram. «Gay, lezbiyen ve biseksüel» kavramlarını içerir.

Burada, küresel aktörlerin, küreselleşme aktörlerinin beslemesiyle büyük bir şeytani proje ile karşı karşıyayız. Teknolojinin tüm imkânları kullanılarak, hatta insanlık dışı yöntemler de kullanılarak yaradılış tasarımına karşı, akıl tasarımıyla karşı karşıyayız.

Dolayısıyla “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği”, öyle bizim saf politikacılarımızın veya yeşil feministlerimizin anladığı gibi bir samimi insancıl proje değil, Sünnetullah’a karşı çıkış ve yeniden insanlığı dizayn projesidir. Bir başka deyişle, kadın haklarını öne çıkararak, sinsi bir ifsad hareketi ile karşı karşıyayız.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


Nihat Nihat 08.07.2019 12:56

Böyle sapıkça bir sözleşmeyi nasıl gözden kaçırırlar ve kadem’in ısrar etmesi çok ilginç

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık