• 07 Ekim 2017, Cumartesi 23:13
ORHANBAYLAN

ORHAN BAYLAN

BİN YIL LAZIM

BİN YIL LAZIM...
Hamit Aytaç son devir yetişen ünlü hattatlarımızdandır.Son zamanlarda yapılan bir çok caminin hatlarını yapan kişidir.
Şimdi anlatacağım anekdot bu ülkenin 100 yıldır yaşadığı felaketleri göstermesi açısından çok önemlidir.
Her ilmin, dini hayatın, sanatın zaman içerisinde müktesabatı oluşur.
Ona şimdi "Know-How" diyor batılı.
Ama biz İslamiyetle kazandığımız müktesabatı öyle hoyrat bir şekilde harcadık ki; bunun dünya tarihinde bir başka milletin hayatında emsalini kimse gösteremez.
Dini müktesabatımızı son yıllarda türeyen, Batı'lı müsteşriklerden devşirme eserlerle yeni bir şey söylüyormuşcasına milletin dinini tahrif etmede kullanan sözde din adamlarımız yok etmeye çalışır halde ne yazık ki.
Tevarüs edemediğimiz ilmi melekelerimizi zaman içinde kendi kendimize kesip, Batı'dan ithal etmeğe bakarken, ne yazık ki bunu da elimize yüzümüze bulaştırarak yaptık.
Hele insanlık tarihine hediye ettiğimiz bazı sanatları ki, bir dönem kendi elimizle budadık, yok olması için yasakladık, uğraşanları mahkum ettik.
Dünyanın her tarafında talebe yetiştirmiş, eserleri tezyin etmiş olan Hamit Aytaç'ı bu Ülke; yazdığı nefis "Kırk Hadis" eseriyle mahkemelerde süründürmüştür.
Lanet olsun böyle zalim kafalara.
1960 ihtilali sonrası Hattat Hamit Bey'inde gidip eserlere süslemeler, yazılar yazdığı Paşabahçe tesislerinin başına bir albay tayin edilir.
Bu albay bir gün Hamit Aytaç çalışırken bir müddet onun arap alfabesiyle yazdığı yazıyı seyrettikten sonra:
"Hamit Bey; acaba bu yazılar gibi latin harfleriyle de güzel hatlar yazamaz mısınız" der.
Hamit Bey:
"Onun için BİN YIL lazım" diye cevap verir.
Çünkü o hat sanatının her ustası yeni bir şey geliştirmiş, bugün müze duvarlarında, cami mihraplarında, çeşme başlarında gördüğümüz , celi sulüs, talik, rika, kufi ve daha bir çok yazı çeşidi ortaya çıkmıştır.
Ama bir gün dünya tarihinde hiç bir ülkede olmayan bir uygulamayla bu memleketin evlatları cahil sayılmış, kökleriyle irtibatları kesilmiş, kütüphanelerinde ki 1000 yıllık eserleri okuyup anlayamaz hale gelmiştir.
Sadece alfabe değişimiyle kalınmamış, arap alfabesiyle basım yayım yasaklanmış, evlerinde bu tüğrde eser bulunanlara kovuşturma açılmıştır. 
1930 yılında matbaa da basılmakta olan Kuranı Kerim sayfalarının ciltlenmesi engellenmiş, bu basılı sahifeler kese kağıdı yapılmak üzere satılmıştır.
Komünizm döneminde, Taşkentte, Baku'de, Yugoslavya'da, Yunanistan Gümülcine'de; müslüman halkın arap harfleriyle kitap basmasına ve sahip olmasına yasak konulmamıştır.
Yani anlayacağınız; bu memlekette dini bizim dinimiz gibi, ismi bizim ismimiz gibi olan bir kısım yöneticilerin yaptığı zulmü; ne Yunan gavuru ne de komünistler yapmıştır.
100 senede kaybettiklerimizi elde etmek için maalesef 100 sene yetmeyecek kazanmak için.
Daha almamız gereken çok yol var...
Ve menzile ulaşmak için çok mücadele etmek gerek.
Tek avantajımız; ecdadımızın duası, bu milletin hafızasından silinmeyen müktesabatımız ve yolumuzun hak oluşuna olan imanımız....


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık