• 09 Eylül 2017, Cumartesi 1:28
ORHANBAYLAN

ORHAN BAYLAN

HALK BANKASI, ZAFER ÇAĞLAYAN VE BU İŞİN UCU NEREYE VARIR

HALK BANKASI, ZAFER ÇAĞLAYAN VE İŞİN UCU NEREYE VARIR

2010 yılında ABD’nin uluslararası ödemeler sisteminde açılan yaklaşık 100 milyar dolarlık gedik, Türkiye’nin İran’ın petrol ve doğal gaz alacaklarını ABD’nin parasal güç alanı dışına çıkarak by-pass etmesiyle oluştu.

Türkiye – İran ticaretinin yanı sıra Hindistan gibi dünyanın en büyük gelişmekte olan ekonomilerini de ilgilendiren bir boyuta dönüşen bu parasal başkaldırı, ABD’nin ulusal çıkarları hilafına ve Türkiye’nin güdümünde yürütüldü.

Dönemin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi geçici üyeleri Türkiye ve Brezilya’nın “Hayır” oyu verdiği 1929 sayılı BM kararı, “hassas nükleer faaliyet” için kullanılabilecek her türlü askeri ve sivil mal ve hizmetin ticaretini ve bu ticaretten doğan para transferlerinin önlenmesi yönünde karar almıştı. Ancak ABD, BM’nin bu kararı ile yetinmek istemedi ve iki hafta sonra Haziran 2010’da İran’ın petrol ve doğalgaz gelirlerinin de nükleer faaliyetlerde kullanılabileceği varsayımıyla bu faaliyetlerden kaynaklanan parasal transferlerin de yasadışı ilan edilmesini emreden bir yaptırım kararını ABD Senatosu’ndan geçirdi. Tek taraflı olarak yürürlüğe giren bu karara göre, İran petrol gelirleri artık “kara para” statüsündeydi ve bu anlamda meydana gelen her türlü finansal işlem “kara para aklama” olarak tanımlanacaktı. 

ABD Hazine Bakanlığı’na bağlı Terörün Finansmanı ve Finansal Suçlardan sorumlu Bakan Yardımcısı Daniel Glaser başkanlığındaki ABD heyeti, sonraki aylar boyunca, İran’ın ticaret yaptığı en önemli ülkelere giderek, bu ülkelerdeki bankacılık ve finans sektörünün temsilcilerine yaptırımlar konusundaki kararlılıklarını anlattı. Glaser, bu toplantılardan birini de Ağustos 2010’da Türkiye Bankalar Birliği’nde yaptı ve Türk bankalarının üst düzey temsilcilerini İran bankaları ile çalışmamaları konusunda uyardı. Heyet, bankacıları öylesine tehdit etmişti ki, bazı banka yöneticileri yurt dışına çıktıklarında tutuklanabileceklerini dahi düşünüyordu. ABD’nin uyarısı içeriği ve üslubu itibarı ile Türk bankalarını endişelendirmişti.

Dönemin Devlet Bakanı Zafer Çağlayan ise bankacılara cesur olmalarını tavsiye etmişti: “ABD’nin yayınladığı ambargo kararı var. Her türlü finansman hareketlerine yasak getiren bir düzenleme. Bizi sadece BM’nin kararı bağlar. ABD’ninki değil. … bankaların cesaretli olması lazım.”

Türkiye ve ABD arasında bu görüşmeler değişik platformlarda 2010 boyunca sürdü. Aynı yıl ABD’de Ali Babacan ve Çağlayan’a da iletilen talepleri Türkiye dikkate almadı. Kısa süre sonra Avrupa Birliği de BM kararıyla yetinmediğini gösteren ve İran’ın petrol ve gaz endüstrisine teknoloji ve donanım satışını yasaklayan bir yaptırım paketini yürürlüğe koydu. Ancak bu girişim de İran’ın petrol ve doğal gaz satışına ve bu satıştan elde edilen parasal transferlerine engel olamadı.

2010’da Türkiye’ye gelen ABD Hazine Bakanlığı Terörizm ve Finansal İstihbarat yeni müsteşarı David Cohen de Türkiye’deki muhataplarını bu k Cohen’in endişesini artıran, Türkiye ile İran arasındaki ticaret hacminde göze çarpan 10 milyar dolarlık artıştı. İki ülkenin 2002’de sadece 1 milyar dolar olan ticaret hacmi 2010’da 11 milyar dolara çıkmıştı. Beş yıl içinde 30 - 35 milyar dolara çıkması öngörülüyordu. Cohen’e göre, Türkiye İran ile ticaretini tamamen sona erdirmeliydi zira İran bu kaynakların tamamını nükleer programının finansmanı için kullanıyordu.Bir kez daha sert bir dille uyarmıştı.

Bu arada Hindistan’da İran’a ödeme yapamadığı için 8 ay sonunda İran tarafı petrol vermeyi kesti.Daha sonra Hindistan “Halk Bankası” üzerinden ödemeleri yapmaya başladı.Yıllık 20 milyar dolara varan bir meblağ petrol bedeli olarak Halk Bankası üzerinden İran’a ödendi.Bu arada geçmiş dönemden kalan 5 milyar dolarda aynı şekilde kapatıldı.

BOTAŞ ve TÜPRAŞ’ın yapmış olduğu alımlar karşısında Halkbank’ta İran kaynaklarına TL cinsinden hesaplar açılıyordu. Bu hesaplardan çekilen paralar ise Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin herhangi bir dahli olmadan altına çevriliyor veya eski usul havale yöntemleri kullanılarak TL döviz cinsinden Dubai’ye ve oradan da ilgili şirketlere transfer ediliyordu.

Bu arada Türkiye; bu ticaret dolaysıyla birkaç kalemde birden kazanıyordu.

İran tarafının petrol ve gaz paralarından Halk Bankasında biriken paralardan ödenmesini istediği şahıslara verdiği paralarda ticaret olarak yurt içinde kalıyordu.

İstihdam ve vergi geliri, ihracat olarak hep kazanan Türkiye’ydi.

Türkiye, 3 yıllık süreçte tarihinin en büyük büyüme hızını yakalıyor, tarihinde hiç olmadığı kadar cari açığını kapatıyordu.

 Amerika Türkiye’nin kazanmasını kendisinin kaybı oluyor bunu engellemek için her yolu deniyordu.

Tarihler 2013 yılının 17 Aralık’ını gösterdiğinde “Yargı Kumpası” olarak tezgahlanan tutuklamalar başlayacak, Halk Bankası Genel Müdürü Süleyman Aslan ve bazı bakanlarla birlikte Ekonomiden sorumlu Bakan Zafer Çağlayan’la ilgili “rüşvet ve görevi kötüye kullanma “ davaları açılacaktı.

Bu arada Amerika İran’dan petrol alan 8 ülkeyle alımları azaltmak karşılığı anlaşma yapmış daha sonra da herkesin bildiği gibi ambargoyu kaldırmıştı.

Arkasından Fetö örgütü kanalıyla yapılan 17-25 Aralık Halk Bankası operasyonuyla maalesef 5 yıldır süren Türkiye’nin tatlı para kazanma dönemi de sona ermiş oluyordu.

Tabi cemaat denilen Fetö örgütünün şimdi geriye dönük bakıldığında Türkiye’ye nasıl bir kötülük yaptığını net olarak görebilmek mümkün.

O günlerde 17-25 Aralık’ın kumpas olduğunu dilimizde tüy bitene kadar anlattığımız insanların nasıl Erdoğan ve AK Parti nefretiyle bunu görmediklerini, ya da cemaat bağlılığıyla bu tezvirata inandıklarının birebir şahidiyiz.

Bakan Çağlayan’ın onca servetine ve konumuna rağmen, bahsi geçen saat ve bazı hediyeleri alması “ahlaki zafiyettir”. Ama, Türkiye Cumhuriyeti Devletiyle iş yapmayan, ihale almayan Reza Zerrap’ın adı geçen kişilere verdiği hediyeler rüşvet değildir. Onları kabul eden kişilerin zafiyetlerine, nüfuz ticaretine bir sözüm yok. Bunu o günlerde de defalarca dile getirdim.

Ama İran Devleti’nin tanıdığı ticari ayrıcalığı Türkiye yararına kullanmış, ve bu Ülke’nin kazanmasına vesile olmuş birini ben asla suçlamam.

Amerika tek taraflı olarak uyguladığı bir ambargoyu finansal açıdan deldi diye, kendi vatandaşı, kendi ülkesine ait olmayan bir şirketi ve ambargoya uymak zorunda olmayan bir ülke bakanını tutuklama gayretinde.

Budavranışını küresel bir güç oluşundan kaynaklanan “haydutlukla” çıkarttığı 1977 yılı Carter dönemi IEEPA (Uluslar arası acil ekonomik güç yasası)  ticarette dolar kullanarak Amerikan ekonomisine zarar vermek diye adlandırabileceğimiz bir yasaya dayandırıyor. Bu yasa vasıtasıyla daha önce İran rehine operasyonunu gerçekleştirdi ve Libya ile ilgili yaptırımlarda şirketlere el koydu.

Yine bu yasayı bahane ederek Deutsche Bank’a 10 milyar dolarlık ceza kesmişti.

Daha da ötesi, hem Sarraf’a hem de Atilla’ya bir de dönemin Ekonomiden sorumlu Bakanı olarak Zafer Çağlayan’a karşı açılan davaların odağında IEEPA'ya aykırılık olması, suçlamaların nitelikli banka dolandırıcılığı veya kara para aklama gibi uluslararası suç tanımlarıyla değil de IEEPA ile ilişkilendirilmesi ise, ayrıca üzerinde durulması gereken önemli bir ayrıntı olarak karşımıza çıkıyor.

2009 yılından beri büyüyüyen Türkiye ekonomisine karşı Abd tarafından “sistematik yıkım” operasyonu düzenleniyor.Bunda da taşeron olarak Fetö örgütünün yargıda ki gücü kullanıldı.

Şimdi de Abd mahkemeleri eliyle aynı bahanelerle Türkiye, nihai hedefte Erdoğan köşeye sıkıştırmaya çalışılıyor.

Oysa meşru İran petrol ve doğal gaz gelirlerinin uluslararası sistemde ve BM kontrolünde finansal aracılığını üstlenen Halkbank’a ABD tarafından yöneltilen baskı ve suçlamalar hukuksuzdu ve bu hukuksuzluğa siyasi yelpazenin tüm taraflarının birlikte direnmesi gerekiyordu.

Şundan emin olmak gerekiyor.

Newyork Güney Mahkemesi  Zafer Çağlayan’la durmayacak o günün hükümetini ve dolaysıyla Başbakan olarak Recep Tayyip Erdoğan’a kadar sıçrayacaktır.

Çünkü; Erdoğan’ı indirmeden Türkiye’yi eskisi gibi yönetemeyeceklerini biliyorlar.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık