• 29 Ekim 2020, Perşembe 12:59
ORHANBAYLAN

ORHAN BAYLAN

Hedef Erdoğan değil, Hedef Türkiye(3)

Hedef Erdoğan değil, Hedef Türkiye(3)

 

Daha önceki yazılarımızda bizi nasıl işgal edip, kıblesini Kabe'den Batı'ya çevirmiş bir Türkiye için nasıl uluslar arası anlaşmalar, yerel kanunlarla bizi eli kolu bağladıklarını, yine de bazen söz dinlemeyen, yoldan çıkan (!) politikacılar olduğunda önce vesayet birimleriyle, olmadı sopayla(darbelerle) nasıl yola getirdiklerini yazmıştım.

İşte Erdoğan iktidara geldiğinde Türkiye'nin acil, kısa vade, orta vade ve uzun vade problemlerini tespit edip sırasıyla bunları yerine göre iç yerine göre dış partnerlerle halletmek için pragmatik bir yol izledi.

Liderler pragmatist olur.

Unutmayın Mustafa Kemal'de Sultan'ın verdiği ferman ve 40 bin altınla yola çıktı.

Belli bir süre bağlılık sözleri etti.

Ne zamanki ipleri eline aldı, ne Hilafet koydu, ne saltanat.

Beraber yola çıktı neredeyse bir kaç isim dışında bütün arkadaşlarını bir bir ekarte etti.

Erdoğan'da hedeflediği ilkeleri hayata geçirebilmek için işte bazen düşmanıyla bile işbirliğine gitti.

Bir müddet onun suyundan gidiyormuş gibi yaptı.

Ekonomide güzel şeyler yaptı, faizler düştü, İMF'ye borç bitirildi, hızla Türkiye yatırımlar yapmaya başladı.

1974 barış harekatı dolaysıyla uygulanan Amerikan ambargosu Türkiye'de ki siyasilerin ve bazı askerlerin gözünü açtı.

Aselasan, Roketsan ve Milsan gibi Savunma Sanayi şirketleri kuruldu.

Yalnız bunlar 30 yıl boyunca sınırlı kaldı.

Özel sektöre Savunma Sanayiine yatırım yapma izni verilmedi.

İşte Erdoğan karınca hızıyla giden bu sektöre el atarak Türkiye eğer bölgesinde var olacaksa Savunma Sanayi güçlü olmalı teziyle büyük ivme kazandırdı.

Mevcut şirketlerin önünü açtı.

Özel sektöre Savunma Sanayiinde alan açtı.

Askeri gemi sanayiinde yerlilik oranı %85'i, TSK2nın tüm ihtiyaçlarını karşılamada %60'ı geçti.

Tankların modernizasyonu için, bize yanlış koordinat vererek dağı taşı bombalatan Heron'lar için İsrail'e milyar dolarlar ödemeyi bıraktık, kendi modernizasyonumuzu yapan, kendi İHA ve Siha'larını üreten ve bunu ihraç eden ülke konumuna geldik.

Bu ne demekti biliyormusunuz?

Yıllık askeri harcaması 13-14 milyar dolar olan Türkiye'nin 7-8 milyar para cebinde kalması demekti.

Dahası, size her yıl bu kadar ürün satan bir ülkeden ürün almamak, ona para kazandırmamak demekti.

Hele hele başka ülkeye sattığınız her mermi, Batı'lı bir silah üreticisi devletin kursağına giren bir hamburgerin küçülmesi demekti.

Bunlar yetmezmiş gibi;

PKK'yı ülkeden temizliyorsun, Amerikan'ın kurmaya çalıştığı terör devleti PYD'nin önünü kapatıyorsun.

Libya'da, Somali'de, Mali'de Fransa menfaatlerine dokunuyorsun.

Karadeniz'de gaz buluyorsun, bunu kendim çıkarıp, kendim işleyeceğim dağıtacağım diyor, kimseye bir şey yedirmiyorsun.

Olacak şey miydi bunlar 40 sene önce?

Hayal edilebilinir şey miydi?

Bizim siyasilerimiz ve monşerlerimiz, uluslararası oturumlarda Amerika'nın gözünün içine bakarak hareket ederken, İMF'nin kıytırık temsilcileri elleri ceplerinde Başbakanınla konuşurken, Dünya Bankası'nın atadığı Devlet Bakanları sömürge valisi gibi hareket ederken, Erdoğan ne yapmaya çalışıyordu?

Kabul edilebilinir şey miydi?

Rahmi Koç'a atfedilen;

"Erdoğan geleli benim 600 milyar dolar kaybım var, Erdoğan bu parayı bana borçlu" sözleri boşa edilmiş söz müydü?

Uluslar arası işbirlikçileriyle ne güzel ülkemin halkını soyup soğana çevirirlerken, Kasımpaşa'lı işi yokuşa sürmüştü.

Zarar büyüktü.

Şimdi bir sürü tehlikeye atılıp borsada ve döviz piyasasında yabancı bankalarla operasyon yapmak kalıyordu geriye.

Onu da ikide bir Erdoğan ve damadı ayar üstüne ayar çekiyorlar, şimdilik dokunmuyorlardı ama daha nereye kadar dokunmazlardı bilinmez.

Onun için spekülatör bazı kripto işadamı çoktan sermayelerini Türkiye'den çıkarmıştı bile.

İşte 18 yıldır, 100 yıllık alışkanlıklarını bozan, 200 yıllık yatırımlarını tehlikeye atan Erdoğan'dan bir şekilde kurtulmak zorundalar.

Herkes bu yüzden saldırıyorlar.

Yoksa düşünün; eskisi gibi el pençe divan duran Başbakan'ların, tavşan boku Cumhurbaşkanların olsa sana niye saldırsınlar ki?

İHA üretme, hele SİHA hiç, tank modernizasyonu nu yine İsrail'e ver, Karadeniz'de gaz mı o ne demek?

Doğu Akdeniz'de hak iddia etmek ne demek, Konyaaltı plajında denize giriyorsun ya, daha ne istiyorsun salak Anadolu'lu.

Şükret Atan olmasaydı onu da göremezdin(!)

Irak'ta kamp bombalayıp onca emekle kurdukları örgütü hallaç pamuğu gibi atıyorsun, Suriye'de tekerlerine taş koyuyorsun.

Bütün bunları yapma, ne yalnız kalırsın, ne Batı sana saldırır.

Macron'da dost olur, Merkel'de.

Hatta Mitçotakis bile.

Ayvalık'ta Uzi-Rakı kadehleri tokuşturur, karşılıklı sirtaki bile oynarsınız.

Yeter ki sen kendi ayakları üzerinde duran bir Türkiye derdin de olma..

Ah ah..

Onun için gözünü aç.

Ya sana biçilen tasmalı köpekliği kabullen, ya da Büyük Türkiye için onurlu bir şekilde liderinin ardında dur.

Dert Erdoğan değil, dert Erdoğan'ın şahsında ayağa kalkan ve pastaya parmak atan Büyük Türkiye.

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık