• 18 Mart 2020, Çarşamba 11:55
ORHANBAYLAN

ORHAN BAYLAN

Hatiplik ve Cuma

 

HATİPLİK VE CUMA

 

Şimdi gündemde cuma namazının cemaatle kılınmasının corona virüs sebebiyle geçici süre için men edilmesi dolaysıyla kıyasıya bir tartışma var.

Burada sadece nisa 59 ayetine atıf yapıp o tartışmalara girmeyeceğim.

Lakin cuma namazı mü'minler için emrolunduğu günden beri çok ehemmiyetli olmuştur.

O gün için "müslümanların bayramı" tanımı kullanılmıştır.

İşleri güçleri dolaysıyla vakit namazına gelemeyenler, şehirde oturmayanlar, (açıklayacağım) o gün merkezi yerlerdeki cuma camilerine gelirler, insanlar birbirlerini görür, hasret giderirler, ünsiyet oluştururlardı.

Ayrıca; Cuma kılmanın şartları vardır.

Vucup ve eda şartları.

Eda şartları yedidir(7)

Vücub şartları ise dokuzdur.

Meraklıları ilmihal kitaplarına bakabilirler.

Eda şartlarının birisi Hanefi'ye göre 3, Maliki'ye göre 12, Şafi mezhebine göre ise 40 erkek cemaat olmalıdır.

Bir başka şartı ise şehirde olmak.

Osmanlı devrinde bu şehir merkezinde olmasa da, muhtar veya jandarma olan her köy şehir hükmündedir denmiştir.

Malumdur, hala bazı köylerin mahalleleri ya da mezraları, yaylaları var, buralarda 3-5 ya da yerine göre 30-40 hane  yaşamaktadır.

İşte Osmanlı döneminde eda şartlarından biri olan "şehirde kılmak" hususunu yerine getirebilmek için, mezrada, yaylada ya da küçük yerleşim yerlerinde yaşayanlar, merkez köye gelir cuma cemaatine dahil olurlardı.

Irmağın Kıyısındaki Köy Bengü romanıma konu olan Türklerin Anadolu'ya gelişiyle kurulmuş olan dede köyümünde, 7-8 mahallesi vardı ve cuma sadece eskiden yazları Ambaryanı'nda, kışları ise Bengü ovasında kılınırdı.

Hatta Rum çeteler, yayladan ovaya cuma namazı kılmak için giden dedelerimize pusu kurduğu için onları şaşırtmak amacıyla atlara kütük bağladıklarını, onların Rum çetelerine pusu kurduklarını büyüklerimden nakille romanımda işlemiştim.

Tabi bu merkezi köylerde cuma namazını kıldırabilecek kişilerde tayin edilirdi.

Köylerin yıllıklı tutulmuş hocaları geçici oldukları için, köyde genelde dini eğitim almış, halk tarafından sevilen sayılan kişi "hatip" olarak tayin edilirdi.

Bunu bağlı oldukları şehrin müftüsü imtihan ederek yapardı tabiki.

Hala Anadolu'nun çeşitli yerlerinde sülale isimleri olarak; "Hatipoğlu, hatipgiller, " taşıyan aileler vardır.

Bunlar o şehir hükmündeki merkez köylerde cumayı ya bizzat kıldırırlar, ya da hazır bulunurlardı.

Hatipsiz cuma kılınmazdı.

Rahmetli M.Şevket Eygi bir yazısında, Menders dönemi Diyanet İşleri Reisi olan Eyüp Sabrii Hayırlıoğlu'nun çok dini ilimlerde mücehhez olmadığından bahseder sonra da onun Ankara'da Cuma namazını kılmak için büyük camiler dururken Samanpazarı'nda küçük bir camiyi gittiğinden bahseder.

Neden oraya gittiği sorulunca:

"O caminin hocası Sultan Vahidettin han tarafından olarak hatip olarak atanmış, ehliyetli kişidir." dediğini aktarır.

Eskiden mezar taşlarına bile yazılırdı.

Ayasofya Hatibi, Fatih Camii hatibi..

Şimdi arkasına 3 kişi takan, ben istediğim yerde cuma namazımı kılarım diyor da...

Paylaşmak istedim...


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


Tülinay Tülinay 18.03.2020 12:14

Eline emeğine yüreğine sağlık abi harika olmuş

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık