• 15 Kasım 2017, Çarşamba 0:27
ORHANBAYLAN

ORHAN BAYLAN

ILIMLI İSLAM MI?

ILIMLI İSLAM MI?

 

Suudi Arabistan veliahtının açıklamış olduğu “ Yeniden ılımlı İslam’a” dönüyoruz açıklaması tartışmalara sebep oldu.

Tartışmanın birkaç cephesi var.

Siyasi, dini ve ticari olmak üzere 3 ana başlıkta toplayabileceğimiz bu açıklamda İslami olan sadece ismi.

Açıklayalım efendim dilimiz döndüğünce, pardon klavyemizin izin verdiği kadar.

Öncelikle tarih boyu din, bütün siyasilerin kullandığı en başta gelen argüman olmuştur.Bu sadece İslam dini için değil, ismi geçen bütün dini oluşumlar için durum aynıdır.Devletler kendi iktidarlarını sürdürebilmek, başka ülkelerde ki fütuhatları ya da savunma amaçlı halkı birleştirici dolgu maddesi olarak din en başta gelen unsur olmuştur.

Osmanlı’nın zayıfladığı dönemde bölge üzerinde emelleri olan Avrupa devletleri ki bunların en başında gelen İngiltere tarafından fonlanan ve eğitilen Vehhabi Suud ailesi muvazaalı bir şekilde petrol dolu Arabistan üzerine oturtuldu.

Büyük bir toprak parçasına ve zengin petrol yatakları üzerine oturmanın bedelini zenginliğinin büyük bir kısmını Batı ile paylaşarak sağladı.

2. Dünya savaşı sonrası, bir birleriyle savaşarak eski güçlerini kaybeden Avrupa’dan liderliği alan Amerika yeni patronları oldu.

Orta Doğu’da ne işiniz var diyenlere karşı savunacakları bir argüman olması içinde İsrail Devletini kurdurdular bölgenin ortasına.

Gerekçe hep hazırdı; İsrail’in güvenliği.

Ve bölgeyi dizayn edecek her fırsatı değerlendirdi.

Bölgede ki her ihtilafı körüklediler.

İsrail’in güvenliği için bölgede güçlü ve bağımsız bir devletin olmaması gerekiyordu.

İran; petrolü olmasına rağmen yıllarca şahın Batı ile işbirliği sonucu İsrail için tehlike olmaktan uzaktı.

İran İslam Devrimi (!) sonrası ise önce Irak’la bugün bile hala nedeni ortada olmayan ve 8 yıl süren anlamsız savaşla hem insani ve hem de maddi kayıplar yaşadılar.

Daha sonra da bölgeye rejim ihracı için kendi ülkesinden çok dışarıya oluk oluk petrol gelirini akıttılar.

Türkçesi İran İsrail için hiçbir zaman tehlike olabilecek boyutta olmadı.

Bölgenin diğer 2 büyük ülkesinden biri olan Mısır;  Suud’un parasına, devleti yönetecek ordunun elindeki silahı ve mermiyi veren Amerika’ya muhtaç olduğu için emir erlikten öteye bir anlam taşımaz.

Türkiye’ye gelirsek; son 10 yıla kadar Amerika’nın dümen suyunda siyaset üretmeyi ülke yönetme becerisi olarak gören devlet adamlarınca yönetiliyordu.

Haliyle Türkiye; İsrail’in bağımsızlığını ilk tanıyan devlet olarak asla İsrail için tehlike değildi.

Bölgede yaşanan yeni düzenlemelerle (Arap baharı) Suud yöneticilerinin aklı alındı.

Biat yenilediler.

Ve arkasında Trump’un damadı Yahudi Kuschner’in aklı, Suud’un parasıyla bölgeyi yeniden düzenlemeye çalışıyorlar.

Tabi yeni NEOM projesi 1 trilyon dolara yakın maddi boyutu olan mega bir proje.

Bunun finansmanında, yapımında ve işletilmesinde en büyük parsayı Abd’nin alacağını tahmin etmek zor olmasa gerek.

Peki 200 yıldır İslam’ın en katı yorumunu savunan ve 1932’den beri devlet rejimi olarak bunu uygulayan Suudi topraklarında, her tür melanetin yaşandığı eğlence ve fuhuş merkezini nasıl gerçekleştirebileceklerdi,

İşte burada “Ilımlı İslam” diye abuk sabuk bir kılıf uyduracaklar.

“Amel imandan cüz’dür” fıkhı görüşünü baz alan ve bunu en katı biçimde uygulayan bir şeriat devleti, kendi topraklarında İslam’ın yasakladığı bir hususa nasıl göz yumabilir.

Yani; kumar oynayan biri, içki içen biri kafirdir.

DAEŞ’in ve benzeri örgütlerin Müslümanları tekfir etmesinin temelinde bu yatar.Yani amel imanın bir parçasıdır.Yasak ameli işleyen de kafir olur demektir bunun Türkçesi.

Peki kadınlara araba kullanma özgürlüğü gibi göstermelik bazı tavizlerle, vehhabiliğin ana caddesinden vaz mı geçecekler.

Gerçi güç ve para için her şeyi yapabilirler.

Ticari kısmına da yukarı da NEOM projesiyle biraz olsun değinmiştik.

Her ülke tek kalem gelire bağımlı kalmak istemiyor.

Ve gelirlerini çeşitlendirmeyi amaçlıyor.

Ama 200 yıldan fazladır İngilizlerce inşaa edilen Vehhabilik gibi selefi yorumla kendilerini bağlayan Suudi Arabistan’ı yöneten “Kraliyet ve ali-şeyh” ailesi dünyanın her tarafında döktükleri kanın hesabını nasıl verecekler acaba.

Bosna’da, Çeçenistan ve Dağıstan’da, hatta Afrika’nın bir çok devletinde ve Afganistan’da dökülen kanların veballeri elindedir.

Netice:

İslam’ın en katı yorumuyla devlet yönetenler bir gecede nasıl ılımlaşacaklar göreceğiz.

Amerika’nın sen artık ılımlı oldun demesiyle ılımlı nasıl olunur bakacağız.

Tabi bunu tesis için içeride muhalif olma ihtimali olma olan prens ve işadamlarını tutuklamakla kalmadı bir de Lübnan Başbakan’ı Hariri’yi rehin tutup istifa ettirdi.

Son olarak da Filistin Devlet Başkanı Abbas’a ültimatomu verdi veliaht prens.

“Ya İsrail’in dediğini yap ya da istifa et.”

Güçlerini ve saltanatlarını devam ettirmek adına düne kadar küfrettikleri ne varsa şimdi yapıyorlar.

Tabi bu arada gerek Lübnan Başbakanı ve gerekse Abbas Suudi Arabistan Kraliyet ailesinden devamlı yardım alan devletlerin idarecileri.

Haliyle dün parasını aldıkları Kral’ın bugün emrini de dinlemek zorunda olacaklar.

İşin garibi; dün Katar’ı yutmaya çalışan, bugün Lübnan ve Filistin devlet yönetimlerine karışan Suud ailesine, kimsenin sesi çıkmıyor.

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık