• 31 Aralık 2017, Pazar 14:17
ORHANBAYLAN

ORHAN BAYLAN

DİFFERENT= FARKLI OLMAK

DİFFERENT= FARKLI OLMAK

 

Peygamber Efendimiz bir gün mübarek tırnaklarını keserken onu seyreden bir Yahudi:

“Biz de böyle kesilen tırnakları toplarız” der.

Toplu halde duran kesilmiş tırnaklara eliyle bir fiske vurarak:

“Biz arada böyle dağıtırız “ der o mübarek insan.

Bir sözü olan, bir iddiası olan, bir vizyonu bakışı olan sıradan değil, farklıdır.

Yukarıda kullandığım kelime reklamcılık terimidir.

Siz yaptığınız reklamla, ürünü onlarca reklam arasında farklı bir yere konumlandırırsınız, farklı bir dille, sunumla arz edersiniz.

Yani bir firmanın ürettiği ürünü siz ambalajıyla, tasarımıyla, sunumuyla farklıbir şekilde konumlandırmaya çaışırsınız.

Aslında hayat boyu insanlar, toplumlar, devletler, dinler de hep farklı olmaya bakmışlardır.

Dünya da bugün aynı şekilde düşünen, yaşayan, yiyen, içen ve tepki veren 7 milyar insan olduğunu düşünün…Ne kadar sıkıcı olur du değil mi?

Dinler yeni bir şeriat koyar, yeni bir yorum. Bu genelde kokuşmuş, tefessüh etmiş, günahın ve zulmün her türünün yaşadığı toplumlarda yeni bir hayat damarı açmak, yer yüzünü yaşanabilir bir hale getirmek içindir.

Aynı dini yeniden ihya için gelen Peygamberlere “nebi”, yeni bir şeriat getirenlere Resul peygamber denir.

Medine İslam toplumu oluştuktan sonra Yahudi ve Hristiyanların bayramı olduğunu söyler bazı sahabeler.

Ve bir müddet sonra “Ben de size Kurban ve Ramazan bayramlarını verdim” der Peygamberimiz.

Ne Yahudilerin Hanukkah gününe, ne de Hristiyanların Paskalya gününe alternatif, o gün size şu bayram denmemiş, tamamen farklı iki olay sonucu bayram ilan edilmiştir.

İslam antitez değil, tezdir.

Yılbaşı kutlamak bütün toplumlarda var.

Bazı toplumlarda newroz, bazılarında miladi ya da hicri yılbaşıdır.

Biz yıllarca hicri takvimi kullandık.

Miladi takvim biz de 1926 yılında kabul edildi.

1928 yılında tayyare piyangosu miladi yıl başında büyük ikramiye çekilişine başladığında toplumda tanınmaya duyulmaya başladı.

1935 yılında da resmi tatil kabul edildi.

Burada yanlış olan yılbaşını tebrik etmek değil.

Yanlış olan Hristiyan figürlerini baş tacı etmek.

Onlarla toplumun genç nesillerinin beynine bunları kazımak.

Çam ağacı ve noel baba figürü.

Bazıları diyorlar ki; "Ama hediyeleşiliyor, hangi dine ait figür olursa olsun çocukları sevindiren bir figür ve geceye karşı olmak bağnazlıktır"  gibi 150 yıllık Batı yolculuğumuzun bize yutturulan arızalarından biri.

“Kim ki bir kavme benzemek isterse ondan olmuş olur” Hadisi Şerifi bizi bu konuda uyarırken, "aman efendim bunda ne var " diye küçümsemek, önemsememek büyük tehlikedir.

Bizim içimizde açtıkları okullarla, daha sonra bütün alanlara sirayet eden “Batı tarzı düşünme, Batı değerlerine sahip olmak” gibi cafcaflı hediye paketlerine sarılmış sihirli sözcüklerle hayatımızın her alanında kendi kültürümüzün altına kibrit suyu ektirdiler.

Kilisenin düşünmeyi ve aklı devreden çıkaran bağnaz tutumuna isyan eden Batı, onun yerine akıl merkezli pozitivist/seküler bir düşünce tarzını oturttu.

Dine ve dinin bütün kurumlarına, ve bilime bu düşünceyi uyguladı.Yeni sömürgelerden elde ettikleri müthiş zenginliklerin akışıyla sanayide de geliştiler.

Ve sanayi devrimini ıskalayan Osmanlı başta olmak üzere diğer İslam toplumları Batı’ya benzeyerek kaçırdıkları treni yakalayacaklarını düşündüler.

İslam memleketlerini daha iyi sömürebilmek, misyoner faaliyetlerde rahat bulunabilmek için İslam dinini tahrif edebilmek adına  kiliseye ve İncil’e Rönesans normlarıyla bakan batı’lı müsteşriklerin İslam yorumlarını, aynen birebir kabul eden, başlarında sarık, fes ve sırtlarında cübbe olan sözde İslam alimleri Batı hayranllığı refleksiyle aynen kabule dip, kendi memleketlerine icra etmeye kalkıştılar..

Bu Batı mukallitliği her alana sirayet etmişti.Devleti yönetenlere de, Cumhuriyet döneminde avama da.1826 yılında yeniçeriyi kaldırıp Nizam-ı Cedit adında yeni bir ordu kuran 2. Mahmut; dedesi Fatih gibi top ustası getirmek yerine, Mızıka-ı Humayun kurup başınada İtalyan besteci Donizetti’yi getirip paşa yapmıştır.

Sultan Abdülaziz Han’ın Avrupa’ya mühendislik öğrensinler, geldiklerinde burada tekniği uygulasınlar diye gönderdiği gençler, ya ressam olmuş ya da Jön Türkler adıyla mason cemiyetlerinde Osmanlıyı yıkmanın derdine düşmüşlerdir.

Vehasıl biz Batı’ya şeklen benzemeyi şiar edinmişiz.

Kılık kıyafet kanunuyla bunu zorunlu etmişiz hatta.

Ne diyordu Aliya İzzetbegoviç:

“Düşmalarınıza benzediğiniz gün siz savaşı kaybettiğiniz gündür”

Önemsemediğiniz her ödün surda açılmış bir gediktir…

Bize ne olduysa azar azar oldu zaten…

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık