• 25 Ekim 2020, Pazar 7:08
ORHANBAYLAN

ORHAN BAYLAN

İbn-i Sina'nın eseri Avusturya'ya...

 

İBN-İ SİNA'NIN ESERİ AVUSTURYA'YA NASIL GİTTİ?

 

Bir zamanlar bu ülkede çok zulümler yapıldı.

Hepinizin büyüklerinizden dinlediğiniz ya da bir yerlerden okuduğunuz bu zulmü az çok bilirsiniz.

Cumhuriyetin ilanı sonrası dine, din adamlarına, dini eserlere karşı adeta savaş açıldı.

İnsanlar katledildi, sürüldü, zindanlara atıldı, eserler yakıldı, gömüldü, suya atıldı.

Kısacası hem kaht-ı rical hem de kültür kıyımı yapıldı.

Latin alfabesinin kabul edilip eski Osmanlıca ve Arapça eserlere savaş açıldığı o günlerde başını belaya sokmak istemeyen Balat'ta ki bir kütüphane sorumlusu bir at arabası kiralayıp elinde ne kadar eski yazı eser varsa Haliç'e atılmak üzere anlaşır.

Arabacı bir sefer yapar, suya atıp döner.

İkinci seferi yaparken Avusturya Sefiri olayı görür ve arabacıya onları kendisine satmasını teklif eder.

Zaten Haliç'in sularına atacağı kitaplar için kendine ayrıca para ödenecek olması onu memnun eder.

Ve 15 liraya anlaşırlar.

O arabadan hangi eser çıkar biliyor musunuz?

İbn-i Sina'nın kendi el yazması tek nüsha olan "El-Kanun Fit-Tıp"

Dünya'da başka bir nüshası olmayan bu eser Haliç'e atılmak üzere yüklendiği o arabadan çıkar ve Avusturya Sefiri tarafından memleketine götürülüp Viyana Müzesine konur.

Hala o müzededir.

İyi ki de götürmüşler.

Bu anektodu anlatan 80'li yılların Eczacılık Fakultesi Dekanı Prof.Kasım Güven:

"Fakulte olarak müslüman bir Tıp adamının eserinin üstelik ülkemizden gitmiş olması dolaysıyla bir nüshasını istedik, alamadık"

Niye versin elinoğlu?

Üstelik iyi ki götürmüşler, hiç olmazsa suya atılmaktan kurtarmışlar değil mi?

Hurda olarak vagonlar dolusu Osmanlı belgeleriyle bugün Dünya'nın en büyük Osmanlı Eserler Kütüphanesini kuran Bulgarlar gibi hiç olmazsa sahip çıkmışlar bizim hainlerin katlettiği kültürümüze.

Kadim bir devlet geleneği olan bu memleketin başına bela olan o nevzuhur yöneticiler, 30 yıllık mazisi olmayan Bulgar Devlet adamları kadar "adamlık" gösterememişler.

Bugün ne yazık ki kendini ilim adamı olarak pazarlayan eski bürokratın biri, o yıllarda yapılan propagandanın esiri olarak “Osmanlı’da bilime özen gösterilmiyordu” diye zırvalayabiliyor.

Bu satırların yazarı kadim medrese geleneği olan bir Yörük Köyü çocuğu olarak hep sormuşumdur?

“Bir tane eski eser, elyazma kitap niye yok”

Onun cevabını babam verdi:

“Oğlum insanlar korkudan ellerindeki kitapları ya Kızılırmak’a attı ya da yaktı”

 

 

 

"ÖĞLEN KARANLIĞI" romanımız işte bu ve benzeri kıyımların işleyen bir eser.

Al oku, okut ki, bir zamanlar bu ülke de ne kadar kötü şeyler yapılmış yeni nesil öğrensin..

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık