• 29 Mayıs 2018, Salı 16:40
ORHANBAYLAN

ORHAN BAYLAN

Biz İstanbul’u Koruyamadık!

Biz İstanbul’u Koruyamadık!

 

Önce Malazgirt’te durdurmaya çalıştılar.

Yüz binlik orduyla yarısı kadar güce çullandılar.

Durduramadılar.

Avrupa’nın çanları çalmaya başladı.

Kardinaller, diakoslar, papazlar ve keşişler ağlayarak ordular topladılar.

Doğu’nun zenginliği ağızlarının sularını akıtan Avrupa’nın sefillerini, kendini ispat etmek isteyen şövalye ve baronları, inandığı muharref dinin müjdelerine kavuşmayı düşünen fundamentalist Hristiyanları ordu diye toplayıp defalarca İslam’ı ve onun sancaktarı Türkleri boğmak için yollara düştüler.

Her seferinde darbeler yiyip ya bir çukurda kurda kuşa yem oldular ya da daha perişan halde ülkelerine dönebildiler.

Sonra bir komutan çıktı.

Gencecik.

Doğu Romanın kalbini parçaladı kendi çizdiği Şah-i toplarla.

Ve mazhar oldu o güzel müjdeye.

O gün onunla beraber o surlara akan binlerce ile beraber.

Konstantinopolis feth edildi ve İslambol oldu.

Avrupa o gün karalara büründü.

Matem çanları çaldı durmadan.

Malazgirt’te durduramadıkları, Kudüs yollarında kendilerini perişan eden o Müslüman Türk şimdi 1500 yıllık Doğu Roma İmparatorluğunu bitirmiş, çağ kapatıp yeni bir çağ açmıştı.

Nasıl durduracaklardı.

Bu savaşçı ve mümtaz karakterli milleti nasıl alt edeceklerdi.

Bu korkuyla yaşadılar…

Ve zaman geçti, biz zaferlerimizin üzerinde yatarken, bizim korkumuzdan titreyen Avrupa, kendine başka kapılar aradı.

Ve Dünya’nın geri kalanını talan ettiler.

Bu arada sanayileştiler.

Ve bizim içimize, bizim içimizde asırlardır beraber yaşadığımız diğer dinlerden ve milletlerden insanları ifsad etmek için geldiler.

Misyoner dedikleri bu sözde Hristiyanlık propagandası yapan Cizvitler, Kapusenler, Domikenler, Lazaruslar, Katolik ve Ortodokslar ve en sonunda Protestan Evangelikler Osmanlı yurdunun her şehrinin her sokağında ya bir okul ya sağlık ocağı, hastane, körler okulu, elişi atölyeleri veya yetimhane ve hastane açtılar.

Önce Yunanlıları, sonra Bulgarları kışkırtıp bağımsızlıklarını kazanmalarını sağladılar.

Tabi bu arada Osmanlı o geniş ülkeyi korumaya çalışırken aynı zamanda defalarca savaştı.

1806-12, 1853 ve 1877 Osmanlı Rus savaşları.

Yunan Bağımsızlık savaşı.

Yeniçeri ocağının lağv edilmesi.

Kavalalı İsyanı.

Lübnan karışıklıkları ve özerkleşmesi.

Kıbrıs’ın işgali.

Mısır’ın işgali.

Cezayir’in elden çıkması.

Bütün bunlar işte Osmanlı’nın aynı yüzyılda yaşadıklarının bir bölümü.

Ve bu esnada misyonerler Ermenileri ve Arap’ların kulağına bağımsızlık şarkıları üflemeye devam ettiler.

Van, Sivas, Zeytun ve Sasun Ermeni isyanları da işte bu misyoner çalışmaları sonucu Osmanlı’yı meşgul eden ve dış devletlerin müdahalesine sebep olan bahaneler oldu hep.

Misyonerler bu arada açtıkları okullarla diğer dinlerden olan insanları devşirmekle kalmadı, Müslüman ahalinin çocuklarını da okutarak kendi kültürüne yabancı nesiller yetiştirdi.

Hatta öyle ki, Anadolu ve İstanbul, Selanik gibi şehirlerde bir çok üst rütbeli Osmanlı ailelerinin çocukları müstear isimlerle bu misyoner okullarına devam ettiler.

Sonunda öyle bir kültürel dönüşüm sağladılar ki; Müslüman ve Türk olduğunu söylemekten imtina eden, kendi kültür ve ananelerine burun kıvıran bir nesil peydah oldu.

Batı’nın bütün değerlerini hiç sorgusuz kabul eden, onlar gibi yaşamayı gelişmişlik ve medeniyet addeden bu yeni nesil devlet bürokrasisinin en tepelerine hakim oldu.

Anadolu’nun inançlı insanları hakir görüldü, ezildi.

Askerlik yapmaya ve vergisini vermeye memur edilen bir sürü olarak kabul edildiler.

Evet İstanbul’u feth ettik.

“Onu feth eden kumandan ne güzel kumandan, onu feth eden ordu ne güzel orduydu.”

Ama istanbul’u muhafaza edemeyen, “ her sengine yekpare Acem Mülkü feda” olası bu Dünya’nın en güzel şehrinin bir İslambol olduğunu kim söyleyebilir.

Büyük ve güzel kumandan Fatih Sultan Mehmet Han İstanbul’u feth etti ama biz onu koruyamadık!

Maalesef…

Ve bir zamanlar ordularıyla durduramadıkalrı Müslüman Türk'ü şimdi bu topraklara haps ettikelri gibi bir de bizi kültür emperyalizmiyle devşirdiler.

Ve içimizde ki devşirdikleri, devşirildiklerinin farkında olmadığı gibi, Müslüman Türk'ün yaşamı, inancı, dini bu diye dayatıyor bize.

En çok can yakan da bu zaten...

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


Ftm Gök Ftm Gök 29.05.2018 16:57

Aslında durumun herkes farkında ama bataklıkta çırpınan, çırpındıkça da batan nesiller olduk. Tanzimat dönemi yazarları da bu yanlış batılılaşma konulu eserler vermiş ama kendileri de pek matah tipler değilmiş. Çelişkilerle dolu yaşamlar...

Erol İleri Erol İleri 29.05.2018 17:16

1997 yılında meb'deki görevimden dolayı Mersin'e seminere gitmiştik.Tarsus Amerikan Kolejini gezelim diye düşündük.Etrafı surlarla çevrilmiş nizamiyesi olan bir okul.Bahçesinde bir kilise vardı.Sınıflarında Amerikan bayrakları vb.Burada öğrenim gören öğrencilerin ekseri çoğunluğun Türklerin çocukları olduğunu söylediler.Şimdi düşünün buradan mezun olan çocukların kime hizmet edeceğini.

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık