• 27 Haziran 2018, Çarşamba 21:43
ORHANBAYLAN

ORHAN BAYLAN

HDP Terörist Partisi mi?

HDP Terörist Partisi mi?

HDP’nin Meclis’e ilk girişi ve Demirtaş’ın Cumhurbaşkanlığına aday olmasıyla daha da tartışılan bir konu var.”HDP, PKK uzantısı bir terör destekçisi partiyse o zaman siyaset yapmasına izin verilmesin, Demirtaş’da aday yapılmasaydı”

Görünüşte haklı gibi görünen bu şikayet, bilhassa CHP oylarıyla 24 Haziran’da HDP’nin Meclis’e girmesiyle(Kemal Kılıçdaroğlu’da bunu yaptığı basın toplantısında ifade etti) bu konu bazı CHP’lileri rahatsız etmiş olsa bile bir kısmının da savunma argümanı oldu.

Peki kanunlar nezdinde HDP suç işlemediği sürece (ki işleyen üyeleri ve vekilleri tutuklu) PKK ile hiç ilgisi yok diyebilecek bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı var mıdır?

HDP’lilerin bile kendileri yok demezken bunu diyebilecek kimsenin çıkacağını sanmıyorum.

Peki bu nasıl oluyor?

Herkesin bildiği bir şey konusunda devletin neden eli kolu bağlı?

İşte burada bugüne değil, geçmişe, hatta çok geçmişe gitmek gerek.

Biz yönümüzü Batı’ya döndüğümüz, kendimize Batı içinde bir yer edinmeye çalıştığımız günden beri bu durum böyle.

Bundan 150 sene önce de Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulmadan bu topraklarda hükümferma olan Osmanlı’da da durum böyleydi maalesef.

Biz Batı klübüne üye olmak için ne kadar yaklaştıysak, Batı bizi parçalamak, içimizde ki dini ve milli etniseteleri atomlarına kadar ayırabilmek adına çalışmalarını hiç durmaksızın devam ettirdiler.

Olmadık savaşlara sokup güçsüz kalmamızı, sonra savaş tazminatları ödememizi ve bunun içinde onlardan borç alıp el açmamızı temin ettiler.

Borç aldıkça da bizim kanunlarda taviz verdirdiler.

Kapütülasyonlar, 1830 Amerika ile ticaret anlaşması, 1839 Tanzimat ileni, 1856 Islahat fermani, 1864 Ermeni milletine tanınan ayrıcalık, 1878 Berlin anlaşması

Bütün bu saydıklarım sonucu Osmanlı içindeki sinir uçlarına dokunacak çalışmaları ve faaliyetleri yapmak için tavizler koparılmış.

Devlet içinde misyonerler cirit atmış, devletin en ücra köşelerine kaadr gidip; okul, sağlık kurumu, t-yetimhane, hastane okul açıyoruz diyerek, Osmanlı içinde ki unsurların istiklal fikrini kafalarına sokmuş ve sonunda Osmanlı’yı parçalamayı başarmışlardır.

Bu misyonerler ki bilhassa Amerikalı olanları o kadar pervasız, öyle devlet kurumlarını ve kanunlarını umursamaz çalışmışlar ki, ne yerel yöneticiler ne de Osmanlı payitaht yöneticileri bunlara bir şey yapamamıştır.

Bizzat Abd Başkanları tarafından desteklenen, Amerikan ürünlerinin ve yaşam tarzının, protestan dininin yılmaz birer mücadelecisi konumundaki bu misyonerler, hem konsoloslarca korunmuş hem de devlet nezdinde himaye görmüşler, hatta bunlar için Akdeniz’de zırhlı gemiler bulundurmuştur.

Bunlara en iyi örnek Dr.David Metheny’dir.

1864 yılında Lazkiye’de ki misyona doktor olarak gelmiş, aynı yıl sonunda misyon şefi olmuş, Tarsus ve Halep, Lazkiye arasında Protestanlığı yaymak için her tür faaliyeti pervasızca yapmış bu yüzdende zaman zaman yerel yöneticilerle çatışmış ve sonunda Nusayri’lerin “insanlarımzıı Hristiyanlaştırıyor” diye yaşamaz hale getirmeleri sonucu 1882 yılında Lazkiye’den Mersin’e gelerek limana yakın bir yerde arazi alıp misyon inşaa etmeye başlamış.

Durumdan haberdar olan dönemin Adana Valisi izinsiz okul ve misyon binaları yapmamasını, binayı kafasına geçireceğini söylemesine rağmen umursamamış ve okul yapımına devam etmiştir.Hatta o günlerde bu sürtüşmeler üzerine gözdağı vermek için Akdeniz’de bulunan “Marbelhead” adlı kruvazör bir müddet Mersin Limanına demirlemiştir.

Dr.Metheny bütün ikazlara, tehditlere rağmen misyoner faaliyetlerinden vaz geçmemiş, hatta okulların adetini çoğaltmıştır.

Bu arada 2 Nusayri kıs Protestan olup yine Protestan erkeklerle evlendşirilmiş ve evlerini kız okulu haline getirmişlerdir.

Ayrıca; 14 Nusayri kızı gizlice Amerika’ya yollamış, bunların götüren, yola çıktıkları şilep filan tespit edilip sadaret yoluyla defalarca istenemesine rağmen Amerikan Hükümeti, “hangi limandan karaya çıktıklarını ve nerede olduklarını tespit edemediğini” söyleyerek kızların iadesine yanaşmamıştır.

Bu olaylar olurken yıl 1894 olmuş, Dr.Metheny bütün pervasız ve inat davranışlarıyla bu işleri yapmaya devam etmiş, o günün Adana valisi olan Abdülhalik Nasuhi Paşa ne yaptıysa bunu frenleyememiştir.

“Bu inat ve pervasız misyonere” nasıl davranması gerektiğini saraya soran Abdülhalık Nasuhi Paşa’ya o günün Maarif Nazırı Zühtü Paşa; “Uluslar arası teamüllere göre “ davranmasını salık vermiştir.Yani hiçbir şey yapmamasını

Ve bu sürtüşmeler yaşanırken 1894 yılında yine başka bir Amerikan zırhlısı “Chikago” Mersin limanına demirlemiştir.

Nihayet misyonu devamlı büyüten bu Dr.Metheny, 19895 yılında ölmüş, Abdülhalık Paşa’nın cenazesini Amerika’ya götürün ikazlarına rağmen misyon yetkililerince, “Emek verdiği bu misyonun bahçesine gömüleceği” cevabı verilmiş, biz bu adamın cenazesinden bile kurtulamamışız.

Bugünde, Batı klübü içinde olmak için, uyum kanunları, insan hak ve hukukunu düzenleyen, kişisel hakları tanzim eden yasalar yapmış, uluslar arası birliklerin verdiği denetimleri kabul etmiş ve böylelikle hala içimizde ki ayrık otlarının yeşermesine, büyümesine kanunlar muvacehesinde sesimizi çıkaramıyoruz.

Anlayacağınız bugün HDP ve Demirtaş bağlamında ne yaşıyorsak geçmişten beri gelen bu Batı’lı olmak hastalığımız yüzünden yaşıyoruz.

Bir de Garabet Tomayan olayı var ki o daha beterdir.

Onu da bir başka yazıya inşallah.

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık