• 13 Ağustos 2017, Pazar 22:40
ORHANBAYLAN

ORHAN BAYLAN

ANKARA İLAHİYAT NİYE AÇILDI..!

ANKARA İLAHİYAT NİYE AÇILDI!!!

2.Dünya savaşı sonrası Dünya’da faşist eğilimli tek parti devletlerinin burunlarının sürtüldüğü ya da daha demokratik hayata başladıkları bir dönemdir.

Almanya ve İtalya gibi savaşın mağlupları bilhassa köklü değişimler yaşamış, Balkanlarda ve Türkiye’de devletlerin eski despotik yaklaşmlarını terk ederek daha demokratik bir hayata başlamalarına sebeb olmuştur.

İşte bunun getirdiği 1946 seçimlerine başka partilerin katılımına izin verilmesi, din hürriyeti konusunda talepleri artık karşılamanın hem toplumsal talebin arzusu, hem Batı’nın dayattığı bir zorunluluktu.

İşte Milli Şef İnönü’de Maarif Nazırı Hasan Ali Yücel’e İlahiyat Fakultesi kurulması için çalışmaları emrini verir.

İşte bundan sonrasını yıllar sonra Cumhuriyette ki ropörtajında açıkladığı gibi Hasan Ali Yücel’den dinleyelim.

“Biz İlahiyat Fakultesi için Milli Eğitimde ki arkadaşlarla çalışmalar yapmış, kapsamlı bir din eğitimi vermek üzere proğramlar hazırlamıştık.

Bir gün otobüsle bir yere giderken İnönü benden İlahiyat Fakultesi çalışmalarının nasıl gittiği hakkında bilgi istedi.Ben de;

“Efendim bakanlık olarak bir çalışma yaptık isterseniz size hemen takdim edeyim” diyerek çantamda olan proğram taslagını kendine uzattım.

Bir müddet taslağı inceleyen Milli Şef sonra kağıtlardan başını kaldırıp kaşlarını çatarak:

“Olmamış efendim olmamış.Ne bu Usulu Tefsir, Usul-u Hadis, Kelam, Arapça metin, Arapça sarf Nahiv, Osmanlıca,…Olmaz böyle olmaz..” dedi.

Sonra sertçe :

“Kaleminizi çıkarın not alınız.İşlenecek dersler; Felsefe, Psikoloji, Tarih, soyoloji, İngilizce veya Fransızca.”

“Aman efendim adı üzerinde burası İlahiyat Fakultesi ve halkın din adamı beklentisi var.Felsefe mantık sosyoloji mi öğreteceğiz sadece” diye atıldım der.

İnönü:

“Hayır elbette sadece bu dersleri okutmayacağız.Bunların önüne birer din kelimesi koyun, bu dersleri öyle okutunuz.Din felsefesi, din psikolojisi, din sosyolojisi, İslam tarihi, İslam hukuku tarihi.gibi.”

İşte 1949 yılında açılan Ankara İlahiyat Fakultesi böyle bu derslerle açıldı.

Bu okulun birincil açılma nedeni; toplumda o dönem büyük ihtiyaç olan din adamı yetiştirmek gayesi değil, müsteşriklerin 150 yıldır yaptıkları çalışmalara uygun dilleri kullanan ünvanlı din adamı yetiştirmekti.

Buranın kadrosu o dönem ceberut dini baskı döneminin alt yapısını uyarlayan genelde hukukçu profesörlerdi.

Ve hemen hemen istisnasız büyük bir ekseriyeti masondu.

Müsteşrikler, Mısır ve Hindistan’da etkili olmuşlar ama Osmanlı padişhalarının tavizsiz tutumları nedeniyle Osmanlı hinderlandında çok etkili olamamışlardı.

Ama Mısır’da herkesin malumu olduğu gibi C.Efgani ve M.Abduh, Hindistan tarafında ise Seyyit Ahmed Han ve Fazlurrahman modernist/reformist akımın öncüsü olmuşlardı.

Yeni Türkiye’yi kuran kadro önce dini topğlum hayatından çok pozitivist ve faşist bir yaklaşımla yok etmek için çalışmış, ama insan fıtratının buna izin vermediği tezinin tarihi gerçekliği bu coğrafyada da vaki olmuş ve yok edilememiştir.

Yok edemiyorsan, tahrif edersin.

Yok etmekten beter bir haldır.

1923’den itibaren Batı’yı Kabesi gibi gören Cumhuriyeti kuran kadronun İslami ilimlere bakışı da elbette Batılı aydınlanmacıların bakış tarzı gibi olacaktı.

Aslında; Mustafa Kemal, İnönü ve Celal Bayar; Batı rönansının sonuçlarından biri olan pozitivzmi bütün ruhlarıyla iman etmiş ve hayat gayesi edinmiş ilk 3 Cumhurbaşkanıydı.

Pozivitizmin çıkış noktasıyla, Batı rönansının kiliseye başkaldırısının ana omurgaları ve sorgulamaları aklı ön plana alan bakış tarzıdır.

Haliyle İnönü’nün Mustafa Kemal’den aldığı ilhamla dini hayattaki bir okulu bu bakışa uygun dizayn etmesi, sonrası gelen karşıtmış gibi görünmesine rağmen aslında kendilerinden öncekilerden zerre kadar farkı olmayan Bayar’ında aynı şekilde bu okulları devam ettirmesi sonucu Türkiye İslami ilim çevrelerinde “Ankara ekolu/okulu” denilen modernist/reformist bir akım ortaya çıktı.

Bunlar dini menşeli ilk Profları yetiştiren okul olduğu için, İslam Enstitülerinin ve sonrası açılan İlahiyat fakultelerinin en doğal yöneticileri oldu.

Tabi Diyanet İşleri Başkanlıkları da işte bu okullardan mezun olan Prof. Titrli insanlara tevdi edildi.

Prof.Süleyman Ateş sonrası gelen DİB başkanlarından 2 tanesi hariç hepsi bu okuldan mezundur.

Bu okulun yıllık ders proğramını herkes internetten inceleyebilir.

Temel İslami bilimlerin kaç saat öğretildiğini toplam kaç saat Kuran, Arapça, Fıkıh, Hadis, Kelam, Siyer gibi dersleri aldıklarını rahatlıkla inceleyebilirler.

Yüksek İslam Enstitüleri İmam-Hatip Lisesi mjezunlarını aldığı halde, Ankara İlahiyat 80’li, yıllara kadar sadece lise mezunu almıştır.

Hayatında hiç Kuran ve Arapça dersi almamış birinin 4 yıllık eğitimde bu derslerden biri için aldığı toplam saat 112 saat.

%30 devamsızlık hakkını kullandığını da varsayarsak, 80 saat Kuran dersiyle Vaiz/vaize, Müftü, Kuran öğreticisi olarak tayin edildiler bunlar.

Bunların 4 yılda gördüğü toplam İslami İlimleri; Doğu’daki Hızan, Tillo, Harran’da  mele yetiştiren medreseler, burun kıvırdıkları İsmailağa ve Süleymancı Kuran Kurslarının daha yeni başlayan talebeleri 6 ayda alıyor.

Tekamüllerini geçtim.

Bazı istisnaları olmak kaydıyla; Ankara İlahiyat bu ülkenin dini hayatını ifsat etmek amacıyla açılmış fakıultedir ve bunda maalesef başarılı da olmuştur.

Ankara İlahiyat üzerine bir çalışma yapmış olan bir akademisyenin sözleriyle bitirmek istiyorum:

“Batı’da teoloji okulları bütün dinleri iyi bilen ama aynı zamanda iyi birer hristiyan yetiştirmek üzere kurulmuştur.

Ankara ilahiyat İslam din adamı yetiştirmek üzere değil, seküler İslam alimi yetiştirmek üzere kurulmuş gibidir.”

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık