• 02 Ağustos 2020, Pazar 19:53
ORHANBAYLAN

ORHAN BAYLAN

İstanbul Sözleşmesi Kadem Ak Parti

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ..KADEM..AK PARTİ..

 

Bugünlerin en çok konuşulan konusu tartışmasız İstanbul Sözleşmesi.

Taraf olanların en çokta bizim cenahtan taraf olanların dilinden düşürmediği argüman, "Kadına şiddetin önlenmesine dair " içerdiği maddeler.

Ve öyle bir savunma yapıyorlar ki; sözleşmeye karşı olanlar sanki kadına şiddeti destekliyor!

Öncelikle benimde içinde bulunduğum sözleşmeye karşı duruş sergileyenlerin hiç birinin bırakın kadına, hiç bir canlıya şiddet yanlısı bir tutumu yok.

1839 Tanzimat Fermanından beri yapılan bütün ıslahatlar, yenilikler, devrimler maalesef Batı tahrikiyle, zorlamasıyla oldu.

Kendimize özgü; kültürümüze, tarihimize, dinimize ve sosyolojimize uygun bir şeyler üretmeyi, ortaya koymayı beceremedik.

Tabi Batı'dan alınan bu kanunlar ve altına imza attığımız sözleşmeler, ne yazık ki hep bir yerlerimize uymadı.100 yıldır kesip biçmekten elde payda kalmadı.

İstanbul Sözleşmesini savunan bizim cenahın okumaktan kaçındığı şey, sözleşmenin esas hedefi.Sözleşme her ne kadar kadına yönelik şiddeti önleme diye geçse de, ilgisiz bir sürü alt metinlerle doldurulmuş.Ve bunların kapsadığı kadına şiddetin mağdurları değil, LGBTİ şemsiyesi altında vücut bulan kişiler.

Adını bile Türkçeleştirirken Türk toplumu uyanmasın diye aslın uygun çevirmediler.

Kadına şiddet dediler ama toplumsal cinsiyetten kasıt nedir anlatamadılar.Ya da laf ebeliği yaptılar.

16 maddeyle sözleşmeyi açıkladığını sanan kadem gibi.

Halbuki "Kadına şiddeti ve eviçi şiddeti önleme " yi kapsayan sözleşmede kadına şiddet 22 yerde geçerken, "toplumsal cinsiyet" 23 yerde geçiyordu?

Bu ne demek diye, savunanların hiç birinin üzerinde düşündüğünü sanmıyorum.

Mesela; kadına şiddeti önlemeye yönelik; BM'nin CEDAW ve AB'nin İstanbul Sözleşmesiyle Türkiye şöyle bir taahhütte bulunuyor:

 

“İmzacı devletler kadın ile erkeğin kalıplaşmış rollerine dayalı önyargıların, örf ve âdetlerin, geleneksel ve diğer tüm uygulamaların ortadan kaldırılmasından/kökünün kazınması dan (eradicate) sorumludurlar” (IS 12/1; CEDAW 5/a)

 

Bu taahhütler, doğrudan şiddetle ilişkilendirilmiş değil. Başka deyişle kadın ve erkeği “kalıplaşmış” yani geleneksel ve kültürel rollerine ilişkin her uygulamanın kaldırılması taahhüt ediliyor.

Böyle bir taahhüt niye verilir, konuyla ilgisi nedir anlamış değilim. Konu bir süredir tartışılıyor, fakat şimdiye kadar bunun sebebini açıklayan kimseyi görmedim.

 

KADEM

Sözleşme yürürlüğe girdikten sonra hem sözleşmenin takibi konusunda, hem uygulaması kısmında kadın örgütlenmeleri gerekiyordu.

Bu sahada aktif dernekler sol/seküler yapıda olanlardı.

BM, AB ve çeşitli uluslararası vakıf ve derneklerin verdiği "fonlar" devasa boyuttaydı.

Hele Türkiye gibi müslüman ülkelerde kadın hareketlerine karşı çok bonkör olan bu yapıların neden keseyi açtıkları da ayrı bir başlıkta incelenmesi gereken konudur ya!.

AK Parti hükümeti de hem uluslararası kuruluşların istediği doğrultuda çalışmalar yapacak, hem kadınlar sahasında aktif olacak, kendi kontrolünde bir dernek kurmak istedi ve "kadem" ortaya çıktı. 

Bir yerde anlaşılabilir bir durumdu.

2013 yılında Kadem Derneği, 2015 yılında Kadem Vakfı kuruldu.

Kadına yönelik ve Cinsiyet eşitliği Projelerine ilişkin Yurtdışı kaynaklı temin edilen fonlar akmaya başladı.

Yurt dışı fonların yanında Aile Bakanlığıyla yapılan çalışmalarla da büyük bütçeler dernek kasasına akmaya başladı.

Bu projeler, çalışmalar, çalıştaylar, etkinlikler, öğrenci yurtları filan derken çok geniş bir kitle bu pastanın etrafında kümelendi.

Ayrıca; AK Parti'li Belediye Meclislerinden, AK Parti olmayan ya da olsa da Valilik envanterinde olan çeşitli kamu taşınmazları, İl Genel Meclislerince bedava Kadem'e tahsis edildi.

Hatta elektrik ve su giderleri dahi belediye veya valilik kasasından ödenmek kaydıyla.

Kadem yöneticilerinin seçimlerde milletvekili adayı olması veya bürokraside önemli yerlere gelmesi neticesinde; AK Parti elitlerinin staj yeri oldu.

Bu aynı zamanda parti içinde çekişmeye sebebiyet verdi.

Anavatan Partisi'nin zamanında bilhassa Semra Özal etrafında kümelenen ve çöküşe katkısı olan "papatyalar" benzetmesi bile yapıldı.


 

AK PARTİ

Peki Ak Parti bu işin neresinde ve ne yapmalı?

Öncelikle; bugün ortaya çıkan manzarayı iyi tespit etmeli yöneticiler.

Kadem ve onların desteklediği bazı medya elemanlarınca koparılan yaygara, uzun vadede siyasi bir partiye ne kazandırır ne kaybettirir bu hesabı iyi yapmalılar.

Kadem dşında İstanbul Sözleşmesini savunanlara baktığınızda 28 Şubatçılar, Gezi eylemcileri, 15 Temmuz'da tankları alkışlayanlar olduğunu görürsünüz.

Yani bugüne kadar asla ve asla AK parti seçmeni olmamış, AK Parti seçmeniyle yıldızı hiç barışmamış bir kitle.

AK Parti sözleşmeyi savunarak; kendi bünyesindeki mahdut sayıdaki elit papatyaları mutlu ederek, aynı zamanda kendisinin amansız düşmanı olan kitlenin istediğini mi yapacak, yoksa kendi tabanının ekseriyetinin sesini dinleyip imzasını çekecek mi?

Şöyle soralım bir de soruyu.

Ak Parti her yaptığı işi oya dönük yapmak zorunda olan bir siyasi hareket.

Sözleşmeyi savunan CHP, HDP saflarından imzayı çekmediği takdirde oy alacak mı?

Fetö'cülerden, İP'lilerden oy devşirebilecek mi?

Hayır.

Ama şurası kesin ki; bu sözleşmeden imzayı çekmediği takdirde, hali hazırdaki mevcut oylarından ciddi bir bölümünü kaybedecek.

Sayın Erdoğan iyi bir siyasetçidir.Bu hesabı yapacak ve sözleşmeden imzayı çekecektir diye umuyorum.


 

YAPILMASI GEREKEN:

Türkiye acilen bu sözleşmeden imzasını çekmeli.

6284 yasadaki "kadının beyanı esastır" maddesinin acilen tadil ederek mağduriyetler oluşturmasının önüne geçilmeli.

Cinsiyet Eşitliği Projelerine bütün kurumlarda son verilmeli.

Ayrıca şahsım olarak kadem düşmanı değilim.Kadem'in İstanbul Sözleşmesi içinde bize şırınga edilmek istenen zehri görmemesine isyan eden ve onu "kadına şiddetti önleme" adına gözlerine far tutulmuş tavşan gibi körleştiğni düşünerek, aklı selime davet ediyorum.

Bunun için de;

Kadem daha da güçlendirilerek, kadın hakları, kadına şiddetin önlenmesine ilişkin çalışmaları artırılmalı.Ama İstanbul Sözleşmesi gibi bize yabancı ve tahrif edici metinlere bağlı kalmadan, kendimize uygun müktesabat üretilmeli.


 

Son söz:

İstanbul Sözleşmesinden imza çekilmekle kadına şiddetle alakalı yasalar yok olmuyor.

Sadece bizim çocuklarımızı bekleyen tehlikelerin bir nebze olsun önü alınmış oluyor.

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


Rıdvan Rıdvan 02.08.2020 20:15

Eline yüreğine sağlık abi güzel bir yazı

Hasan Hüseyin Yılmaz Hasan Hüseyin Yılmaz 02.08.2020 21:05

Gayet anlaşılır açıklamışsınız.

Ahmet Ahmet 02.08.2020 22:02

Tamamen aileyi bitirme projesi olan bu sözleşmeden derhal çekilmeliyiz.

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık