• 03 Şubat 2020, Pazartesi 13:18
ORHANBAYLAN

ORHAN BAYLAN

Bunlar Hangi Dinden

 

Bunlar Hangi Dinden

 

Yıl 1914 sonu.

Birinci Cihan Harbine 33 yaşındaki Erkan-ı Harbiye Reisi Enver paşa ve İttihatçı kadroların oldu bittisiyle girmişiz.

Osmanlı memalikinin her yerinde Halife’nin serdettiği Cihad-ı Ekber duyuruları okunmuş, 18-29 yaş arasındaki erkekler silah altına alınmış.

Canik Sancağının Bafra Kazasının Bengü ve civar köylerinden 660 yiğitte dualarla Doğu cephesine 2.Orduya katılmak üzere uğurlanmış.

Çeşitli yerlerden toplanan bu gençlerin bir kısmı, sivil kıyafetleriyle Samsun’dan deniz yoluyla Trabzon’a, oradanda dağlar tepeler aşarak Erzurum Oltu’ya gelirler.

Açlıktan perişan hale gelmiş oldukları için o civarda rastladıkları bir tarladaki mısırları pişirip yemeye koyulurlar.

Başlarında iki zabit bir başçavuş vardır.

Onlar günlerdir açlıktan guruldayan midelerini susturmak için mısırları pişirme derdindeyken bir Rus birliği esir eder.

Gıcığın Kadir, Emillah, Comali, Koçseyn ve Uluhavlu’dan Halil’in de aralarında bulunduğu 164 esiri önce yürüterek ve eziyetlerle Batum’a, oradan trenle Sibirya’da bir kampta ağaç kesme işinde çalıştırmak üzere götürürler.

Yaklaşık 2.5 sene kadar Sibirya’da o işte çalışırlar Alman esirlerle birlikte.

Uluhavlu’lu Halil orada ağaç altında kalarak vefat eder.

Bir gürgen ağacının altına gömerler.

Gürgen ağacının bilhassa altına gömerler ki; Uluhavlu mezarlığında da olan gürgenlerin altında yatıyormuş gibi hissetsin diye düşünürler.

Brets-litovsk Anlaşmasıyla Ruslar Cihan Harbinden çekilince bizim esirlere; “Ülkeleriniz sizi alana dek serbest işlerde çalışıp karnınızı doyurun “ der.

Rusya’da o dönem aç ve açıktadır.

Ekim Devrimi olmuş, komünizm ülkeye yeni yeni hakim olmaktadır.

İsimlerini yukarıda saydığım dedelerim Moskova’ya getirilirler ve orada ayakkabı boyacılığından tutun, inşaat, bağ bahçe ve kolhozlarda çalışmaya kadar her işi yaparlar yaklaşık 5 yıl boyunca.

Bu arada Gıcığın Kadir çok hovarda, bulduğu Rus kadınlarıyla gönül eğlendirmeye bakar.

Koçseyn bir attar kadınla evlenir beraber yaşar.

Emillah hiçbir zaman ibadetini aksatmaz ve asla Şerfe’sinden başkasıyla olmayı aklından bile geçirmemektedir.

Moskova’da kalanlar genelde fırsat buldukça 1910 yılında yapılmış olan Moskova Camisine gidip namaz kılmakta, bir birleriyle bir nevi buluşma yeri olarakta o mekanı kullanmaktadırlar.

Emillah ki çocukluğumda tanımıştım, hiçbir namazını bırakmamış ve komünist rejim hiç karışmamış ibadetine.

Neyse 1922 yılında yapılan anlaşmayla bu esirler ülkeye getirilir.

(Hikayenin bu kısmı ayrıntılı olarak “Irmağın Kıyısındaki Köy Bengü” romanımızda.Arzu edenler alıp okuyabilirler.)

***

Comali Pelitbükü köyüne döner.

Gıcığın Kadir, Koçseyn ve Emillah Ambaryanı’na.

Herkes çoluk çocuğuyla yeniden ekmek kavgasına, hayatta tutunma savaşına başlarlar.

Osmanlı İmparatorluğu yıkılmış yerine Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur.

Yeni yönetim yeni yeni icatlar ilan etmiş, bu dağ köyü insanları bunları anlamakta zorlanmaya başlamıştır.

Çocuklarının din eğitimi ve Kuran öğrenmesi yasaklanmış, ezan yerine söylerken bile kulak tırmalayan bir şeyler zorla okutulmaya başlamış, papak sarık takanlar içeri atılır olmuş, abdest leğeni gibi bir şey ya da kaluğu olan şapka giymeye mecbur tutulur olmuştu.

Aradan 20 yıl geçmiş Bengü’de kireç ocakları açılmış, harıl harıl Bafra’ya kayıklarla taşınır olmuştu.

Köy insanlarının bir kısmı ocaklarda çalışıyor, bir kısmı kayıkçılık yapıyordu.

Emillah’ta çiftçilikten arta kalan zamanlarda kayıklarda ya da kireç ocaklarında çalışıyordu.

1943’lü yıllarda, Milli Şef dönemi, Türkiye çok ağır faşzan bir şekilde yönetildiği günlerde, Çap’ın kayığında kürekçi olarak Emillah’da köylülüleri ile beraber Bafra’ya kireç getirirler.

Ertesi gün Kurban Bayramıdır, çarşıdan çoluk çocuğa bir şeyler alıp alel acele köye geri dönüşü düşünmektedirler.

İkindi ezanı okunur o sevimsiz kelimelerle Çarşı Camiinde.

Emillah’ta hemen şadırvanda abdestini alıp cemaatle katılır.

Farz biter cemaat teşrik tekbirlerine başlar.

O esnada elinde kamçısıyla biri içeri girer arkasında birkaç zabit.

“Ulan gericiler, ne bu tekbirler, şeriatı mı getireceksiniz” diye bağıra bağıra cemaate kamçıyla vurmaktadır.

O sırada ne kadar sakınsada birkaç kamçıda Emillah’a gelir.

Diğer cemaatle beraber onu kolundan çekiştiren ve kamçılı adamın kim olduğunu bilen köylüsü Çolak Mehmed Ali;

“Gel kaymakam bu, gidelim” diyerek götürür.

Yolda yediği kamçıdan çok, namaz kıldığı için kendi memeleketinin camisinde dayak yemeyi içine sindiremeyen Emillah çocuk gibi höykürerek ağlar.

“8 sene ben gavur memleketinde, komünistlerin içinde namazımı hiç bırakmadım bir fiske yemedim.

Uğrunda 8 sene esir kaldığım, bir sürü köylümü şehit verdiğim memleketimde camide dayak yedim.”

“Bunlar hangi dinden Çolak Emmi, bunlar hangi dinden?”

 

Not:(İkinci kısımda yeni çıkacak olan romandan)


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık