• 13 Mart 2018, Salı 8:33
ORHANBAYLAN

ORHAN BAYLAN

Fetö Üzerinden Tarikat Düşmanlığı

Fetö Üzerinden Tarikat Düşmanlığı

Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren dine ve dindarlara baskı uygulanmış.

Tekke ve dergahlar kapatılmış, tarikatların faaliyetleri yasaklanmış.

Din adamları idam sehpalarında sallandırılmış, Kuran-ı Kerim ve dini eserleri basmak yasaklanmış, Din eğitimi veren okullar kapatılmış, şapka ve fötr giymeye halkı mecbur tutmuşlar, ezanı Türkçe okutarak bu ülke de ceberrut bir dinsizlik uygulaması yapılmıştı.

Bir çok cami satılmış, camiler 2. Dünya savaşı sırasında ve daha sonrasında maksadı dışında çok çirkin iller için kullanılmış, milletin gönlünü yaralamıştır.

Tabi ülkenin en ücra köylerinde bile jandarmanın olmadığı yerlerde öğretmenler, korucular, ormancı ve hatta tahsildarlar yoluyla dini hayatı kontrol etmişlerdir.

1943 yılında Bafra’ya 64 km.uzaklıktaki bir dağ köyünde, yatsıdan sonra köydeki molladan Kuran dersi alan 10 yaşındaki babam, gecenin o saatinde eve baskın yapan öğretmenden iki tokat yiyip kenara düşüyor, rahledeki Kuran’ı alan öğretmen Molla’nın kafasında parçalıyor.

Üstelik bekar olan o öğretmenin yemeğini de o Molla’nın eşi yapıyor.

Bu ülke böyle gariplikler yaşadı.

Demokrat Parti iktidarıyla biraz rahat nefes alan Türkiye, 1960 darbesi sonrası sıkıyönetimler döneminde zaman zaman baskı ve zulümler yaşamıştır.

1967 yılında bir Üniversite’de, hem de İlahiyat Fakültesinde ilk baş örtü hadisesi yaşanmıştır.

Zaman zaman irticai faaliyetler kapsamında mevlid okumak için toplanan, ya da evrad okuyanlar tutuklanmış uzun süre ceza evlerinde kalmışlardır.

Buna en güzel örnek 12 Mart muhtırası sonrası Eskişehir sıkıyönetim komutanlığının yolda yürüyen 3 sakallı vatandaşı “irticai faaliyetten” tutuklaması gösterilebilir.

İşte burada zikrettiğimiz ya da etmediğimiz bir sürü jakoben laisizm uygulamaları Müslümanları devletten uzaklaştırmış, ama bu seferde daha geri kalmışlıklarına ve ezilmelerine neden olmuştur.

Bu nedenle bir kısım düşünebilen mütedeyyin insanda şu düşünce hasıl olmaya başlamıştır:

“Biz devlette daha fazla görev almalı, hakim savcı, asker polis ve mülki amir yetiştirmeliyiz. Ki; Müslümanlar rahat bir nefes alsın, eziyet görmesin. Hem böylelikle Allahu Teala’nın dinine daha iyi hizmet edebilelim”

İşte bu temel çıkış noktası 1950’lerden sonra yavaş yavaş, 1970’lerden sonra da hızlıca hayata geçirilmeye başlandı.

İşte burada devreye en örgütlü ve bilinçli olarak Fetö yapılanması girdi.

Diğer cemaat ve tarikatların dağınık olarak münferiden yaptıkları bu çalışmaları, önce Amerika’nın yeşil kuşak projesinin bir faaliyeti olarak başlanan “Komünizmle mücadele dernekleri” içinde, daha sonra İzmir gibi kozmopolit bir şehirde ki faaliyetleriyle, devlet içinde ki istihbarat ve dini yapıdan destek görerek organize şekilde yürütmeye başladı.

İlk faaliyetleri çeşitli şehirlerde öğrenci evleri açmak oldu.Burada Bu evlerde risaleler ve Fetö’nün kitapları okunur, vaaz kasetleri dinlenir onunla beraber göz yaşı dökerlerdi.

Çocukalrın başarılı olduğu, her birinin dindar(!) birer hakim savcı, öğretmen olduğunu gören halkımız daha çok öğrenci vermeye ve maddi desteklerini sunmaya başladı.

Sonunda her askeri yönetimin bu yapının devlet içine sızmasına daha iyi imkan verdiğini görüyoruz.

Takiyyeci, her siyasi iktidarla iyi geçinebilme özellikleri yüzünden devlet imkanlarını mümkün olabildiğince kullanmışlar, sisteme soktukalrı her elemanın açtığı kapıdan daha fazla insanı “içeri” atabilmişlerdir.

İşte saf Anadolu bağışçısını ve gençlerini gizli bir örgüt hiyerarşisine bağlı tutabilmenin yolu da yukarıda özetlediğim bakış açısı sayesinde olmuştur.

“Allahın dinine daha çok hizmet edebilmek için hem maddi olarak güçlü olmalıyız, hem de devleti ele geçirmeliyiz.”

Bugün çözülmenin de önüne geçmenin, örgüt hiyerarşisi içinde tutmanın da yolu yukarıdaki düsturdadır. Anadolu’nun saf çocuğunu alır eğitir, ilkokul diplomasını bile dışarıdan vererek almış, ağzındaki salyasına hakim olamayan vaiz eskisinin sözüyle, Ülkesinin Başbakan’ın odasını dinleyen bir casusa dönüştürürsünüz.

1980 ve 1990’larda Fetö yapılanması, Gazete ve Televizyonla büyüttüğü ticaret, etki alanı oluşturma, algı yürütme, propaganda faaliyetlerini en yüksek perdeye çıkardı.

Onun o dönem en sıkı rakibi, hatta gazete ve televizyonculukta onlardan önce girmiş olan başka bir yapıyı örneklemek isterim.

İhlas camiası.

İhlas camiası da benzer dini kaygıları olmakla birlikte, bırakın devleti ele geçirmeyi, devlette yapılanmayı bilakis devlette çalışan elemanlarını şirkete çağırmıştır aynı yıllarda.

Hüseyin Hilmi Işık Hoca’nın askeri öğretmen oluşu dolaysıyla onu tanıyan ve ahlakını görüp onun fikirlerine intisap eden çok sayıdaki subay, 1980-90’lı yıllarda askeri görevlerinden istifa ederek Holding’de görev almaya davet edilmişlerdir.

İşte size iki cemaat.

Biri devlette subay yetiştirmek için imtihan sorularını çalarak öğrenci sokmaya çalışıyor, diğeri içerideki mevcut subaylarına ayt-rılın gelin şirkette çalışın diyor.

Şimdi Türkiye’deki cemaatlerin hepsini devleti tehdit eden yapılar gibi görmek mümkün mü yani?

Ayrıca; biz Türklerin Maveraünnehir’de Yusuf Hemedani Hazretlerinin mayaladığı hamurla yoğrulan müslümanlığı, 4 tane imparatorluk, sayısız devlet kurmuş, İslam’a asırlarca en büyük hizmeti etmiştir.

Bu milletin hamurunda tarikat/tasavvuf vardır. Bizi bu ruhtan yoksun kılacak her tür faaliyet ve çaba, Orta Doğu halklarının o selefi akımlarının kucağına itecektir.

Bu yüzden; Fetö yapılanması üzerinden dine ve dindara düşman sekülerlerin, selefi meşreplilerin, Kadızade kalıntılarının ikide bir sosyal medyada pompaladığı yalan haberlere itibar etmeyin.

Efendim; bütün dinlerin Ortodoks ve Protest yorumları vardır.Hasidik Yahudiler, Mormon Hristiyanlar gibi…

İslam’ın da Peygamberimizin vefatından az bir süre sonra farklı yorumları çıkmaya başlamış, bunlar tarihi boyunca da hep süregelmiştir.

Ama İslam’ın ana yolu Ehl-i Sünnet denilen 4 mezhebin takip ettiği ana damardır.Bu damar üzerinde de zaman zaman örfi olarak uygulamalarda farklılıklar olmuştur.

Kılık kıyafet farklı bakışlara dair zamanımızda ki en belirgin husustur. Siz tasvip edersiniz ya da etmezsiniz ama bir kişinin giydiği kıyafet üzerinden onu yaftalamaya kimsenin hakkı yoktur.

Üstelik kılık ve kıyafetlerinden dolayı yargıladıkları ve yadırgadıkları bu cemaatleri, devleti ele geçirmeye namzet yapılar olarak sunmak, akılla iz’anla ve ahlakla bağdaşacak bir tavır değildir.

Hadi isim vereyim. Tarım Bakanlığında yapılaşıyorlar diye bu iki yapıyı birileri hep ileri atıyor.Yahu farz edelim ki Tarım Bakanlığında bunlara hayvan kredisi veren, sıcak bakan iki tane müdür varsa, bunlar Ülke’de darbe mi yapacak anlamına geliyor?

Ulan tarih boyunca hangi ülke’de Sağlık ve tarım Bakanlığı personeli darbe yapmış!

Üstelik bu iki cemaat hem yaygın eğitime en az rağbet eden yapılar, hem de kılık kıyafet tercihleri dolaysıyla devlette görev almayı pek tercih etmiyorlar.

Bu insanları bütün bunları bile bile hedef tahtasına oturtmak ya cahillik, ya da hainlik sebebiyledir.

Ayrıca; yine yukarıda bahsettiğimiz ekstrem yorumlara bağlı olarak bazı kişilerin ortamda dolaşan islami fikirleri, İslam’ın değil, o kişilerin konuya dair görüşlerini yansıtır. Onu kabul eden eder, etmeyen etmez.

Mal, şöhret, kadın, siyasi ikbal, ya da daha başka bir çok amaçla, kafasına sarık geçirip cübbe giyen herkes şeyh olmuyor. Bu tiplerin etrafına topladıkları birkaç serseri menfaatçi ya da şaklabanla da tarikat olmuyor kardeşim.

Sonuç olarak:

Devleti tehdit eden bir yapı şu anda yok.

Varsa da devlet bu yapıları takip eder, şiddete veya amaçları dışında faaliyetlere yöneldiklerinde gerekeni yapar.

Bugün Türkiye’de esas tehlike, bütün bu yapıların eksik ve hatalarını pompalayarak tarikat/tasavvuf düşmanlığı üzerinden kendilerine alan açan ve devletin şu an en üst bürokrasisinde de taraftar bulan kişilerden gelecektir.

Bugün Fetö’ye sövenler onu “Hocaefendi” diye alkışlarken bu satırların yazarı ve birkaç kişi “bu CIA operasyonu” diyorduk ve o günde bize hain muamelesi yapılıyordu.

“Yalnız Kuran, İndirilen din-uydurulan din” gibi yaldızlı cümlelerle pazarlanan bir din anlayışı ve bunun saikleri geleceğin en büyük tehlikesidir.

Dediklerinizi duyar gibiyim.Yıllarca Fetö içinde uyarırken öyle demişlerdi bize…

 

 

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


m oz m oz 13.03.2018 18:47

hay Allah razı olsun be kardeşim, Allah cc binlerce kez razı olsun, sizin gibi yazarlarla şu milleti uyandırdığı için; Rabbimize zatının sıfatının esmaının efalinin hudutsuzluğunca şükürler olsun. Çünkü uyuyan binleri uyandırmaya bir uyanık yeter inşaallah...

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık