• 03 Kasım 2019, Pazar 19:33
ORHANBAYLAN

ORHAN BAYLAN

Böyle Dost Düşman Başına

Böyle Dost Düşman Başına

10 Haziran 1919 tarihinde 3.Ordu Müfettişi Mustafa Kemal Harbiye nezaretine çektiği telgrafta;

“Merzifon Amerikan Koleji’ne Samsun’dan üzerinde Ottoman America yazılı çok sayıda sandığın taşındığını ve bunların ihtimal Pontus çetelerine verilecek olan silahlar olduğunu” yazar.

O dönemde Mondros mütarekesiyle Osmanlı yurdunun bir çok şehri gibi Samsun’da İngilizler tarafından işgal edilmiş vaziyetteydi.

1820 yılında ilk olarak İzmir’den Osmanlı ülkesine giren Amerikan misyoner teşkilatı AFBMC elemanlarınca pıtrak gibi her yerde açılan okullardan biri de Merzifon’da açılmıştı.

Fatih’in bu toprakları Osmanlı İmparatorluğuna kattığı 1461 yılından beri Müslüman ve Hristiyan ahali sulh içinde yaklaşık 400 sene yaşadı.

Yine kiliseleri vardı, yine papazları, metropolitleri vardı.

Ne zaman ki Amerikan misyonerleri buralara geldiler; Rum ve Ermeni gençleri ifsat ettiler.

Onların kafasına bağımsızlık fikri soktular.

Her yerde isyan ateşini harladılar.

Osmanlı’nın sanayi devrimini ıskalayıp üstünlüğü Batı’ya kaptırmasıyla, asırlardır beraber yaşadığımız bu unsurlar, en zor günümüzde bizi arkamızdan vurmaya kalkıştılar.

Onlara her dönem yardım eden Batı’lı devletlerdi.

Balkanlarda Bulgar ve Yunan bağımsızlık harekatlarını destekleyip önce şuur olarak, sonra silah ve cephaneyle desteklediler.

Daha sonra Anadolu topraklarında Rum ve Ermenileri, Orta Doğu’da Arap, Maruni, Dürzi ve Nesturi’leri her tür destekle Osmanlı’ya baş kaldırmaya teşvik ettiler.

Onları Uluslararası platformda destekleyip şımarttılar.

Anlayacağınız; bizim içinde olmak için can attığımız Avrupa ve daha sonra Amerika bize her zeminde aslında kazık attı.

Kaçırdığımız gelişmişlik trenini yakalama arzusuyla Batı’dan teknolojiyi ve bilimi alacağımız yerde kültürünü, giyimini, yaşam biçimini aldık.

Misyoner okullarında yetişen bizim çocuklarımız onlar gibi olup, isimleri bizim gibi kaldı.

Batı’nın fikren ve zikren devşirdiği kadrolar 1909’da Osmanlı İmparatorluğunu işgal edip, 10 yıl sonra 600 senelik imparatorluğu tarihe gömdüler.

Kurdukları yeni devletin mütedeyyin vatandaşlarına da Batı’nın normlarını zorla kabul ettirmeye çalıştılar.

Adına da devrim dediler.

1946 yılına kadar Türkiye’deki Batı’lı rotanın yürütücüsü ve yapımcısı İngiltere'deyken 1945 sonrası ipler Amerika’nın eline geçti.

Komünizm tehlikesiyle korkutarak içimize iyice yerleştiler.

Silahlı Kuvvetleri, İstihbaratı yönetmeyi bırakın, bu ülkede ne ekilip biçileceğinden, hangi fabrikaların açılıp açılmayacağına, okullardaki müfredata kadar her şeyimize karıştılar.

Söz dinlemeyeni, yoldan çıkma ihtimali olanı ya idam ettiler ya içeri tıktılar.

1970’li yıllarda sol-sağ diye bu ülke çocukları birbirini boğazlarken, her iki tarafa da silah satan yine Amerika’ydı.

Bu ortamı bahane ederek askerlere ihtilal yaptıran da  Amerika’ydı.

1970’lerin sonunda Amerika’nın kontrolündeki MİT ve TSK istihbarata PKK’yı kurduran da Amerika’ydı.

1900’lü yılların başlarında Osmanlı’ya başkaldıracak yeterli Kürt bulamayan Batı, nihayet Türk okullarında uygulanan sakat eğitim sayesinde, seküler bir kürt gençliği yetiştirmeyi başarıp, onları PKK örgütü altında sözde Kürt bağımsızlık hareketi olarak organize etti.

Ve yıllarca İncirlik üssünden PKK kamplarına silah-techizat yardımı yaptı.

2014 yılında güya DAEŞ katliamlarına karşı koyacak diye PKK’nın dağ kadrosunca YPG diye Suriye kuzeyinde yeni bir yapılanmaya gidildi.

Önce DAEŞ’i dünyanın en tehlikeli İslami Terör örgütü olarak palazladılar, İngiltere büyüklüğünde bir toprak parçasını ele geçirip, sözde devlet bile kurmasına ses çıkarmadılar.

Akıllı Batı medyası verilen gazı yutarken, DAEŞ’in petrolünü alan, ona gerekli olan silah ve teçhizatı, araçları satanları hiç sorgulamadı.

Aptal geviş getiren inek gibi önlerine ne konursa sadece yediler.

Bizim medyanında ekseriyeti hatta.

Sakallı şalvarlı, İslami terör örgütü karşısına Amerika başta olmak üzere 67 ülkenin desteklediği seküler sakalsız nizami asker kılıklı YPG militanları çıktı ve onları DAEŞ ile mücadele eden kahramanlar olarak lanse ettiler.

Ve;

4 sene de İngiltere’de büyüklüğünde toprağa hükmeden DAEŞ, Trump’un sözleriyle, “bitti”.

Koca sözde devlet buhar oldu, kayboldu!

Suriye topraklarında, Esed’in haklarını ve kimliklerini vermediği kürtlerin sözde örgütü YPG, Amerika’nın verdiği binlerce TIR dolusu silahı asla onlara doğrultmadı.

Hedef hep Türkiye oldu.

Amerika; 1820 yılında misyonerleriyle bu topraklara ayak bastığı günden beri asla Türkiye’nin dostu olmamış, her fırsatta ona zarar verecek unsurları desteklemiştir.

Harput, Antep kolejleriyle Ermeni,

Robert Kolejle Bulgar,

Merzifon kolejiyle Pontus,

Beyrut Kolejiyle Arap milliyetçilerini destekledi.

Türkiye'nin başına bela olacak ne kadar örgüt, STK ve yapı varsa onları maddi manevi destekledi.

40 yıldır da PKK’yı destekliyor.

Hep derim; Türkiye'ye ve İslam'a cephe alan 3 kişi bir araya gelse Amerika onları destekler.

Dostmuş!

Böyle dost, düşman başına...


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


Ibrahim Ibrahim 03.11.2019 22:37

Dost değil enbüyük düşman

Halime Erdoğan Halime Erdoğan 04.11.2019 06:25

Mükemmel yazı

Hülya Hülya 04.11.2019 15:30

Amerikanın dostluğu, tilkinin tavuğa dostluğu gibidir

Rüstem Ayrıç Rüstem Ayrıç 04.11.2019 20:27

Bunları ilkokul okumuş insanlar biliyor da ? Üniversite okumuş devlet yönetenler bilmiyormu ?

Mucahit kaya Mucahit kaya 08.11.2019 16:56

Ayıdan.post Kafirden dost Olmaz. Kalemine sağlık orhan abi

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık